Binlerce Haluk Levent var. Çünkü öyle yetiştirildik, kumar vardı bütün oyunlarımızda.
Yıl 1964. Babam Alemdağ Füze Üssünde vazifeli, biz Ümraniye’de oturuyoruz bir nevi mezra. Caddeden çıktın mı yol bitiyor, elektrik yok, su yok, balçık tepene çıkıyor.
Sene bitti gitti, öğretmen tek tek kaldırıyor. Yılbaşını nasıl kutladınız, anlat!
Bir Karadenizli çıktı “radyo dinledik fındık yedik” dedi. Sonrakilerin alayı onu tekrarladılar.
Laf, sen fındığı nereden bulacan? Kaldıki aileler mütedeyyin, Noel’le işleri olmaz. Neyse sora sora bana geldi sıra. Subay çocuğuyum ya kesin renkli şeyler anlatacam. Kısa kestim “biz yılbaşı kutlamıyoruz!”
Şaşırdı “nasıl yani? Tombala da mı oynamadınız?”
- Oynamadık.
- Hayret bi şi ya!
Suçluyuz sanki, sesi öfkeli. Düzene baş mı kaldırıyoruz yoksa?
KUMARLA ÇAĞDAŞ
Yılbaşı akşamları Avrupai aileler birinin evinde toplanır. Mekân sahibi kızarmış hindinin yanına alkollü içkiler açar. Harman, Hisar ve Çamlıca paketlerini atar sehpaya.
Kopiller getir götür yaparken bardak diplerini yuvarlar, sigaraları araklar. Henüz TV yayını yoktur, dansöz çıkmaz ekrana. Umumiyetle plak çalar, tombala ve fırdöndü oynarlar. Yutanlar yutulanların damarına basar.
Tombalayı biliyor olmalısınız, fırdöndü ise 6 köşeli bir topaç, çevirirsiniz durunca yan yatar. Üst yüzünde komutlar: “Bir koy” “bir al” “iki koy” “iki al” “hepsini koy” “hepsini al!” Artık ne çıkarsa bahtına.
Cumhuriyetin ilk yılarında “muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak” gibi bir derdimiz vardır. Ankara’nın bundan kastı “Batılı gibi” yaşamak.
Ama onlar cıbıl geziyor, içki içiyor, kumar oynuyorlar!
Bizde de başlar, cumhuriyet balolarında kadehler şerefe kalkar, başkasının hanımı ile dans ederler yanak yanağa.
Ve mantar gibi bira fabrikaları patlar, mayalanmış arpa suyu ile gürbüz, çevik, zeki bir nesil yetiştireceklerdir güya.
Gün gelir bira kesmez olur, rakının dibine vurur küfelik olurlar. Müskirat şişede durduğu gibi durmaz. Kavga gürültü, tecavüz, yaralama... Nerede lingo lingo şişeler, cinayet, kaza orada.
Alkolün bi tık ötesi esrar, torbacının eline düşen sıfırı tüketir, yük olur yakınlarına.
BU KAYIP HARPTE OLMAZ
Uyuşturucuda doz gitgide artar, masraf ağırlaşır, krizi tutan bağımlı gasp, kapkaç, yankesicilik, tırnakçılık yapmamak için kendini zor tutar.
Ve malum emir gelir sonunda. “Mal pazarla!”
Bu kolaydır, bir arkadaşını kafalar, “Yak ya bişi olmaz” der uzatır dostça. Çocuğun kanına girer, kendininkini getirir bedavaya.
Bu sefer öbürü ayartacak adam arar ve felaket geometrik dizi (2-4-8-16-32) şeklinde artar. Bugün yurdumuzda uyuşturucu kullanma oranı %10 civarında (bkz Hakim İzzet Durak). Bu ne demek biliyor musunuz 9 milyon genç ha var, ha yok, güvenemezsin onlara. Mesai yapamaz, dükkâna bakamaz, çekiç tutamaz. Şoför olsa vasıta, asker olsa silah veremezsin, nereden baksan arıza.
