Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Osmanlı Devleti Roma’nın devamı mı?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Osmanlı Devleti’nin Roma-Bizans İmparatorluğu’nun devamı olduğu yahut olmadığına dair lehte aleyhte çok şey söylenmiştir. Bundan ziyade Osmanlıların kendilerini nasıl gördüğü mühimdir.

Osmanlının Bizans’ın devamı olup olmadığı sualinin cevabı, kimin, hangi perspektiften baktığına ve hangi devre fokuslandığına göre değişebilir. Beri taraftan, mevzu sadece akademik değil, aynı zamanda hüviyet, miras ve meşruiyet meselesidir.

Osmanlı Devleti Roma’nın devamı mı?
Başlık ResmiOsmanlı Devleti Roma’nın devamı mı?

OSMANLILAR ROMA VE BİZANS’IN DEVAMIDIR

Bu fikri müdafaa edenlere göre Osmanlı Devleti, bilhassa İstanbul’un fethinden (1453) sonra doğrudan Bizans’ın (Roma’nın) siyasi ve kültürel mirasını devralmıştır. Din ve etnik cihetle aradaki fark şeklîdir. Medeniyet yapısı, başkent (İstanbul), imparatorluk telakkisi devam eder.

Osmanlı Devleti, Roma-Bizans ananesinin son büyük mümessilidir. Medeniyetler arası geçişi temsil eder. Osmanlılar kendilerini İslam dünyasının bir parçası olarak görseler de Roma-Bizans mirasını reddetmediler; aksine, yer yer sahip çıktılar. İstanbul’un fethiyle sembolik bir miras nakli tahakkuk etti.

İstanbul’un fethi, sadece bir payitaht değişikliği değil, aynı zamanda bir medeniyet nöbet devri idi. Fatih Sultan Mehmed, kendisini “Kayser-i Rum” (Roma İmparatoru) ilan etti. Bu, sıradan bir ünvan değil; Roma mirasına şuurlu bir atıf ve Bizans’ın meşruiyetinin Osmanlıya geçtiğinin ilanıydı.

Osmanlı, tıpkı Roma ve Bizans gibi farklı milletleri ve dinleri tek bir imparatorluk çatısı altında birleştirmeye muvaffak olmuştu. Millet sistemi, Roma’daki vatandaşlık ve mahallî muhtariyet sistemlerine benzetilebilir.

Osmanlılar, Bizans’tan kalan birçok müesseseyi, rütbeyi ve idare tarzını yeniden şekillendirerek kendi sistemlerine entegre ettiler. Bilhassa maliye ve saray protokolünde Bizans tesiri net olarak görülür.

İstanbul’un fethinden sonra bazı Bizans aristokrat aileler Osmanlı hizmetine alındı. Hatta bu ailelerin bazı mensupları mühim devlet vazifelerinde bulundu. Bu hâl, bir tür devamlılık olduğunu gösterir.

Herbert Adam Gibbons, René Grousset, Dimitri Kitsikis, Arnold Toynbee, Halil İnalcık, Cemal Kafadar, Colin Imber, Yılmaz Öztuna gibi tarihçiler nüanslı da olsa umumiyetle bu fikirdedir.

KAYSER OLDU RUM’A

Giritli filozof Trapezountios, 1465’te Sultan Fatih’e şöyle yazmıştır: “Kimse senin hakkıyla Roma İmparatoru olduğundan şüphe duyamaz. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse imparatordur ve Roma İmparatorluğu’nun merkezi de İstanbul’dur. Bu yüzden sen Romalıların meşru imparatorusun. Romalıların imparatoru olan tüm yerkürenin de imparatorudur.”

Yılmaz Öztuna her zamanki heyecanlı ve parlak idealizmiyle der ki: “Roma imparatoru ünvanını Sultan Fatih kılıç hakkıyla almıştır. Padişah, iki büyük Hristiyan mezhebinden (daha Protestanlık yoktur) Ortodoksluğun hamisidir. Ortodoksların başı olan İstanbul Patriği, padişahın himayesindedir. Bu Fatih’in toleransı kadar, meşru Roma imparatoru olmak hususundaki iddiasının eseridir. Zira Roma imparatoru, Patrik’in hamisidir.

