CHP’deki derin yarılma, artık onarılamayacak noktaya gelmiş bulunuyor. Hâlihazırda olanlara iki açıdan bakılabilir. Bir tarafta Kılıçdaroğlu’nun zamanı sakince kullanması… Diğer tarafta Özgür Özel’in aceleciliği…
“Erişir menzil-i maksuduna aheste giden/Tîz-i reftar olanın pâyine dâmen dolaşır…" Yani (Yavaş ve sağlam adımlarla giden, varmak istediği menzile ulaşır. Acele edenin ise etekleri ayağına dolanır…) 21 Mayıs’ta açıklanan mutlak butlan kararından bu tarafa, CHP’de, özet olarak yukarıdaki iki durum paralel yaşanıyor. Karar açıklanır açıklanmaz, Özgür Özel ve destekçileri, hemen istinaf mahkemesinin kararına karşı temyize başvurdular. Hâlbuki, temyize başvurmazsalar, mahkeme kararı on beş gün zarfında kesinleşecek ve başka bir hukuki durum vukua gelecek. Özel ve taraftarları bir nevi kendi ayağına ateş etmiş oldu. Buna karşılık Kemal Kılıçdaroğlu ne yaptı? Kararı temyiz eden CHP’nin iki avukatını azletti. Ama dikkat ediniz, temyiz müracaatını geri çekmedi!.. Temyiz süreci devam ettikçe, Kılıçdaroğlu için kontrolü sağlama ve yeni kurultaya gitme noktasında önemli avantajlar söz konusu. Butlan kararından sonra, Özel ve taraftarları acele hareket ederek, aleyhlerine iki farklı durumun gelişmesini bizzat temin ettiler. Hem temyiz yoluna giderek bahse konu kararı açıkça tanımış oldular. Hem de bu kararın devamında, kendileri geçici bir durumu kalıcı fayda olarak gördüler. Yani Özel’in Kapalı Grup Toplantısında kendisini Grup Başkanı seçtirmesi, ikinci defa onun butlan kararını tanıdığının tescili oldu! Kısa bir müddet için başarılı hamle olarak görülen adım, esasen aleyhte bir gelişmeye kapıyı ardına kadar açıverdi.
Özel ve destekçilerinin en başta gözden kaçırdıkları husus şu idi: Butlan kararı ile birlikte istinaf mahkemesinin verdiği tedbir kararı… Bu tedbir kararı, bir kere Kılıçdaroğlu’nun eline olağanüstü yetkiler veriyor. O da bunları bir bir kullanıyor. Bu arada oldukça sakin davranıyor ve itidalli hareket ettiği yolunda müspet intiba veriyor… Özgür Özel ve çevresi ne kadar hırçın ve uzlaşmaz davranıyorsa, beri tarafta tam tersine Kılıçdaroğlu oldukça esnek ve uzlaşmaya taraftar görüntüsü veriyor.
Burada bir noktaya dikkat çekmek icap ediyor. Özel’in sert ve uzlaşmaz tavrı, sadece kendisinin fikri midir? Kesinlikle hayır!.. Direnişin bu denli sert biçimde ortaya konmasının altında Ekrem İmamoğlu faktörü yatıyor!.. Bazıları çok farkında olmayabilir, ama İmamoğlu’nun CHP’deki bariz etkisi, en başından beri bu süreçlerin tetikleyicisi oldu. CHP’nin kimyasını değiştiren bu faktörün bundan sonrası için de aynı şekilde etkili olması hiç şaşırtıcı olmaz. Böylece CHP’de hızla yaklaşan kaçınılmaz sonun ne olacağını da kestirmek zor olmaz. CHP’deki derin yarılma o kadar büyüdü ki, bundan sonra iki yakanın bir araya gelmesi mümkün görünmüyor… Özgür Özel, İmamoğlu tarafından telkin edilen direniş pozisyonunu yürütürken de acelecilikten kurtulamadı. Hamleleri bu sebeple kısa ömürlü oldu. “Baba ocağını terk etmiyoruz” dediği genel merkez direnişi, hiç gereksiz bir gerilimin ardından, polis müdahalesiyle son buldu. Özel “Geri almak üzere 'baba ocağı'nı terk ediyoruz" diyerek yağmur altında Meclis’e doğru yürüyerek bir imaj çizmek istedi. Ne var ki, polis aracı üzerinde fotoğraf vermesine rağmen, bu atraksiyon beklenen tesiri göstermedi…
Özel ve çevresi, Meclis Grup Toplantısı konusunda da yine direniş modunda hareket etti. Gece yarısı Meclis binasına insanları doldurarak Kılıçdaroğlu’na meydan vermemeye çalıştı. Velakin “Bu oyunu bozarız…” çıkışıyla, Kılıçdaroğlu, Millet Meclisi yerine Parti Genel Merkezinde Grup Toplantısı yaparak karşılık verdi ve doğrusu oldukça etkili bir hamle yapmış oldu. Hem Meclis kapılarına yığılan grupların birbirine girmesine mâni oldu. Hem de gerilim yerine uzlaşma isteyen taraf olduğunu bir nevi ispatlamış oldu. Yani o an için Özel ve İmamoğlu adına bir başarı, Kılıçdaroğlu hesabına geri adım gibi gösterilmek istenen Meclis Grup Toplantısı kısa zamanda önemini kaybetti. Fakat devamında Kılıçdaroğlu’ndan yeni ve pek etkili bir hamle geldi. Özel’in en yakın çevresindeki dokuz vekilin kesin ihraç talebiyle ve tedbirli olarak disiplin kuruluna sevk edilmesi, işleri bambaşka bir mecraya taşıdı...
Her hamlesi başarısızlığa uğratılan Özel ve arkadaşları, yeni bir taktik olarak Parti Meclisinden (PM) istifa ettiler. Hedef PM’yi fonksiyonsuz hâle getirmekti. Zira parti tüzüğüne göre, PM üye sayısı üçte ikinin altına indiğinde, yani 57 olan üye sayısı 40’ın altına düştüğünde karar alma kabiliyeti ortadan kalkıyor… Fakat karşı tarafın unuttuğu bir şey var. Bir kere istifa eden 27 kişi de dâhil, üyelerin tamamı mahkeme tarafından tedbir kararı çerçevesinde görevlendirilmiş bulunuyor. Bu sebeple istifaları Parti Meclisine değil, doğrudan istinaf mahkemesine vermeleri gerekiyordu… Görüldüğü üzere, Özgür Özel-İmamoğlu cephesi, kendi leh veya aleyhindeki hukuki konuları bile tam çalışamamış...
Yukarıda işaret ettiğimiz üzere, Kılıçdaroğlu tedbir kararı çerçevesinde olağanüstü durum (ivedi durum diye de ifade ediliyor) yetkilerini kullanmaya devam etti ve böylece PM ve diğer organların çalıştırılması hususunda herhangi bir engele takılmadı. Karşı tarafın bu noktada yapabileceği şey, alınan kararlara karşı yine temyiz yoluna gitmek… Anlayacağınız 45 gün içinde partiyi kurultaya götürmek şeklindeki Özel-İmamoğlu Planı daha başta çöktü!.. Yani Kurultay sürecini, Kılıçdaroğlu ve ekibi kendi takvimlerine göre belirleyecek. Ve herhâlde sürecin fiilen başlaması eylül ayını bulacak...
Yukarıdaki beyti bir kere daha okuyalım: Erişir menzil-i maksuduna aheste giden.../Arınma velakin yavaş yavaş!..

