Tarih, kâğıt üstünde yazılan maddelerden ibaret değildir; milletlerin irfanıyla, sabrıyla ve akılla ördüğü çetin bir yürüyüşün adıdır. Türkiye, işte bu yürüyüşün en kırılma noktalarından birinde, hafızasını tazeleyerek yeni bir sabaha uyanıyor.
İdrakimize giydirilen prangaları kırmanın, tarihin bizi çağırdığı o muhkem kavşakta hesap sormanın değil, hesap görmenin vaktidir. Uçurumlardan düşen bir neslin dramı ne trajedidir ne de komedi; yalnız bir çöküştür.
Dünya ahlaki, hukuki ve siyasi krizlerin gölgesinde savrulurken; jeopolitik rekabetlerin ve ekonomik gerilimlerin uluslararası sistemi sarstığı kaotik bir dönemden geçiyoruz. Devlet dışı silahlı aktörlerin, organize göçlerin merkez üssü olan bu coğrafyada, Türkiye'nin varlığını koruması hayati bir meseledir.
Önümüzde asırları şekillendirecek bir fırsat penceresi aralandı. TBMM Adalet Komisyonunda günlerdir konuşulan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", yarım asırdır bu milletin canını yakan kanlı bir dönemi devlet aklıyla kapatmanın ilk hamlesidir.
Yıllardır buğdaya su yürütür gibi terörle mücadele ediyor bu aziz devlet. Güvenlik güçlerimiz dağda, sınır ötesinde destanlar yazdı. Ama biliyoruz ki kronikleşmiş yaralar sadece askerî tedbirlerle kapanamaz; siyasi ve demokratik aklın da devreye girmesi şarttır. MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu o irade ve Sayın Cumhurbaşkanı’mızın dirayetiyle devlet politikası hâline gelen "Terörsüz Türkiye" hedefi, geçici bir siyasi heves değil, bu milletin ortak yeminidir.
Tabii ortalıkta yine o bilindik gürültü kopuyor. Kimi çıkmış "müzakere" diyor, kimi "pazarlık" diyor. Buradan çok net söyleyelim; devlet kimseyle pazarlık masasına oturmadı, oturmaz! Ortada olan şey, terör örgütünün silah bırakma kararlarının devletin meşru organları tarafından teyit edildiği, sınırları sıkı sıkıya çizilmiş kontrollü bir tasfiye sürecidir. Muhataplık dediğimiz şey ise taviz vermek değil, egemen devletin şartlarının kayıtsız şartsız kabul edilmesidir.
PEKİ… TERÖRSÜZ TÜRKİYE’DEN KİM RAHATSIZ? VE NEDEN?
Terörün sona ermesinden, silahların susmasından, örgütlerin tasfiye edilmesinden, çocukların dağa değil okula gitmesinden, şehirlerin korkuyla değil üretimle anılmasından kim rahatsız olabilir? Elbette devletin attığı her adım eleştirilebilir. Kanunun her maddesi tartışılabilir. Ama hedef ile yöntemi birbirine karıştırmamak gerekir.
DEVLETİN ŞARTI BELLİDİR
DEM Parti’ye “Teröre cephe alın, Türkiye partisi olun” denilmesi… Abdullah Öcalan’a terörün tamamen sona erdiğini ve örgütün kendisini feshettiğini açıkça ilan etmesi çağrısında bulunulması… Bunların neresinde Türkiye’nin aleyhine bir talep vardır?
Eğer amaç gerçekten terörü sona erdirmekse, terör örgütünün üzerinde etkisi bulunan aktörlerden açık ve kesin bir tasfiye iradesi istemek neden yadırganmaktadır? Burada bir pazarlık değil, devletin şartı vardır: Silah bırakılacak. Örgüt tasfiye olacak. Terör siyasetin aracı olmaktan çıkacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet geleneği, merhamet ile zaafı birbirine karıştırmaz.
