Akdeniz, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye için her zaman kırmızı çizgi oldu.
Doğu Akdeniz, zengin hidrokarbon rezervleri ve küresel ticaret rotalarının kesişim noktasındaki konumuyla 21. yüzyılın da en dinamik jeopolitik sahnelerinden biri hâline geldi.
Akdeniz bağımsızlığımızın ve ekonomimizin olmazsa olmazı. Bu coğrafyanın kalbinde yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), yarım asrı aşkın süredir varoluş mücadelesi veriyor. Bugüne kadar denenen müzakere süreçleri, Güney Kıbrıs Rum tarafının adadaki yönetimi ve refahı eşit paylaşmaya yanaşmaması nedeniyle kesin olarak tıkanmıştır. Bu tıkanıklık, adadaki gerçeklerin rasyonel ve gerçekçi bir diplomatik çerçevede ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Ankara-Lefkoşa hattında kurulan güçlü bağlar, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıl dönümü kutlamalarıyla uluslararası kamuoyuna bir kez daha ilan edildi. Törenlerde Türkiye’yi temsil eden Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, uluslararası topluma seslenerek net mesajlar verdi. Yılmaz, Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne indirgemeye çalışan köhne yaklaşımların miadını doldurduğunu vurguladı. "Kıbrıs'ta iki ayrı halkın, iki ayrı demokrasinin ve egemen devletin varlığına dayanan bir iş birliği zemini, bölgesel barışa en büyük katkıyı sağlayacaktır" diyerek Türkiye'nin garantörlük haklarından asla taviz vermeyeceğini bütün dünyaya ilan etti.
Bu tarihî süreçte Ada’da bulunan bir diğer önemli aktör ise AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu idi. Zorlu, Doğu Akdeniz’deki enerji arz güvenliğinin ve bölgesel dengelerin Türkiye ile KKTC dışlanarak inşa edilemeyeceğini savunarak KKTC'nin Türk Devletleri Teşkilatındaki (TDT) gözlemci üyelik statüsünün önemine dikkat çekti ve egemen eşitlik temelinde Kıbrıs Türklerinin hak ettiği küresel konuma gelmesi için Türk dünyasının proaktif bir diplomatik seferberlik yürütmesi gerektiğini belirtti...
Ankara-Lefkoşa hattındaki bu ziyaretler, adadaki Türk varlığının geleceğine dair sarsılmaz kararlılığın en somut diplomatik nişanesi elbette. Türk dünyasının entegrasyon süreci, Hazar Havzası’ndan Doğu Akdeniz’e uzanan kesintisiz bir jeopolitik hat oluşturmayı zorunlu kılıyor.
Vizyonun en kritik ayaklarından birini, Bakü ile Lefkoşa arasındaki ilişkilerin resmiyet kazanması olacaktır. KKTC devlet kademelerinin de vurguladığı "Bir Millet, Üç Devlet" felsefesi, doğrudan reel politiğin de ötesinde oldukça net bir mesajdır.
Azerbaycan, Karabağ’da kendi toprak bütünlüğünü tescil ederek çok büyük bir kazanım elde etti. Bu zorlu mücadele günlerinde Türkiye’nin her anlamda verdiği yardım ve destekleri hatırlamakta fayda vardır. Kıbrıs Türk halkının izolasyonlara karşı yürüttüğü mücadele de meşru bir egemenlik arayışıdır zira. Azerbaycan'ın KKTC’yi tanıma adımı, küresel çifte standartlara karşı ilkesel bir meydan okuma olacaktır. Azerbaycan'ın KKTC’yi resmen tanıma hamlesi, diğer Türk Cumhuriyetleri için de güvenli bir şemsiye oluşturacak ve TDT’nin küresel bir güç odağına dönüşmesini hızlandıracaktır.
Burada altını çizmekte fayda var. Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan dâhil bütün Türk Cumhuriyetleri’nin devletleşme süreçlerinde resmî olarak ilk tanıyan ülke Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Rusya’ya rağmen bu resmî tanınma gerçekleşmiştir.
Şimdi Türk Cumhuriyetleri’nin bütün bagajlarını bir kenara bırakarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kırmızı çizgisi olan KKTC’yi tanımaları gereği vardır ve bu kısa zamanda gerçekleşmelidir. Bütün Türk halkının beklentisi budur.
Azerbaycan birkaç kez “tanıma” noktasında müspet yönde görüş bildirmiş bir ülkedir. Nitekim Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, KKTC Cumhurbaşkanı ile uluslararası zirvelerde yan yana gelmekte ve devlet protokolü uygulamaktadır. Aliyev, bir “Azerbaycan-KKTC Parlamentolar Arası Dostluk Grubu" da kurmuştur. Bu heyetler sık sık Bakü ve Lefkoşa'da resmî olarak ağırlanmaktadır.
Türk Cumhuriyetleri’nin Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası yapıların sert siyasi ve ekonomik yaptırımlarıyla karşı karşıya kalmamak için KKTC’yi resmen tanıma sürecini dikkatli yönetmeleri anlaşılabilir bir durumdur ancak hep birlikte adım attıklarında bu destek çığ gibi büyüyecek ve olası tepkilerin sesi kısılacaktır.
TDT’nın gücünü katlayacak bu kabil bir gelişme Adriyatik’ten Tanrı Dağlarına bütün Türk milletine derin ve büyük bir zafer kazandıracaktır.