Fatih’in muasırı tarihçilerin yazdığına göre, Roma İmparatorluğu pagan olarak başlamış, Hristiyan olarak devam etmiş ve nihayet Müslümanlara geçmiştir. Roma’nın taht şehri İstanbul’dur. Padişah, XVII. asrın sonlarına kadar en büyük Hıristiyan nüfusun hükümdarıdır. Hiçbir Hıristiyan hükümdarının, padişah kadar çok Hristiyan tebaası yoktur.

Kanuni Sultan Süleyman, Avrupa resmî vesikalarında Caesar diye anılır ki, Roma imparatoru demektir. Türkçede kayzer denir. Padişah bu ünvanı yalnız Avrupalılara karşı kullanmış değildir. Vezir Ahmed Paşa, 1481’de Sultan II. Bayezid’in cülusuna şu tarihi düşürmüştür: Yazdı levh üzre kalem tarihini / Kayser oldu Rum’a Sultan Bayezid (886)” (Büyük Türkiye Tarihi)

Costanzo di Moysis (de Ferrara) adlı bir sanatçının Fatih’i gösteren madalyonlarından birinin ön yüzündeki yazılar aynen şöyle: “Sultani Mohammeth Octhomani Uguli Bizantii Inperatoris 1481” yani “Sultan Muhammed Osmanoğlu Bizans İmparatoru 1481”. Yine aynı sanatkâra ait muhtemelen 1478 tarihli madalyonda ise “Suitanus Mohameth Othomanus Turcorum Imperetor” yani “Osmanlı Sultan Muhammed Türklerin İmparatoru” denmektedir. (Caroline Campbell ve Alan Chong, Bellini and the East, National Gallery Company London, 2007, s. 16, 17-18)

Paul Wittek der ki: “İstanbul fethedildikten sonra, eski Bizans ananeleriyle İslam ananeleri birleştirilerek hakiki Rum sultanlığı kurulmuş oldu.” (The Rise of the Ottoman Empire) Onun bu isimlendirmesi, Bizans toprakları olan sahayı içine aldığı içindir.

Osmanlı Devleti Roma’nın devamı mı?
Başlık ResmiOsmanlı Devleti Roma’nın devamı mı?

YENİ PADİŞAH FİGÜRÜ

İlk devir Osmanlılarının, Bizans’tan herhangi bir siyasi ya da kültürel miras devralması mevzubahis değildir. Osmanlının kurucu çekirdeği, İslamî-Türk teamülleri içinde inkişaf etmiştir. Bizans ile temas olsa bile, bu temas sathi ve tali seviyededir.

Ama Osmanlı, ne tamamen bir Arap-İslam devleti ne de bir Türk beyliğidir. Osmanlı, Anadolu’daki mahallî halklar, Türkmen göçebeleri, İslami ananeler ve mahallî siyasi pratiklerin bir sentezinden doğmuştur. Siyasi bir adaptasyondur.

Batılı bazı tarihçilerin Osmanlıyı Bizans’ın devamı gibi sunmaları doğru değildir. Bu, Osmanlının kendine mahsus bünyesini gölgede bırakan oryantalist bir indirgemedir, hatta gizli bir küçümsemedir.

Ernst Werner der ki: “Ne Sultan Mehmed, ne onun ataları ne de torunları kendilerini Sezarlar ve de Basileusların vârisleri olarak hissettiler. Denilebilir ki, Fatih’in şahsiyetinde Türk, İran, İslam ve Roma hükümdarlık ananelerini mezceden ‘Osmanlı Padişahı’ doğmuştur.”

Padişahlar için bilhassa diplomasi vesikalarda, Kayser-i Rum (Caesar of Rome) ünvanını kullanması pragmatik sebeplere dayanır. Paralarda, vakfiyelerde ve fermanlarda, İstanbul’un “Konstantiniyye” isminin kullanılması ise, İslami ananeden gelir ki hadislerde bu isim geçer. Osmanlı tarihçileri Bizans’ı sahiplenmekten ziyade fethedilen bir düşman olarak gösterirler.

DEVAM MI? KIRILMA MI?

Osmanlı Devleti’nin Roma ya da Bizans’ın doğrudan devamı olup olmadığı suali, tek bir cevapla geçiştirilemeyecek kadar girifttir. Devamıdır diyenler, bu görüşü daha çok coğrafi, sembolik ve siyasi devamlılık üzerinden müdafaa eder. Değildir diyenler ise ideolojik, kültürel ve dinî kopuşa dikkat çeker.

