Büyük suikast ve cinayet dosyalarının her yönüyle, aydınlatılmadan kapatılması çok rahatsız edici bir durum… Muhsin Yazıcıoğlu olayı bu manada çok câlib-i dikkattir. İnşallah bu defa tam netice alınır.
Büyük Birlik Partisi Kurucu Genel Başkanı merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na yönelik suikast dosyasında önemli gelişmeler var… Tam on yedi seneden beri, üzerindeki sis perdesinin kaldırılamadığı bu vahim hadise milletin vicdanını rahatsız etmeye devam ediyor!.. Buna benzer bir başka vahim ve aynı derecede rahatsız edici hadise de eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in düşen uçağıdır. Kaza mı suikast mı soruları, otuz dört seneden beri bir türlü cevap bulmuyor, bulamıyor… Konuyu dağıtmamak için başka örnek vermeyelim. Merhum Yazıcıoğlu’nu ve beraberindeki dört kişiyi hayattan koparan helikopter kazası(!) ilk dakikadan itibaren bütün şüpheleri üzerine çekecek şekilde gelişti. Kazanın ilk dakikasından itibaren o vakit henüz hayatta olan, İHA Muhabiri İsmail Güneş’in kurmayı başardığı telefon konuşması ve verdiği bilgiler bile tek başına pek çok şeyi anlatıyor… O günkü teknolojik haberleşme ve arama kurtarma ekipmanlarının kapasitesi, bu kazanın olduğu yeri tespit etmeye yeterli olduğu hâlde, günlerce kaza mahalline ulaşılamaması veya doğrudan ve kasten ulaşılmaması çok manidar. Bu meyanda medya organları üzerinden yapılan karartma ve kamufle etme teşebbüsleri başlı başına bir fecaat. Keza aynı medya organları üzerinden hedef saptıran bazı il emniyet müdürleri ve mülki amirlerinin kim adına çalıştıkları ve ne yapmak istedikleri konusu herhâlde şimdiye kadar ciddi biçimde tahkik edilmedi. Bahse konu devlet görevlilerinin ismi – cismi, görevi ve makamı besbelli. Bunların her birinin o dakikalarda ne yapmak istediği veya kimlerin talimatıyla hareket ettikleri sıkı şekilde tahkik edilse çok şey ortaya çıkacak…
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yaptığı açıklamalar ve medya organlarında yer alan ilgili haber ve yorumlar, bu defa işin ciddiyetine uygun bir yaklaşımın olduğunu gösteriyor. Kamuoyuna mal olan yeni bilgilerde, 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş’ta gerçekleşen ve Muhsin Yazıcıoğlu ile beraberindeki heyetin ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasına ilişkin soruşturma dosyasının, Adli Tıp, sismoloji ve dijital veri incelemeleriyle yeniden şekillendiği bildiriliyor. Soruşturma makamlarının elde ettiği yeni delillerin, olayın sıradan bir kaza olmanın ötesinde, FETÖ bünyesindeki askerî ve sivil mahrem imamların koordinasyonunda planlanmış bir suikast olabileceği ihtimalini kuvvetlendirdiği değerlendiriliyor...
Zira güvenlik birimlerinin radar ve hava trafiği kayıtları üzerinde yaptığı teknik analizler, kaza anında bölgede üç savaş uçağının uçuş gerçekleştirdiğini ortaya koydu: Amasya 5. Ana Jet Üssü’nden kalkan iki F-16 ile Malatya Erhaç Havalimanı’ndan havalanan bir F-4 uçağının bölgede olduğu tespit edildi. Keza Malatya’dan kalkan F-4 savaş uçağının, kaza anında belirli bir süre radardan kaybolduğu belirlendi. Uzmanlar, bu durumun bilinçli bir radar kapatma, ani irtifa değişikliği veya helikopterin uçuş rotasında yapılan çok alçak bir uçuş (basınç dalgası oluşturma amaçlı) nedeniyle gerçekleşmiş olabileceğini değerlendiriyor. Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporlarında da benzer savaş uçaklarının alçak irtifa geçişlerinin, sivil helikopterlerde kırıma (türbülans ve basınç kaybı) yol açabileceği daha önce örnekleriyle belirtilmişti. Soruşturma dosyasında, kaza anında bölgede bulunan F-4 uçağının pilotlarından Ali Armağan’a dair önemli bulgular yer alıyor: Şöyle ki, kazadan beş gün önce uçuş saatini doldurmak gerekçesiyle Malatya’ya tayin edilen Armağan’ın, daha sonraki süreçte FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle adli işlem gördüğü ve 2018-2023 yılları arasında cezaevinde kaldığı belirtiliyor. Armağan’ın 2010 yılından itibaren örgütün "operasyonel hat" olarak nitelendirdiği gizli iletişim kanallarını kullandığı ve doğrudan firari mahrem imam Adil Öksüz ile yoğun görüşme trafiğinin olduğu tespit edildi. Dosyada yer alan fiziki ve teknik takip verileri, örgütün Hava Kuvvetleri mahrem yapılanmasının kaza öncesi ve hemen sonrasındaki hareketliliğini gün yüzüne çıkardı: Dönemin İstanbul Hava Mahrem İmamı Erol Sağlam'ın, kazadan 4 gün önce (21 Mart 2009) Malatya'ya giderek Malatya Hava Mahrem İmamı Ali Cingitaş ile yüz yüze görüştüğü belirlendi. Bu iki ismin ortak koordinatörü olan Hava Mahrem İmamı Cağfer Sarıkaya’nın; 15 Temmuz darbe girişiminin kritik faillerinden Harun Biniş ve Adil Öksüz ile birlikte kazadan tam 2 gün önce (23 Mart 2009) ABD’ye uçtuğu tespit edildi. Kazadan 5 gün sonra (30 Mart 2009) ise Malatya İmamı Ali Cingitaş’ın İstanbul’a giderek, daha önce hiçbir iletişim kaydı bulunmayan ve darbe girişiminin sivil yöneticilerinden olan Kemal Batmaz ile ilk kez yüz yüze bir araya geldiği kayıtlara geçirildi. Başka bilgi ve deliller de mevcut şüphesiz. Soruşturmanın dijital deliller boyutunda örgüt içi şifreli haberleşme programı ByLock verileri dikkat çekiyor. Dönemin Elâzığ İl İmamı Mehmet Durakoğlu ile mülki idare mahrem sorumlusu Ömer Hakan Kısıkkaya arasında geçen bir yazışmada şu ifadelerin yer aldığı belirtiliyor: "Benim başıma Yazıcıoğlu hadisesi gelince hemen İzmir'e gittim. Barbaros abiyle görüştüm. O büyüğümüzle konuştu. Sabah İstanbul'da heyet toplandı. Öğlen El Aziz'e geldim, noktayı koyduk. Tereyağından kıl çeker gibi iş halledildi. Amerika’ya gittiğimde büyüğümüz, sürecin en sıkıntılı hadisesiydi, dedi."
Evet, yeniden açılan dosyayla ilgili olarak tespit edilen 29 şüpheliden 19’unun tutuklanmış olması, bu dava için gerekli güçlü iradenin ortaya konduğunu bize anlatıyor. Kazadan önce resmen ve alenen FETÖ elebaşı tarafından tehdit edilen, merhum Yazıcıoğlu’nun nasıl bir kumpasa maruz bırakıldığını bilmek toplum olarak hakkımızdır. Suçluların tespiti ve hukuk önünde hesap vermeleri yani adaletin tecellisi kaçınılmazdır. Milletçe bekliyoruz…

