Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Cihad-ı mukaddes komedyası
0:00 0:00
1x
a- | +A

* Cihan Harbi’nde büyük ümitler bağlanan "cihad-ı ekber" projesi fayda getirmek şöyle dursun, büyük zararlara yol açtı. Acaba neden?

Memleketi Almanya’nın peşinden umumi harbe sürükledikten sonra, iktidardakilerin aklına parlak bir fikir geldi: Bütün salahiyetlerini kırparak bir noter gibi saraya hapsettikleri padişahın halifelik sıfatından istifade etmek!..

Eğer halife cihad ilan ederse, şimdi düşman mevkiindeki İngiliz, Fransız ve Rusya’nın hâkimiyetindeki Müslümanlar ayaklanacak, halifenin bir sözüyle emperyalistleri boğacak, harbi Türkler kazanacaktı.

Harbiye Nazırı Enver Paşa, orduyu gayrete getirmek üzere Sultan Reşad’ın elinden bir cihad fermanı alıp ilan etti. Harbe girişinden iki gün sonra, İttihatçı Şeyhülislâm Ürgüplü Hayri Efendi tarafından imzalanan cihad fetvası, Fatih Camii’nde yapılan bir merasimle fetva emini Ali Haydar Efendi tarafından okundu (14/XI/1914).

Fetvadan bir hafta kadar sonra (21/XI/1914), 29 imzalı bir “Beyanname-i Cihad” neşrolundu. Güya bütün İslâm beldelerine yayılacak beyannamede Hayri Efendi ile ulemadan 28 kişinin imzası vardır.

O gün millî gösteriler yapılmak üzere caddeler polisler tarafından kordon altına alındı. İşsiz güçsüz insanların eline yeşil bayraklar ve birkaç kuruş da cep harçlığı verilerek sokağa döküldü. Nümayişler, sahibi Ermeni olan Tokatlıyan Oteli’nin bütün camlarının kırılmasıyla tamamlandı.

Cihad-ı mukaddes komedyası
Başlık ResmiCihad-ı mukaddes komedyası

Dinin istismarı

Cihad-ı Ekber fetvası ve beyannamesi, dinin kötü niyetli insanlar elinde nasıl istismar edilebileceğinin ibretli bir numunesidir. Dinin, siyasi emellere alet edilmesi Meşrutiyet devrinde başlamış, laik cumhuriyet devrinde de devam etmiştir.

Fetva ile beyannameler bütün İslâm beldelerine pek tabii olarak dağıtılamamış; dağıtılan yerlerdeki Müslümanların vicdanında da akis uyandırmamıştır. Aklı başında kimseler işin aslını bilmiyor değillerdi ki!..

Mamafih matbuata sansür konmuştu. Lozan’dan bir gazete muhabiri dünyanın her yanında ismi bile bilinmeyen beldelerdeki Müslümanların ayaklandığı yahut ayaklanacağı yalan haberleri ile amme efkarını uyutuyordu. Faik Ali, Mehmet Akif, Ziya Gökalp gibi partizan şairler, hamasi şiirleriyle vatan evlatlarını (halaskâr zabitandan Hasan Amca’nın tabiriyle) “mezbahaya girmek üzere şevklendiriyordu.” (Doğmayan Hürriyet)

O esnada Beylerbeyi Sarayı’nda mahpus bulunan Sultan Hamid bunu işitince hayret etmiş, “Cihad ilan edip bütün İslâmları harbe iştirak ettirmek istediler. Şimdi İngilizler de Papa ile görüşerek bütün Katolikleri aleyhimize çevirerek işi bir din kavgası hâline sokmak istediler. Din kavgaları çok fena çok tehlikeli bir şeydir” diye hayıflanmıştır. (Ziya Şakir, Sultan Hamid’in Son Günleri)

Ürgüplü Hayri Efendi
Başlık ResmiÜrgüplü Hayri Efendi

Hangi şart?

1-Cihad ilan eden halife, bütün salahiyetleri elinden alınmış bir kukla mevkiindedir. Meşru halife bile sayılamaz. Halife olmayınca cihaddan da söz edilemez. İktidarı gayrimeşru yollarla ele geçirmiş kişilerin şahsi ihtirasları ve keyfî tasavvurlarıyla girilen cihan harbi, hakiki bir cihad değildir. Ama bu harbe zorla götürülen Müslüman askerler elbette şehit ve gazi sayılırlar.