Ancak şu rahatlıkla söylenebilir: Osmanlılar, Roma ve Bizans’ın hem mirasçısı hem de rakibidir. Devraldıkları kadar reddettikleri de olmuştur. Bu yüzden Osmanlıyı, “yeni bir medeniyet sentezi” olarak görmek belki en doğru nokta-i nazar olacaktır.

İmparatorluklar tarih sahnesinden silinir, ama onların gölgeleri yüzyıllar boyunca yeni kurulan devletlerin zihinlerinde yaşamaya devam eder. Osmanlı Devleti de bu gölgelerle bazen mücadele etmiş, bazen sahiplenmiş, bazen de aşmıştır. Osmanlılar, Bizans’ın bazı müesseselerini devralmış olabilir, ama onu aşan, dönüştüren ve yeni bir hüviyet inşa eden bir devlet olduğunda şüphe yoktur.

NE MÜNASEBET!

Osmanlılar Roma ve Bizans’ın devamı değildir fikrinde olanlara göre, Osmanlı Devleti’nin hüviyeti, menşei ve ideolojisi bambaşkadır. Roma ya da Bizans’ın devamı olmayı bırakın, onlara karşı bir alternatif, hatta çoğu zaman rakip olarak ortaya çıkmıştır.

Fetih mantığı, devralma değil, değiştirme üzerine kuruludur. Osmanlılar İstanbul’u fethettiklerinde bir imparatorluğu devam ettirmek için değil, onu yıkmak ve yerine kendi medeniyetlerini inşa etmek için geldiler. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi bu değişimin sembolüdür.

Osmanlı Devleti, kendini bir İslam devleti olarak tarif eder. Meşruiyetini Roma ananesinden değil, Kur’ân ve sünnetten alır. Kayser-i Rum ünvanı, kültürel bir aynileşme değil, daha çok siyasi bir iddia olarak görülmelidir. Yıldırım Sultan Bayezid devrinden beri kullanılan Sultan-ı İklim-i Rum’da geçen Rum, Romalı demektir ve Romalılardan alınmış Anadolu ve Rumeli için kullanılır.

Osmanlılar, Türkçeyi resmî, Arapçayı ilim ve Farsçayı da sanat lisanı olarak kullandı. Yunanca ise sadece Rum tebaanın lisanı olarak varlığını sürdürdü. Bu da Bizans’tan kültürel kopuş manasına gelir.

Osmanlılar, bilhassa Avrupa’daki Mukaddes Roma-Germen İmparatorluğu ve papalık gibi müesseselerle, Roma mirasına sahip çıkma iddiası üzerinden karşı karşıya geldi. Yani Osmanlı, alternatif bir güç merkezi olarak ortaya çıktı.

NE BİZANS’I? SELÇUKLU VE ABBASİ!

Bernard Lewis der ki: “Osmanlının Bizans’tan aldığı miras çok mübalağa edilmiştir. Bazı tarihçiler Osmanlı devlet ve cemiyetindeki hemen her şeyi Bizans’taki şu veya bu kaynağa atfetmişler, 1453’ten sonra Bizans müessese ve tatbikatlarının kesif bir şekilde iktibas edildiğinden söz etmişlerdir. Bunun çoğu yanlıştır. Benzer unsurlar Selçuklu, hatta Abbasilerden kalmadır.” (The Emergence of Modern Turkey)

Süreyya Faruki, Osmanlı İmparatorluğu’nun çok farklı bünyeye sahip olduğunu, Bizans ile siyasi ve kültürel devamlılıktan çok, bir kopuş ve yeni bir sentezin bahis mevzuu olduğunu söyler. Heath Lowry de, Osmanlıların, Bizans’la coğrafi ve kısmen organize temas içinde olsa bile, kendilerini onun devamı olarak görmediğini, ideolojik olarak İslamî bir hüviyeti benimsediğini kaydeder.

Alexander Vasiliev gibi Bizans tarihçilerinin hemen hepsi 1453’te Bizans’ın yıkıldığını kabul eder, Osmanlıların Bizans’ın devamı olduğuna dair bir şey söylemezler.
Fuad Köprülü bu husustaki fikirleri enine boyuna tahlil ettiği Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri kitabında, İslam-Türk-Osmanlı medeniyetinin terkibinde Bizans tesirini kabul etmekle beraber, devamlılığı reddeder.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci'nin önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.