Bir taraftan artmayan nüfusumuzdan şikâyetçiyiz. Sanki artanları koruduk kolladık da?
VAR MISIN İDDİAYA?
Bizim neslin çocuk oyunları kumar üzerinde dönerdi ekseriya.
Bebe daha ağzı süt kokarken aşık, gazoz kapağı ve cikletlerden çıkan artist resimleri ile “yutmaca” oynar.
Misketler (cilli ve meşe de denen cam bilyalar) para ile alınır, bedeli vardır. Vuran, ıskalayanın elindekini kapar.
Topaç da aynı mantıkla oynanır, kaytanı vınlatarak çeken becerikli hayta akranlarını üter, “bilen gelsin karrrdeşim” der üste çıkar.
Yeni yetmeler kumara gazozuna maçla başlar. Sonra paskalya yumurtası tokuşturur, “tek mi, çift mi”, “ön mü, arka mı” “şunda mı, bunda mı” “ak mı, kara mı”, “yazı mı, tura mı” der, biteviye iddialaşır, ortaya para koyar, misliyle alırlar. Azıcık dikçe oldu mu kahveye takılır, alır kızı, verir papazı, hokeye dördüncü arar.
Gün gelecek demir atacaktır yeşil çuhalı masalara.
BUL KARAYI AL PARAYI
Bizim lunaparklarımız Las Vegas’ı andırır. Bedeli mukabilinde penaltı, havalı tüfek ve halka attırır kazananı ıvır zıvırla kandırırlar.
Altın dişli fötr şapkalı çakallar rulet çevirir ayrıca. Onlar hiç basmaz ucuna sünger takılı çıtayla hasılatı çeker çekmeceye atarlar. Çocukların harçlıklarına çökerler kısaca.
70’li yıllarda sokaklar tombalacı kaynar. Ellerindeki torbayı şıngırdatarak dolaşırlar. Zulalar (ceket astarları ve çorap içleri) Kent, Salem, Astor, Palmall doludur. Bir liraya kart alırsın, kazanacağın 5 liralık sigara.
Adamın teki gelir, tak tak tak rakamları bulur, paketi cebine atar. Sen çekersin çekersin karavana.
Üçkâğıtçıların bir nohut ve üç yüksükleri vardır. Biriyle göstere göstere nohutu kapatır, yer değiştirir çabukça. Bulan bastığının iki mislini alacaktır hesapta.
Hırpaninin biri gelir 5 basar 10 alır, 10 basar 20 alır, 20 basar 40 alır, 40 basar seksen (ki küçük bir servettir) alır. Üçkâğıtçı “sen bizi batıracak mısın kardeşim, hadi uza” der tatava yapar.
Anafora gelenler de basar, hava cıva. Nohutu gözüyle gördüklerinden adları gibi emindirler oysa.
DAMLAYA DAMLAYA BUHAR
Hepsi bir yana baba dediğimiz devlet piyangoculuk yapar çarşaf çarşaf ilan verir matbuata. Size de çıkabilir der, iknaya zorlar. Gazeteler o kadar milyon lirayla neler alınabileceğini tafsil eder, ayarınızı bozar.
Çekiliş sonrası “tüh ya” diyenler bilete bakakalırlar. Şu üç beş olaydı, şu iki de yana kayaydı ne vole çakacaktı ama.
İntikamını alacak bir sonraki keşideyi kaçırmayacaktır asla. Hem ağır oynayacaktır bu defa.
Bir ara bankalar da lotaryacılığa kalkar, hesap numaralarını kuraya sokar “mutena semtte 5 daire çekilişine” katarlar.
Garip gurebanın parasını %25 faizle kullanırlar, enflasyon %125’tir oysa.
Çocukların harçlıklarına bile göz diker kumbara dağıtırlar. Damlaya damlaya buhar olur. Büyüdüğünüzde hiç bi işinize yaramaz. Bazısı yıllar sonra kumbarayı açar, sarı kuruşlar tedavülden kalkmıştır, yemediği çikolatalara yanar.