TÜRK MİLLETİ RÜZGÂRA GÖRE EĞİLENLERİ TANIR
Meselenin bir de siyaset ahlakı tarafı vardır. Türk milleti, asırlardır bu coğrafyada varoluş mücadelesi verirken rüzgâra göre eğilenleri her zaman tanımıştır. Vatanseverlik, güzel kelimelerin arkasına saklanarak değil; dün neysen bugün de o kalarak gösterilir.
Dün terörle arasına mesafe koymak yerine siyasi hesaplarla ittifak arayanların, bugün terörün tasfiyesi için atılan adımları itibarsızlaştırmaya çalışması dikkat çekicidir. Millet, kimin hangi rüzgârda hangi yöne döndüğünü asla unutmaz.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE, TERÖRSÜZ BÖLGE
MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin bu hedefi "Terörsüz, İstikrarlı Bölge" fikriyle ele alması yalnızca bir iç güvenlik meselesi değildir. Suriye, Irak, İran ve bütün yakın coğrafya; enerji yolları, göç hareketleri ve vekil örgütlerle Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkiliyor. Türkiye, sınırlarının hemen ötesinde aynı yapının başka bir isimle yeniden yeşermesine izin veremez.
İşte bu yüzden Terörsüz Türkiye aynı zamanda daha güçlü, bağımsız ve müessir bir Türkiye demektir.
KİMİN İŞİNE YARIYOR?
Bir siyasi tutumun sonucundan kim fayda sağlıyor? Türkiye’nin içeride zayıf, sürekli terör tehdidi altında kalan bir ülke olarak kalması kimin işine yarar? Terörsüzleşen bir Türkiye’nin bölgesinde daha bağımsız hareket etmesinden kim rahatsız olur? Bu soruların cevapları, bugünkü tartışmaların arka planını anlamak bakımından hayati önemdedir.
MUHALEFETİN MİLLÎ SORUMLULUĞU
Muhalefet elbette eleştirecek. Fakat muhalefet etmek, milletin ortak çıkarına muhalefet etmek değildir. Bir hükûmetin yanlışını göstermek başka; devletin doğru yaptığı bir işi sırf hükûmet yapıyor diye yanlış ilan etmek başkadır. Terörün sona ermesi konusunda ortak bir iradede buluşmak, iktidara teslim olmak değil, Türkiye’nin ortak geleceğinde buluşmaktır.
TARİHÎ FIRSATLAR HER MİLLETE NASİP OLMAZ
Şimdi önümüzde önemli bir eşik var. Komisyondan geçen düzenlemenin Genel Kurul aşaması, ardından uygulanması ve sahadaki sonuçlarının dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Devlet, söze değil fiile bakmalıdır: Silah bırakılmalı, örgütsel yapı tasfiye edilmeli, finansal kanallar kesilmelidir. Fakat bütün bunlar yapılırken hukuk daima devletin pusulası olmalıdır.
Türkiye’nin önünde tarihî bir fırsat penceresi bulunmaktadır. Bu pencereyi ne hamasetle ne de siyasi hesaplarla yönetebiliriz; devlet ciddiyeti, sabır ve milletin ortak aklı gerekir.
Terörsüz Türkiye, herhangi bir siyasi partinin seçim projesi değildir. Başarıya ulaşırsa kazanan Türkiye Cumhuriyeti olacaktır. Kaybeden ise Türkiye’nin enerjisini yarım asırdır tüketen terör düzeni ve vesayet odakları olacaktır.
Şimdi herkes kendi yerinde durmalı ve tarihe bakmalıdır.
Bizim durduğumuz yer belli; Devletin yanında, milletin yanında, hukukun içinde ve Türkiye’nin istikametinde.
Silahların sustuğu yerde yalnızca sessizlik değil, yeniden hayat başlayacaktır. Dağa giden yollar kapanırken fabrikalara, okullara, bilime ve geleceğe giden yollar açılacaktır. Türk milleti artık terörün gölgesinde yaşamayı değil, kendi tarihinin ışığında yürümeyi hak ediyor.