2-Seferberlik, düşmanın umumi bir hücumu vuku bulduğunda yapılır ki, burada, İttihatçı hükûmetin durup dururken Rus limanlarına haksız bir hücumu mevzubahistir.

3-Cihad, gücü yetene farzdır. Düşmanların hâkimiyeti altında yaşayan Müslümanlar hangi kuvvetle cihad edecektir? Kur’ân-ı kerimde cihad için gücü yetme şartı pek açıktır. Cihaddan maksat İslâmı ve Müslümanları himayedir. Yok yere insanları ölüme sevk etmek ne dinin ne de aklın icabıdır.

4-Düşman, İslâm topraklarına hücum ettiğinde, herkesin harb etmesi farz olur. Buna nefîr-i âmm (umumî seferberlik) denir. Mamafih çok müracaat edilen bir usul değildir. Zira askerî cihetten zararlı olabilir. Harb usulü bilmeyenler orduya yüktür, üstelik askerin hezimetine sebep olabilir.

Almanya medyasında cihad
Başlık ResmiAlmanya medyasında cihad

1737’de Bosna Valisi Hekimoğlu Ali Paşa’nın, Avusturyalılara karşı kazandığı Banyaluka Zaferi bu şekilde olmuştur 1809’da Ruslar’ın Tuna’nın cenubuna inmeleri büyük heyecan doğurmuş, nefîr-i âm ilan edilerek bu husustaki fetva Fatih Camii’nde okunmuştu. Bunun üzerine Cevdet Paşa’nın tabiriyle “Rumeli ve Anadolu yerinden oynamış” ve Tatariçe galibiyetiyle düşman Tuna’nın kuzeyine atılmıştır. Üçüncüsü 1914’te ilan edilmiştir ki halkın hafızasında, hatta Arap vatandaşlar arasında “seferberlik” kelimesi yaşamaktadır.

İsmail Hami Danişmend der ki: “Ellerinde çakı bile bulunmadığı için ayaklanma imkânlarından tamamıyla mahrum olan aciz ve mahkûm milletler nasıl olur da şer’an cihad ile mükellef tutulabilir? Böyle bir şey için hilafet makamının harbden evvel onları gizlice hazırlamış, silahlandırmış ve teşkilatlandırmış olması lazım gelir. Bunların hiçbiri yapılmadığı hâlde cihad ilanına kalkışmak, hilafet makamının dünya nazarındaki mevkiini sarsmakla neticelenecek bir düşüncesizlikten başka bir şey değildir ve zaten netice öyle olmuştur.” (Kronoloji)

Yılmaz Öztuna der ki: “Belki cihadı ilan eden Sultan Abdülhamid olsaydı, manzara bir miktar değişirdi. Zira Sultan Reşad’da ağabeyinin otoritesi ve prestiji olmadıktan başka, İslam dünyası, onun İttihad ve Terakki’nin kuklası olduğunu biliyordu. İttihad ve Terakki'nin İslam politikası ise, dünya Müslümanları arasında kati şekilde Sultan Abdülhamid’in politikası derecesinde beğenilmiyordu. Bununla beraber bu sırada Beylerbeyi Sarayı’nda oturan Sultan Abdülhamid’in cihad ilanını öğrenince ‘bu bir büyük silah idi ki, kullanılmadıkça daha büyük görünürdü, asla kullanılmamalıydı’ dediği bilinmektedir.” (Osmanlı Devleti Tarihi)

Bununla beraber müttefikler, sömürgelerinden asker toplarken karşı tarafta Türklerin bulunduğunu bilen bazı Müslümanlar askere alınmamaya mukavemet göstermiştir. Kuzey Afrika’daki Müslümanlar Fransız ordusuna asker olmamak için hadise çıkarmışlardı. Bu sebeple İngilizler ve Fransızlar, Müslüman askerlerini Türklerle aynı cepheye göndermemişlerdir. Fetvadan haberleri bile olmayan bu Müslümanlar, sadece dinî hissiyat ve vicdanları ile hareket etmekteydiler.

Max von Oppenheim
Başlık ResmiMax von Oppenheim

Fetvanın mimarı?