TOTO BAHİS GANYAN
Hükûmet vatandaşı söğüşleyerek “bütçeye kaynak” sağlar. Futbol maçlarıyla totocuları, at yarışlarıyla ganyancıları yolar. Kimse “eğlence için” demesin cahil cühelayı hırs basar, kaybeden tekrar tekrar oynayacak, ceketini satacaktır icabında.
Yine öpülecek, yütülecektir, kumarı oynayan değil oynatan kazanır zira.
Ganyancılar sadece para değil vakit de kaybeder, sayfalarca yorum okur, atların yedi ceddinden, jokeylerin gramından haberdardırlar.
Gelgelelim ünlüler kazanırsa ödül bölünür, çekirdek parası düşer payına. Ama kimsenin itibar etmediği bir eşek uçarsa tulum çıkarırsın, çuvalla para. Bunun için kumpas ve tüyo lâzımdır, iyi de kim, niye fısıldasın sana?
Kumara çayına kahvesine derken başlanır, pey arta arta yevmiye, haftalık, maaş konur ortaya. Bir bakmışsın ne ev kalmış, ne araba. Ata yadigârı bağ bahçe dükkân gitmiş, düşmüşsündür canta.
Kumar oynama yaşı ne yazık ki düşüyor, kaldı ki evli barklı, mastırlı doktoralı insanlar da kapılıyor girdaba.
AHLI LANETLİ PARA
Dinimizde kumar haramdır. Müslüman bundan gelecek parayı çoluğuna çocuğuna harcayamaz, mal mülk alamaz. Kaybeden insanların ahı vardır, ruz-i mahşerde yapışacaklardır yakasına.
Peki birilerine iyilik yapsa?
O para senin değil ki veresin, haramla hayır olmaz.
Osmanlıda kumarın cezası vardır. Önce tedip ve azarlama, sonra maaşına el koyma, olmadı vazifeden uzaklaştırma.
Kumarbaza güvenilmez, mukayyed olması gereken kasayı boşaltabilir zira.
İmparatorluğun son yıllarında kokuşma başlar, azınlıkların müdavim olduğu Galata işrethanelerinde gizli saklı zar atar, barbut oynarlar.
Kolluk kuvvetleri bulduğu malzemelere el koyar, imha!
Meşrutiyet ile kumar da meşrulaşır. Yaşasın Hürriyet, Uhuvvet, Müsavat!
YILDIZ ŞALE KUMARHANE
Mütareke yıllarının türedi zenginleri, işgal komutanının izni ile gazino açar. TBMM 1921 yılında çıkardığı kanunla kumarı yasaklar. Değil kumarbazı, ona borç vereni bile çeker hesaba. Sonra bir bakıyoruz evvelce hilafet merkezi olan Yıldız Sarayı’nı kumarhane yapmışlar. Yetmemiş dans, caz, müskirat.
Şöyle: T.C. Yıldız’ı Millî Sarayların uhdesine alır, bir süre sonra da belediyeye bırakır. Şehremini Operatör Emin Erkul seçilmiş değil atanmış başkandır. Sarayın en alımlı köşkü Şale’yi gazino yapar, ihaleye açar. Mario Serra adlı bir İtalyan 30 bin lira taahhüt edip kiralar. Uluslararası kumarbazlar gelir, büyük oynarlar. Mario, Çırağan Sarayı’na da talip olur, müşterilerine otel hizmeti sunacaktır ayrıca.
Ancak M. Kemal’in çocukluk arkadaşı, yaveri, Savanora’dan masadaşı Salih Bozok külliyetli miktarda para kaybedince şirazeden çıkar, İtalyan’ı tehdide başlar. Bakarlar silahla basacak, kafasına sıkacak, Mario’yu “müsait bi yerde” indirirler, “kendine iyi bak!”

