Şu mübarek Anadolu topraklarının mübarek anaları, hangi aidiyetten gelirse gelsin; hepsinin müşterek vasfı, "Müslüman kadın" olmasıdır. Müslüman kadın yahut Kadın Ana olmak demek, hayalı, iffetli, edebli, namuslu, sabırlı, fedâkâr hanım demektir. Onlar, her zorluğa ve her zulme rağmen bu topraklara, bu toprakların mukaddeslerine aykırı davranmadılar. Hâşâ, ne Ezâna, ne Namaza, ne Bayrağa, ne Devlete ve ne de Millete ihânet ettiler.
Bağırlarına taş bastılar, göz pınarları kurudu fakat emperyalizmin değirmenine su taşımadılar. Bu analar, Kürt’üyle, Türk’üyle ve diğer aidiyetleriyle evlâdlarını kurtarmaya ve onları kurtararak devleti korumaya çalıştılar. Yarım asır boyunca bölücülük, şiddetin her türlüsünü kullanmasına rağmen sonunda teslim olmak zorunda kaldıysa; bunu, en evvel o iffet âbidesi analara-bacılara, bu toprakların eli öpülesi Müslüman Kadınlarına borçluyuz.
Bugün "Terörsüz Türkiye" şafağına varmışsak; bu zaferin bir numaralı kahramanı, o analar, bacılardır. Kadın Analar, fedâkârlığın en ağırına katlanarak kocalarına destek oldular, evlâdlarına kol kanat gerdiler.
Bu insanları, cılk şaka malzemesi yapmak zulümdür. O pespâye şakaya gülmek acınası bir hâldir.
Atalar, "latife latif gerek" demişler.
Latife zariftir, hikmet ve ders doludur.
Şaka içinse burada tekrarı kalem terbiyemize yakışmayan ikazlar yapılmıştır.
Nitekim yine ecdadın ikazı vardır.
O ikaz çok serttir.
Biz, daha mutedil olanı tekrar edelim:
-Kaval çalmasını bilmeyen çoban, sürüye kurt getirir!
Rahmi Koç, her aidiyetten her vatandaşın nefret ve tepkisine yol açan o hastalıklı şakayla Koç Holding’e ziyan verdi. Bu yapılan, Sadberk Hanım Müzesinin kurucusu ve Rahmi Koç’un vâlidesi merhume Sadberk Hanım’ın, o değerli kadının kemiklerini sızlatmıştır.
Hem Sn. Rahmi Koç ve hem de yanında bulunup da bu münasebetsizliğe şahit olunca en azından soğuk duracaklarına bel altı şakaya aynı tarzla gülenler, hayatlarının hatasını işlediler.
Rahmi Koç, devirdiği bu çamla 90 milyonun kalbini kırdı. Zannederiz şimdi şöyle düşünüyordur:
-Keşke bu kadar uzun yaşamasaydım da şu hâllere düşmeseydim!
Demek ki erzel-i ömür, türlü şekillerde tecelli edebiliyor.
Özür, insana verilmiş bir fırsattır.
Özür dilenmesi isabetli olmuştur.
Şu var ki özür, tövbe ile anlam kazanır!
Bu yaraya köklü çâre bulmak gerekir.
Üç satır özürle geçiştirilemez.
İnsanın haysiyeti bu kadar ucuz değil.
On binlerce kadının iffet, hayâ ve namusuna hakaret edilmiştir. Aklına eseni, sorumsuzca ve şuursuzca söyle sonra da özür dile ve kenara çekil. Bu olmaz! Bir kimse Rahmi Koç’un fötr şapkasına bir şeyler dese acaba başına ne gelirdi?
