Doğan Bey, Atmaca Nuri ile yan yana yürüyor, havadan, sudan bahsediyorlardı. Söz, Bursa’da son günlerde konuşulan meseleye geldi.
Nerede yiğit olan, er meydanına gelsin,
Dik tutmasın kafayı, şöyle biraz eğilsin.
Göründüğün gibi ol, niye öyle değilsin?
Adam gibi dik durun, sorma bana ne diye?
Tarla çayır, bağ bostan, Bey Doğan’a hediye.
***
Doğan Bey, Atmaca Nuri ile yan yana yürüyor, havadan, sudan bahsediyorlardı. Söz, Bursa’da son günlerde konuşulan meseleye geldi. Atmaca Nuri olduğu yerde durdu.
- Bana bak Doğan Bey’im. Biz, fazla ileri gidip abartmıyor muyuz?
- Neyi? Nasıl yani?
- Yani bize ne zararı var?
Doğan Bey bir küfür işitmiş gibi sertçe baktı.
- Her duyan önce böyle düşünüyor. Ama maalesef bir milletin istikbalini, uzun vadede neler getirip götürebileceğini hesaba katamıyorlar. Doğrusu senin de böyle ufuksuz olduğunu bilmiyordum!
- Sana neler oluyor kuzum? Dünyayı düzelteceğini mi zannediyorsun?
- İcap ederse evet! Değil dünyayı, doğup büyüdüğümüz, acı, tatlı nice hatıralarımızın bulunduğu, her karış yerini ve de insanını yakinen tanıdığımız şu güzelim mahallemizi bile düzeltemeyeceğimi çok iyi biliyorum. Fakat bir başka şey daha biliyorum.
- !!!
- Üzerime düşeni yapmam gerektiğini.
- Yani?
- Yani iyilerin yanında yer almamı, kötülere meydanı boş bırakmamamı da öğrendim.
- !!!
- Geleceğimizi mahvetmek isteyenlere fırsat veremem karındaşım. Başka sebep aramaya ne hacet.
- Seninle de baş edilmez ki…
Deyip arkadaşının boynuna sarıldı. Belki de Doğan’ın bu mevzudaki hassasiyetini bir daha yakinen görmek istemişti.
Eskiden yaşadığın seneler, günler hani?
El üstünde gezerdin, şerefler, ünler hani?
Yalan dolan işimiz, doğrular, mertler hani?
Gökler kadar ümitler, döndü birer kaşığa,
Daha bunlar nedir ki; dağ dayanmaz âşığa.
Döndüler. Sık ağaçların arasından geçti, çatısı kırmızı tuğlalarla kaplı iki katlı beyaz badanalı eve doğru yürüdüler. Doğan Bey, bu ak binaya yaklaşınca; Gülşah’la göz göze geldikleri anı, muhterem amcasının kendilerini nasıl yakaladığını, mahcubiyetini, acayip utandığını ve kısa zaman sonra da nasıl nikâhlandığını heyecanla, o günleri yaşarcasına anlattı. Gölgelerinde kuzuların otladığı badem ağaçlarının altında durup birkaç badem kopardı. Sağa, sola dönüp, etrafa göz attıktan sonra da beyaz badanalı köşkün ceviz oymalı kapısını tıklattı. Bekleşirken iki samimi arkadaş birbirini hürmet ve muhabbetle kucakladı. Helâllik dileyerek vedalaştılar. Atmaca Nuri gülerek hızlı adımlarla yürüdü. Sokağın derinliklerinde kayboldu.
Doğan Bey, içeri girmedi. Temiz fakat gölgelik taşlıktan geçerek merdivenin başına kadar geldi. Işıl ışıl bir oda görünüyordu. İçeriden gelen lavanta kokularına bayıldı. Yerde güzel bir acem halısı, duvarlarda hüsn-ü hatlar görünüyordu. Yastıklarına mor renkli perdelerin düştüğü sedirlere kırmızı halılar seriliydi. Evin uzaktan bile ne kadar tertipli düzenli olduğu belliydi. Hayran oldu. Kendini âdeta rüya âleminde hissediyordu sevdiği nikâhlısını beklerken. DEVAMI YARIN

