Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Anadolu olmasa biz batmıştık
0:00 0:00
1x
a- | +A

Sanayici dertli. Çok dertli.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Sanayi Odasının (İSO) Temmuz ayı meclis toplantısındaydım. Resmî gündem maddesi 'Erken Sanayileşme' idi. Aslında gündemin konusu, sanayicilerin anlattığı sıkıntıların 2 kelimede özetlenmiş hâliydi. Öyle çok sebep var ki bu tehlikenin altında yatan... Mesela gençler sanayide kariyer yapmak istemiyor. Daha okullar tercih edilirken 'masabaşı iş' hayaliyle adım atılıyor. Sonra fabrikalarda açık işler binlerce kişiye ulaşırken, genç işsizliği diğer tehlike olarak ortaya çıkıyor. Son dönemde 60 bin kişi, sanayiden hizmetler sektörüne geçmiş. Bu geçişin altında yatan çok sebep var. İş zorluğu, ücretler, sosyal haklar...

Sanayicinin başka bir derdi de kârsızlık. Yüzde 7,1 olan ortalama kârlılık, yüzde 3,5'lere kadar düşmüş. Dün ihracat rekorları kıran sektörler, bugün 'satamıyoruz' diye feryat ediyor. İSO Meclis Üyesi ve ülkemizin önemli markalarından birinin sahibi olan Yalçın Ayaydın bu gerçeği şöyle ifade ediyor: Anadolu olmasa çoktan batmıştık. İstanbul, Ankara, İzmir... Artık bu şehirlerde yaşayanlar satın almıyor. Çünkü alamıyor. Ancak Anadolu'ya satabiliyoruz. Çünkü Anadolu'da hayat büyük kentlere göre çok daha ucuz. Mavi yaka, beyaz yaka, memur, asgari ücretli, fark etmiyor. Hepsi Anadolu'da daha büyük refaha ulaşıyor ve biz satışı da onlara yapıyoruz... Orada çalışan maaşını alıyor, harcamalarını yapıyor ve artırıyor. Şunu net olarak söyleyeyim ki, bugün sektörler, özellikle tekstil sektörü ayaktaysa Anadolu sayesinde. Anadolu'daki bütün şehirler bugün İstanbul, İzmir, Ankara'dan daha iyi iş yapıyor. Anadolu olmasa biz bugün burada yoktuk. Çünkü para Anadolu'da. Orada yeme içme ucuz, kira ucuz... Her şey ucuz. Beyaz yakalı maaşını aldığı zaman artırabiliyor bile. İstanbul'da bırakın artırmayı, yetirmesi mümkün değil...

Vallahi bilmiyorum

Dedim ya sanayici çok dertli diye... Derdini dile getirenlerden biri de İSO Meclis Üyesi Erkan Özkan. Şöyle anlatıyor pahalılık sebebiyle yaşadığı sıkıntıyı Erkan Bey: Ben 5 yıl önce ihraç ettiğim mobilyanın ancak yarısını ihraç edebiliyorum, çünkü pahalı. Türkiye'de her şey pahalı. Bugün Avrupa'ya gidin, 10 gün tatil yapın, o parayla Türkiye'de ancak 4-5 gün tatil yaparsınız. Dışarıda yemek yesen, en çok 60 dolar kişi başı. Aynı yemeği Türkiye'de 10 bin liraya yersin. Mal satamamamın tek sebebi pahalı olmamız. Bakın, 2022'ye kadar dünyanın her yerine mobilya satarken bugün satamıyoruz. En gelişmiş makineleri aldık, yatırımlar yaptık, inovasyon, beyaz yakalı çalışanlar, kurumsallık... Her şeyi yaptık. Bakın biz Çin'den pahalıyız demiyorum. Onlardan zaten pahalıyız. Biz Polonya'dan, İspanya'dan, Almanya'dan pahalıyız. İtalya ile kafa kafayayız. İnanın geçen gün Londra'daydım, falanca markadan (ki o marka bizde de var) alışveriş yapıyor Türk vatandaşları. Neden? Bizde yok mu? Var. Ama karşılaştırıyor aynı ürünü buradaki fiyatla, vergi iadesini falan düşününce çok daha ucuza geliyor.

Erkan Bey'e "Peki çare ne sizce" diye sorunca yemin billah ediyor: Vallahi bilmiyorum. Ben şirketi zor yönetiyorum, devlet yönetmek o kadar kolay değil. Mehmet Bey bu politikası ile şimdiye kadar başarıyla getirdi ama bundan sonra her şey aynı şekilde devam edecekse vallahi batacağız.

Şu yurt dışından alışveriş yapma işi var ya; bu konuda Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de benzer şeyi söylemişti: Bakın ben tekstil-hazır giyim sektöründeyim. Bir arkadaşım anlattı. Hazır giyim için Avrupa'ya gidiyorlar. Fiyat buradan çok ucuz. Bir de aldıklarının vergi iadesini düşünün. Uçak bileti, konaklama, yeme içmeyi bile üzerine koyduğunda buradan ucuza geliyorsa, yanlış bir şeyler var demektir...

---

Her ev atık merkezi gibi ama...

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda başlatılan Depozitosu Olan Ambalaj (DOA) sistemi, tüm ülkeye yayıldı. Hepimiz şişe toplamaya başladık. Cam, pet, metal... Topladık ama atacak yer yok. Çok yakında büfelere kadar yaygınlaştırılacağını da öğrendik sistemin ama... Şimdi yok. Bu yazıyı Gelibolu'da yazıyorum. İlçede sadece 2 tane iade merkezi var ama hepsi kapalı. Çünkü dolmuş. Sistemin doğru işlemesi için makinelerin 'iptal' yazmaması gerek. Büyük kentlerde de marketlerin içinde olan iade makineleri önünde çok uzun kuyruklar oluşuyor. İnsanlar beklemeyip dönüyor. Makinenin başına her giden yarım saat harcıyor. Bu nedenle alıp poşetini dönüyor. Bu nedenle evler şişe dolu. Acil çare!..

Canan Eraslan'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.