Bu sebeple:
Bu olayda özür dileme ve tövbe, atılması gereken adımların ilkidir. Fakat hem Sn. Rahmi Koç’un ve hem de O’na destek verecek olan Koç Holding’in edâ ile mükellef oldukları mutlak borçları vardır. Rahmi Koç ve Koç Holding, Millî Eğitim Bakanlığıyla bir mukavele yaparak 10 (on) bin yoksul Türk çocuğunun ve 10 (on bin) bin yoksul Kürt çocuğunun anaokulundan üniversite mezuniyetine kadar bütün masraflarını üstüne alarak samimiyetle fiilî tövbe ve fiilî özür göstermelidir. Yoksa "benim oğullarımın adı da Mustafa’dır, Ali’dir!" gibi savunmalar cılız kalır. Sıkışınca "benim babam da hacı!" demeye veya 28 Şubat icracılarından İst. Üni. Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun karşımızda acze düşüp "benim anam da örtülü!" demesine benziyor.
Tavsiyelerimiz hayat bulursa; mazlum kadınlar, kırık kalbler, o zaman bu ayıp, suç ve günahı affederler…
Fildişi kuleden çıkılırsa bunlar görülür.
Gelelim bu vahim mes’elenin diğer tarafına:
Sn. Devlet Bahçeli, neden şöyle dedi?
-Bir latife yapılmıştır, büyük bir şirketimiz ve onun başındaki isim, lince uğramamalı!
Aynı soru CHP için de sorulabilir:
Sn. Devlet Bahçeli, neden "CHP, bir parti içi kavgaya sürüklenerek ülkenin barış ve istikrarına ziyan vermemeli" diyor?
Kimsenin aklından bile geçiremeyeceği biz zamanda Devlet Bey, Abdullah Öcalan’la alakalı en ileri tekliflerde bulundu. Herkes, şaşırmıştı! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "iç cepheyi tahkim etmeliyiz!" teklifi, böylece ete ve kemiğe bürünmüş oldu.
Ne var ki:
Yola çıkılmış olsa da henüz menzile varılamamıştır.
Siyonist yılan, İran, Irak, gibi ülkeler üzerinde bizzat çalışmakta, Kazakistan’a ise Güney Kıbrıs’tan taşeron göndermekte ve Türkistan’ın tecrübe eksikliği içindeki liderlerini avlamaktadır.
Devlet Beyin de bizim de derdimiz, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’yi âcilen gerçek ve muhkem hâle getirmektir.
Şunu hep birlikte düşünelim:
Namuslu, hayâlı, iffetli Kürt ana ve bacılarımıza dair yapılan o çirkin komedi patavatsızlığı üzerine MOSSAD ajanları, avladıkları bazı Kürt gençleri tahrik ederek aynı anda 10 vilayetimizdeki Koç mağazalarında yangın çıkartmış olsalardı, 6/7 Eylül 1955 olayları gibi bu mağazalar küle dönerken yağma yaşansaydı; memleket çapında manzara, nasıl bir faciaya bürünmüş olur ve Terörsüz Türkiye yürüyüşü ne vaziyete düşerdi? Nitekim bu satırları yazarken Oto Koç’a silahlı saldırı olduğu ve iki kişinin nezarete alındığı haberi basına intikal etti.
Mühim olan facia gelmeden tedbir almaktır.
Özür, fazilettir, tövbe ferdîdir fakat üçüncü kişilerin mağduriyetini telâfi için yetmez:
-Rahmi Koç ve Koç Holding 20 bin fakir gencin tahsil masrafını yüklenmelidir.
-Sn. Koç, Koç Holding’in Şeref Başkanlığından da ayrılsa iyi eder.
-MİT ve Emniyet, Türkiye çapında ne kadar Koç mağazası varsa buraları kollayıp gözetmelidir.
Söz deyip geçmemeli.
Bir söz ile fitne çıkabilir.
Fitne yani bozgunculuğun; toplumu birbirine düşürmenin insan öldürmekten beter günah olduğunu Kur’ân-ı kerîm, Bakara sûresinde haber vermekte.
Yunus Emre de şöyle demekte:
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ ede bir söz!