Almanya’nın Müslüman âlemiyle yakın münasebet içinde olması, böylece İngiltere ve Fransa’nın kontrolündeki Müslümanların tesir altına alınması planlanıyordu. Almanya bu sebeple halifelik makamını bünyesinde bulunduran Osmanlı İmparatorluğu ile yakınlaşma siyaseti gütmüştür. Alman istihbaratçı diplomat Max von Oppenheim tarafından idare olunan Das Reichskolonialamt (İmparatorluk Koloni Bürosu) psikolojik harbi ve cihad merkezli propagandayı yürütmüştür. El Dschihad adında bir gazete neşrederek sömürge Müslümanlarını, Almanya’nın İslam’ın asıl dostu olduğuna ikna etmeye çalışmıştır. Oppenheim, Enver’i cihad ilanına sevk eden kişi olarak bilinir.

Servis ajanları Mısır, Libya, Şimali Afrika, Irak, Kürdistan, Hindistan, Türkistan ve Afganistan’daki Müslümanları ayaklandırma operasyonları yürütmüştür. Öte yandan Teşkilat-ı Mahsusa ajanları, cihad fetvası ve beyannamelerini birer propaganda malzemesi olarak kullanıp, sömürge Müslümanlarının kırık gönüllerini okşayarak harbin sonuna kadar gönüllü asker toplamak, İttihad-ı İslam veya Pantürkizm adına ayaklanmalar çıkarmak ve ideolojik faaliyetlerde bulunmakla uğraştılar.

Alman medyasında cihad
Başlık ResmiAlman medyasında cihad

Mamafih Alman askerî misyonu bu fikirde değildi ki, harp zamanı uzun yıllar Türkiye’de askerî vazifede bulunmuş olan Alman generali Liman von Sanders şöyle diyor:

“Hakikatte dindar Anadolu askerleri için mukaddes cihad ilanına lüzum yoktu. Onlar cihad ilan edilmeden de hürmet duydukları padişahları uğruna harbe gidiyorlar ve canlarını feda ediyorlardı. Türklerle, Türklerin idaresindeki Araplar arasında asırların yığdığı zıtlık ve hâlihazırdaki Türk idaresine karşı duyulan hoşnutsuzluk dolayısıyla mukaddes cihad ilanı bunlar üzerinde tesir yapmadı.

Türkiye’ye yakın ve sınır komşusu olan ülkelere gelince bunlardan da umulan yardım temin edilemedi. İtilaf devletleri ya buraları güçlü elleriyle sıkıca tutuyorlardı ya da o zaman İran’da olduğu gibi büyük bir harbe girecek güç ve kabiliyet bu ülkelerde yoktu.

Hakikatte cihad-ı mukaddes Türkiye’nin o zamanki vaziyetine de pek uygun düşmüyordu. Türkiye, bir yandan Almanya ve Avusturya gibi Hristiyan devletlerle birlikte müttefik olarak harb ediyor, Alman ve Avusturyalı subay ve erleri kendi ordusunda bulunduruyor ve öte yandan da Müslümanları Hristiyanlara karşı yardıma çağırıyordu.” (Türkiye’de Beş Yıl)

İmparator Wilhelm Osmanlı üniformasıyla
Başlık Resmiİmparator Wilhelm Osmanlı üniformasıyla

Made in Germany

Amerikalı müellif Lothrop Stoddard New World of Islam kitabında der ki: “Müslümanlar, Garba karşı kati bir mücadeleye girişmek için zamanın münasip olmadığını anlamışlardı. Üstelik herkes biliyordu ki, cihad ilanında, Made in Germany markası mevcuttur. Uzak görüşlü Müslümanlar, Almanya uğruna ateşte yanmak istemiyorlardı. Almanya’nın dünyaya hâkim olmak siyasetini ilerletmeye istekli değillerdi. Çünkü bu hâl, ancak efendi değiştirmek olacaktı. Garbı, kendi kendisiyle boğuşmaya, kendisini zayıflatmaya bırakmak, daha muvafık olacaktı. Bu esnada İslâmiyet de zamanını bekleyecek, kendisini kuvvetlendirip, fırsatını kollayacaktı.”

