Yağmur tanecikleri, gizli ayak sesleri gibi tuhaf bir gürültü çıkarıyor. İntizamsız adımlarla sisler içinde intikal eden disiplinsiz leşkerleri hatırlatıyordu Erkara'ya...
Bir olan gönüller buluşur burda,
Muhabbet membaı, bizim memleket.
Nice güzelliğe kavuşur burda,
Nimetin kaynağı, bizim memleket.
Nasibi olanlar, arar bulurlar,
Evinde barkında rahat kalırlar,
İbadet taattan, memnun olurlar,
Gönüller durağı, bizim memleket.
Doğan’ın gayesi gayet uludur,
Gönül dostlarının uğrak yoludur,
İçi dışı inci, mercan doludur,
Cevher ocağıdır, bizim memleket.
***
ERKARA BİR MUAMMA!..
Bu sabah şiddetli bir baş ağrısıyla uyandı Erkara. Hava ılık ve yağmurlu olmasına rağmen soğukmuş gibi geldi. Titredi. Uzanıp pencereden baktı. Sicim gibi yağmur sokaklarda derecikler oluşturmuştu. Sıkıldı arkası üstü uzandı. Yalnızlığından mı ne? Yağmur tanecikleri, gizli ayak sesleri gibi tuhaf bir gürültü çıkarıyor. İntizamsız adımlarla sisler içinde intikal eden disiplinsiz leşkerleri hatırlatıyordu ona.
Yapacakları aklına geldi. Bıyıklarını büküp derinlere baktı uzun uzadıya. Gülşah’ı kendi rızasıyla ikna ederek alacak. Olmazsa kaçıracaktı. Başka makul yol aklına gelmiyordu. Lakin her defasında da dağ gibi Doğan karşısına dikiliyor. Önünü göremiyor, mantıklı bir yol bulamıyordu.
Uzandığı yerden doğruldu. Bağdaş kurdu oturdu, olmadı. Yüzükoyun yattı. Sağa döndü. Sola döndü. Ne yaptıysa bir türlü rahat edemedi.
Erkara, kâbus içinde uzandığı yerden yer yer çentiklenmiş direklerin tuttuğu, odanın tavanını seyretti bir müddet. “Acaba hayale benzeyen bir gerçek yok mudur? Olsaydı mutlaka mesut ve bahtiyar denilen şey de olurdu” dedi. Sinirlenerek bıyıklarını kemirdi durdu.
O kadar çok arkadaşı vardı, hiçbirinden de herhangi bir şikâyet duymamıştı. Herkes hayatından oldukça memnundu. Yalnız kendisi huzursuz ve doyumsuzdu. Oysa o neler istemiyordu ki? Önce Gülşah’la evlenmek... Sonra vezir olmak... İcap ettiğinde devletin hepten başına geçmek... Seyyid Molla İbrahim Efendi de hep öyle demiyor muydu? “Sen bey değil sultan olmaya layıksın Erkara Bey. Sen bütün insanların hürmet edeceği biri olmalısın… Sen… Sen…” Aziz arkadaşları, başta Aşır da farklı düşünmüyordu. “Er geç buranın tek hâkimi siz olacaksınız bey… Bunu adım gibi biliyorum…” deyip hakkı teslim etmiyor muydu?
Yapılan iltifatları hatırlaması çok hoşuna gitmişti. Ilık bir meltem gibi yüreğini okşadı aklına gelenler. Tatlı bir huzur duydu. Gayr-i ihtiyari gülümsedi. Bu tılsımlı seslerin yankıları hâlâ kulaklarındayken, Doğan Bey, şaha kalkmış doru atıyla, tunçtan bir heykel gibi önüne dikiliverdi yeniden. Biraz gülmeye, neşelenmeye, huzur ve saadet içinde olmaya fırsat vermemek niyetindeydi sanki. Gözleri büyüdü hırsından. Hepten neşesi kaçtı. Dişlerini sıktı. Öfkesinden ve kininden iki eliyle duvarları yumrukladı. “Kör olasıca ifrit!.. Hayallerimde bile beni rahat bırakmıyorsun! Başımın belası! Git! Giiit! Defoool karşımdan!” diye durmadan bağırıyordu ağzından salyalar akarak.
DEVAMI YARIN

