Sosyal Medya denen âlemin bir tarafıyla ne kadar zararlı olduğu bilinmekte. Ama aynı sosyal medya, bir tarafıyla da gizli-saklı çok şeyi açığa çıkararak hizmet yapmakta…
Osman Yüksel Serdengeçti, şu günlerde hakkı olan hakiki, samimi ve serdengeçti bir dâvâ adamıydı. 3 Mayıs 1944’te Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesindeyken talebe hâdiseleri yaşandı. Olaylarda yer alan Osman Yüksel, felsefe bölümü 3. Sınıftaydı. Mahkemeye sevk edildi. Yargıç, tevkifine karar verdi. İddianamede isnad edilen suç, "Türkçülük Turancılık yapmak"tı... Maznun, Müslüman Türk’tü ve inkılaplara rağmen hâlâ sesi çıkan az sayıda vatanseverden biriydi.
Ceza usulüne göre tutuklanan biri, ne yapılır? Suçun işlendiği yerdeki cezaevine yollanır. Bu vak’ada ise önce vilayet makamına sonra da örfî idare olan İstanbul’a yollandı. Ankara Valisi ve Belediye Reisi olan Abdullah Nevzat Tandoğan’ın makamına getirilen Osman Yüksel Serdengeçti’ye sarf ettiği kirli sözler, bir devrin ceberutlarının bu millete ve onun din, örf, âdet ve değerlerine karşı duydukları kin ve öfkenin açığa vurulmuş ikrarıydı. Dindarlara, milliyetçilere ve solculara karşı husumet duyulan bir tavır. Bu tavır, bir zaman sonra "aşırı sağa da, aşırı sola da karşıyız!" diye bir meşruiyet arayışına sığınacaktır.
Vali, karşında vakarla ayakta duran bir Anadolu gencine hışımla şöyle bağırdı:
-Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız, komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz vardır. Birisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek, ikincisi askere çağırdığımızda gelmek!!!...
Vali Bey, bu sözleriyle Adliye Vekili olamadı ama Ankara’da bir yere "Nevzat Tandoğan" ismi verildi. Çok yıllar sonra 2015’te burası "Anadolu Meydanı" yapıldı. Darısı, Sabiha Gökçen Havalimanına. "Kurtköy Havalimanı" olması hakkıdır.
O vali, bugün hayrla yâd edilmiyor. Türkçülük Turancılık dâvâsında zulüm gören Anadolu gençlerininse fikirleri iktidar, hayalleri hakikat, rüyaları TDT diye hayat buldu.
Rahmi Koç’un naklettiği şakanın yer aldığı kaynak, sosyal medyaya düştü. Bu bir kitap. Kitapta olayı anlatan bir jinekolog hekim. Bu zengin doktor, Kalamış’taki malikanesinde günler-geceler tertiplemekte, konuklar yiyip-içip dans ederek eğlenirken bazıları da sandalla denize açılmaktadırlar. Jinekoloğun âdeti, gelen misafirlerine marifetlerini fıkra niyetine anlatmaktadır. Dinleyenler de yılışa yılışa gülmekteler. Türkiye’yi ayağa kaldıran Koç naklinde bir hafıza yanılması görülüyor. Kaynak, 1930’lu 40’lı yıllarda Kadıköyü’nde hekimlik yapan jinekolog Mahmut Ata’nın hatıralarıdır. Hâtırada mevzu olan, bir kadınla eşidir. Çarşaflı, peçeli olduğu yazılan, aslındaysa ahlâksız olduğu iddia edilen kadın, kitapta "kadın" kocası "köylü" diye anılmaktadır.
Biz, bunları okuyunca Nevzat Tandoğan’ı hatırladık:
Eski Ankara Valisinin "ulan öküz Anadolulu!" diye aşağılamasıyla bu kitapta kullanılan "köylü" kelimesi, aynı zihniyetin bakışıdır. Bir hasta ile eşi bir muayenehaneye gelmişlerse onlardan "hasta ve eşi" yahut "hasta ve beyi" diye söz edilebilirdi. Jinekolog doktor, muayene için gelen kadını tasvir ederken, kocasından sadece "köylü" diye söz etmektedir. "Köylü", Koç versiyonunda "Kürt" olmuş. Kitapta yazılanlara göre bu paylaşımlar, doktorun âdetidir. Hastalarının bu gibi taraflarını yakalayınca misafir kabul gün ve gecelerinde bunları anlatmakta ve Beyaz Türkler de katıla katıla gülmekteler. Devir, II. Dünya Harbidir. Ekmek karneyle bulunabilmektedir. Onların gözünde "öküz" olan Anadolu insanı, bu hâldeyken bir yerlerde gamsızlık bu raddededir. O gün fıkra bugün şaka diye anlatılan, aslında şeytânî bir zekânın mahsulüdür.
Çünkü:
Kitapta kadınının dış görünüşünün aksine kocasını aldatan bir ahlâksız olduğu iddia ediliyor. Kocanınsa saf ve cahil olduğu tasviri yapılıyor. "Köylü" diyerek de aşağılanıyor. Bunlar olunca da sosyal medyada bugün kimin kiminle evlendiği gibi malumatlar dökülmeye başladı. Bilmiyoruz ki "men dakka dukka!" dersek Sn. Koç anlar mı?
Şu tasvir edilen vak’ada o "köylü"nün öyle bir ünlü jinekoloğa eşini muayene için götürmesi bize inandırıcı gelmiyor. Anlatılanlar doğruysa iki zavallı vatandaş söz konusudur. Ekmeği karneyle alabilen bu insanlar, o devirde ebeye bile gidemezdi…
Olsa olsa halkın sosyete dediği bu topraklardan kopmuşların, kendi aralarında yaşadıkları, burada çarşaf, peçe köylü gibi kelimelerle peçelenmiştir.
İster doğru, ister kısmen doğru olsun.
Neticede hatırayı nakleden bir hekimdir.
Demek oluyor ki "Hipokrat Yemini"yle bu kadar oluyor. Tek Parti devrinde Eski Yunan’ın mesleki disiplini, bizdeki tıp mezunlarına da meslek icra etme mecburiyeti olarak getirildi. Aslında o and’da da hekimin ahlâklı olması, hasta mahremiyetini koruması istenmekte. Ama ithal reçeteyle caydırıcılık kurulamıyor.
Sadece meydanların, hava meydanlarının isminin değişmesi yetmez. Bu milletin varoluş değerlerine dönebilmesi için yapılacak daha çok iş var...