Hollandalı Şarkiyatçı ve diplomat Dr. Christian Snouck Hurgronje’nin 1915’te neşrettiği The Holy War Made in Germany isimli bir kitabı vardır. Burada Almanya’nın hilafet ve Panislamizme muhalif olduğu hâlde, cihad işini organize edişini tenkit eder: “Sömürgelerindeki Müslümanlara, İngiliz ve Fransızlardan daha kötü davranan Almanya’nın, Müslüman dostluğundan bahsetmesi ikiyüzlülüktür. Balkan Harbi’nde Osmanlı’nın vaziyeti daha iyi değildi. O zaman Almanya neredeydi? Kaldı ki İslâm devletinin mukaddes olmayan harbinden söz edilemez. Harblerden birini mukaddes diye isimlendirip padişahın hususi fermanıyla ilan etmek gülünçtür. Fetva ve ferman, Enver ile Talat’ın fikirlerini aksettiriyordu. Sultan da şeyhülislam da bu ikisinin kuklaları vaziyetinde idi. Bu coşkun ve bağnaz fetva ile beyannameyi iyice değerlendirebilmek için, gerçek yazarlarının hemen hemen dinsiz olduklarını akılda tutmak gerekir. Kâfirler arasında yapılan bir harbe cihad demek, iyi bir Müslüman için ya küfürdür ya da gülünç!”

Bu arada eli armut toplamayan, yani boş durmayan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın karşı faaliyetleri sayesinde beklenen netice elde edilememiştir. Almanların faaliyetleri bile, halka para dağıttıkları için İttihatçılardan daha tesirli olmuştur. Fakat İngiliz altını daha güçlü çıkmış, kendi safında anti-Türk-Alman bloku kurmaya muvaffak olmuştur. İttihatçıların kötü icraatlarından bezmiş yerli halk da istikbali düşünerek bu safı tercih etmiştir.

Cihad ilanı, şimdi değilse bile, ileride bir tehlike doğurabileceği endişesiyle, müttefiklerin mesailerini hilafetin kaldırılmasına teksif etmesi neticesini doğurmuştur. Yani halifeliğin kaldırılması hükmü, cihad-ı ekber ilanıyla verilmiştir.

Cihad uğruna sokak nümayişleri
Başlık ResmiCihad uğruna sokak nümayişleri

Hangi cihad?

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, fetvanın usul ve kaideye göre hazırlanmadığını, Fetvahane’de kaydının olmadığını, fetvanın mahkeme kararı gibi belli hadiselere has tanzim edilemeyeceğini, ‘maslahat icabı herhangi bir devletle ittifak etmek caizdir’ şeklinde olması lazım geldiğini söyler.

Seyyid Abdülhakîm Arvasi hazretleri, cihad-ı ekber fiyaskosunu güya delil göstererek İslamiyette cihada dair layık olmayan yazılar neşreden bir gazeteye göndermek üzere hazırladığı reddiyede diyor ki:

“Cihad-ı ekber, her şahsın kendi nefsi ile mücadelesi, yani kötü huylarını iyi huylara çevirmesinden ibarettir. Peygamber Efendimiz muharebeden avdette, küçük cihaddan dönerek büyük cihada geldik buyurmuştur. Harb-i umumideki cihad-ı ekber ilanı, şeytanın aldatmasıyla söylenmiştir. Bu cihad değildi. Onun için mağlup oldular. Bunların gayesi hilâfet-i İslâmiyeyi yıkmak idi. 1897 Yunan Harbi cihad idi. 1877 Harbi cihad değil idi. [Çünkü meşru ve mutlak halifenin emriyle olmamıştı.]

Harbin büyük bir mağlubiyet ile bitmesi üzerine cihad-ı ekber ilanı ve sancak-ı şerif çıkarılması sözleri, tahminlerin üzerinde iki büyük zararla neticelendi. Bu zarardan birisi, İslâmiyet ve hakikate aşina olmayan insanlar, hani cihadın galibiyeti, diyerek imanları sarsıldı. Diğer zararı, öteden beri İslâm’ın düşmanlar üzerinde mevcut bir heybeti vardı. Muharebenin büyük mağlubiyet ile bitmesi ve bu kelimelerin kullanılması ile o heybet düşmanın kalblerinden tamamıyla silindi, sarsıldı ve kalktı.”

cihadi ekber hatırasına çıkarılan posta pulu
Başlık Resmicihadi ekber hatırasına çıkarılan posta pulu

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci'nin önceki yazıları...