Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Trump: “Erdoğan harika biri…”
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu’ya mesafe koyuyor ve onu frenlemeye çalışıyor. Çünkü daha önce de yazdığım gibi, kendi hedeflerini ve ülkesinin çıkarlarının odak noktasını iyi biliyor.

Provokatif sorular karşısında bile kelimelerini dikkatle seçmeye özen gösteriyor. Elbette Trump her zaman çerçeveyi koruyan bir siyasetçi değil. Ancak Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan söz konusu olduğunda belirgin bir "kırmızı çizgisi" olduğu görülüyor.

Oval Ofis’te yine İsrail odaklı bir medya temsilcisi Trump’a, Erdoğan’ın İsrail’i tehdit ettiği iddiasını ve Türkiye ile İsrail arasında savaş çıkma ihtimalini soruyor. Trump sorunun provokatif niteliğini fark ediyor ve tuzağa düşmüyor.

Verdiği cevap dikkati çekici.

Trump, Erdoğan’a duyduğu saygıyı hemen her ortamda dile getiriyor. Onunla dost olduğunu, akıllı bir lider olduğunu sürekli vurguluyor. Üstelik bunu Netanyahu’nun bulunduğu ortamda da açıkça ifade ediyor.

Türkiye ve Erdoğan vazgeçilmez aktörler...

Aslında Trump’ın verdiği mesaj oldukça net: Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel ve küresel sistem açısından vazgeçilmez aktörlerdir.

Buradan anlıyoruz ki, dünyanın ciddi çıkmazlarla karşı karşıya olduğu bu dönemde Türkiye’nin yaklaşımı ve stratejileri önem taşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan kriz yönetebilen ve sonuç odaklı hamlelerle netice alabilen bir lider profili ortaya koyuyor.

Bu elbette bir zekâ meselesidir.

Trump da tüccar kimliğiyle pragmatik ve zeki bir isim. Zaman zaman dengesiz görüntü verse de, aslında bu "dengesizlik" çoğu zaman "denge unsuru" olarak işlev görüyor.

Neden mi?

Çünkü yeni dünya ve yeni küresel sistem şekillenirken sahadaki anormallik, zaten mevcut dengesizliktir. Bu nedenle süreçte klasik anlamda bir mantık aramak çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Zira bugün yaşanan dönüşüm, büyük ölçüde mevcut dengelerin bozulması üzerine inşa ediliyor.

Peki ne zaman yeniden yerleşik paradigmalar ve alışılmış mantık çalışmaya başlayacak?

Dünya henüz küresel ölçekte yeni bir savaş yaşamadı. Tarih boyunca büyük dengesizlikleri yeniden dengeye oturtmak isteyen güçlerin mantığı genellikle aynı soruda düğümlendi: Kazananlar ve kaybedenler kim olacak?..

Bunu belirleyen çoğu zaman savaşların sonuçlarıdır.

Küresel sistemi savaşlar üzerinden şekillendirmek isteyenler, mümkünse kazananları ve kaybedenleri önceden belirlemek isterler. İki dünya savaşına dair tarih okumaları da bize bunun çeşitli boyutlarını daha net gösteriyor.

Peki bugün durum farklı mı?

Teorik olarak çok farklı değil. Ancak pratikte yeni güç merkezlerinin ortaya çıktığını görüyoruz. Kimi doğrudan sahaya inerek mücadele ediyor, kimi ise savaşa girmeden sürece yön vermeye çalışıyor.

Tam da bu noktada Türkiye’nin rolü daha görünür hâle geliyor.

Trump’ın Erdoğan’ı ‘harika’ ve ‘zeki’ olarak tanımlamasının temelinde iki unsur yatıyor:

Öncelikle bu, yalnızca Trump’a ait bir değerlendirme değil; dostları da rakipleri de Erdoğan’ın siyasi zekâsını ve stratejik kapasitesini teslim ediyor.

İkinci olarak ise Erdoğan’ın, doğrudan çatışmaya girmeden süreçlere yön verebilen bir liderlik tarzına sahip olduğunu görüyor.

Üstelik bunu yaparken bölgesel sistem üzerinde de etkili olmayı başarıyor. Dolayısıyla Trump’ın yaklaşımı yalnızca kişisel sempatiyle açıklanamaz. O, zeki bir liderle çalışmanın getireceği stratejik kazançları da hesaplıyor.

Şimdi Türkiye’nin hedefine bakalım...

Ankara, ABD Başkanı’nın hedeflerini derinlemesine okuyor, anlamlandırıyor ve değişen şartlara göre siyaset üretiyor. Üstelik sadece siyaset üretmekle kalmıyor; küresel sistemin bunu kabul etmesi için gerekli şartları da oluşturmaya çalışıyor.

Bu nedenle Türkiye’ye yalnızca iç siyasetin dar penceresinden bakmamak gerekiyor.

Trump’ın hayranlık duyduğunu söylediği lider Erdoğan, aslında "savaşmadan kazanmanın yollarını arayan bir lider" profili ortaya koyuyor. Bu yaklaşımı kalıcı hâle getirmek istiyor. Bir yandan savunma kapasitesini güçlendirirken, diğer yandan sahadaki aktörleri Türkiye’nin ve bölgenin kalkınması için birer güç unsuru olarak değerlendirmeye çalışıyor.

Sessiz fakat kararlı biçimde...

Suriye ve Irak özelinde yaşananlara baktığımızda, İsrail’in zaman zaman neden bu kadar sert ve agresif adımlar attığını daha iyi anlayabiliyoruz.

Bugün Türkiye, çevresindeki unsurları ortak bir hedefe yönlendirmeye çalışıyor: Kazanıma...

Türkiye, elde edeceği kazanımlarla bölgedeki birçok aktörün fayda sağlayacağı bir düzen kurmayı hedefliyor.

Bu nedenle Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, uzun vadeli ve stratejik bir planlama yürütüyor. Sessiz fakat kararlı biçimde yeniden bir güç merkezi olmayı tercih etti. Bu hedefin gerçekleşmesi için de hamlelerini giderek daha kararlı şekilde sürdürüyor.

Bu süreçte destek vermek gerekir; bazen sesli, bazen sessiz. Önemli olan, bu hedeflerin önüne engel çıkaranlara imkân tanımamaktır.

Çünkü mesele yalnızca siyaset meselesi değildir.
Mesele, istikbal meselesidir...

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…