Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Tbıbb-ı nebevî ve modern tıp
0:00 0:00
1x
a- | +A

Roma İmparatoru Heraklius’un Medine’ye gönderdiği hediyeler arasında bir de tabip vardı. Tabip, günler geçip de kendisine kimse gelmeyince, Cenab-ı Peygamber’e müracaat etti. O da, temizliğe ve az yemeye dikkat edenin, kolay kolay hastalanmayacağına dikkat çekti.

Peygamberimizin tıbba dair yapıp buyurdukları, "tıbb-ı nebevî" adıyla bilinir. Tıbb-ı nebevî, sadece çörek otu veya hacamattan ibaret değildir. İman, namaz, dua gibi alakasız görünen tavsiyeler, tıpta daha büyük ehemmiyet taşır.

Dinin, tedavi olmak istikametindeki emir ve tavsiyeleri, Müslüman âleminde tıp ilminin oldukça gelişmesine yol açmıştır. Peygamber aleyhisselam, Allahü tealanın ölümden başka her derdin devasını yarattığını; insanların bunu aramaları gerektiğini buyurur. “İlim, beden ve din bilgisi olmak üzere iki tanedir” sözü de hadis-i şeriftir.

İlimler içinde en lüzumlusu, ruhu koruyan din bilgisi ve bedeni koruyan sıhhat bilgisidir, manasına gelen bu sözle, her şeyden önce, ruhun ve bedenin zindeliğine çalışmak lâzım geldiğini söyler. Beden bilgisinin, din bilgisinden önce öğrenilmesini emreder. Çünkü bütün iyilikler, bedenin sağlam olması ile yapılabilir.

Müslüman tabipler ameliyat esnasında
Başlık ResmiMüslüman tabipler ameliyat esnasında

İşsiz tabip

Bugün de modern tıbbın, hijyen ve terapi olmak üzere iki kısmı vardır. İnsanları hastalıklardan korumak, sağlam kalmayı temin etmek, tıbbın birinci vazifesidir. Hasta insan, iyi edilse de çok kere, arızalı kalır. İşte İslamiyet, tababetin birinci vazifesi olan hijyene, yani hasta olmamaya öncelik vermiştir. Tıbb-ı nebevîdeki tavsiyeler, insanlara tedavi olmanın ve bunun için vasıtalar aramanın ehemmiyetini tebarüz içindir. Zira tıbb-ı nebevîde geçmeyen pek çok hastalık vardır.

Roma İmparatoru Heraklius’un Medine’ye gönderdiği hediyeler arasında bir de tabip vardı. Tabip, günler geçip de kendisine kimse gelmeyince, Cenab-ı Peygamber’e müracaat etti. O ise, temizliğe ve az yemeye dikkat edenin, kolay hastalanmayacağını söyledi. Hiç kimse ölümden kurtulamaz. Fakat o zamana kadar sıhhatini koruması şarttır.

Peygamberin bu istikametteki tatbikatı, tıbb-ı nebevî adıyla bilinir. Hadis kaynaklarında tıp başlıklı müstakil bahis vardır. Ayrıca İbn Kayyım el-Cevziyye’nin, Suyûtî ve Zehebî’nin et-Tıbbu’n-Nebevî isminde kitapları meşhurdur. Osmanlıların son zamanlarında yaşamış tabip Hüseyin Remzi Bey’in İlmihal-i Tıbbî isimli eseri vardır.

Her derde deva!

Tıbb-ı nebevî, Cenab-ı Peygamberin hastalıklar, tedavi metotları, sağlıkla alakalı ve hayat tarzı üzerine yaptığı tavsiyeleri ihtiva eder. Gıda tavsiyeleri (bal, hurma, sirke, çörek otu), temizlik ve hijyen (misvak, abdest, gusül), hastalık ve tedaviye yaklaşım, dualar ve manevi tedavi, uyku düzeni ve hayat tarzı gibi birçok kategoriden meydana gelir.

Bir âyet-i kerimede mealen der ki: “Balda insanlar için şifa vardır.” (Nahl, 16-69) Hadis-i şeriflerde tıbb-ı nebevîye dair nice tavsiyeler vardır: “Üç şeyde şifa vardır: Bal, hacamat ve dağlama!” “Çörek otunda ölümden başka her hastalığa şifa vardır.” “Sirke ne güzel katıktır.” “Kim sabah aç karnına Medine hurmasından yedi tane yerse, o gün ona ne sihir ne de zehir zarar verir.” [Zehrin zarar vermemesi antioksidan olmasındandır. Niyeti tam halis olursa Allah her şeyden korur.] “Bir yerde salgın olduğunu işittiğiniz zaman oraya girmeyin. Bulunduğunuz yerde salgın çıkarsa oradan çıkmayın.” “Temizlik imanın yarısıdır.” “Bıyıklarınızı kısaltın.” “Ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim, her abdest alışta misvak kullanmalarını emrederdim.” “Hiçbir kap mide kadar kötü doldurulmamıştır.” “Ey Allah’ın kulları, tedavi olunuz! Çünkü Allah, yaşlılık dışında her hastalık için bir şifa yaratmıştır.” “Sağ yanınıza yatınız!”

Ancak bu sahayı değerlendirirken hem dinî, hem de ilmî perspektiften bakıp anlamak icap eder. Zira akla, ilme ve dine uyan muvaffak olur. Bunlar o devirdeki bilgi ve tecrübeleri ifade eder. Ayrıca hastalıklara muhtelif maddelerin fayda ve zararları hülasa hâlinde işaret edilir. Nitekim dağlama tedavisini hem tavsiye hem de menettiğine dair hadis vardır. Tecrübe ve müşahedeye dayanarak elde edilen bilgi vahiy gibi değildir, değişebilir.

Ey Allah'ın kulları! Tedavi olunuz!

Modern tıp bu malumatlara istinaden inkişaf etmiş ve etmektedir. "Tekmil-i sınaat telâhuk-i efkâr iledir" sözü meşhurdur. Fenlerin ilerlemesi fikirlerin birbirine eklenmesiyle olur. Şifası kati ilaç ve tedavileri tıbb-ı nebevîde geçmiyor diye kullanmamak, sünnete uymak değildir. “Ey Allahın kulları tedavi olunuz!” hadis-i şerifine uymamaktır.

İslam âleminde usta-çırak münasebetiyle devam eden ve tıbb-ı nebevînin tavsiyelerini akıl ve tecrübe yoluyla inkişaf ettiren muazzam bir tıp ananesi teşekkül etmiştir. Müslüman Şark dünyası, modern tıbbın öncülerini de yetiştirmiştir.

Avrupa’da Razes diye bilinen Müslüman tabip Ebu Bekr er-Râzî (864-925), Bağdad’da tıp tahsil etti. İlaçlar ve kimya üzerine çalıştı. Tıp ilminde yüze yakın eseri vardır. Göz ameliyatlarında mütehassıs idi. Hazret-i Peygamber’in kız torunu Sükeyne’ye katarakt ameliyatı yapmıştır. Sükeyne, muhtemelen şimdikilerden daha ihlaslı olduğu hâlde, tıbb-ı nebevîde yok diye ameliyattan kaçınmamış, “Hacamat olurum, hurma yemem, gözüm geçer” dememiştir.

Sultan Bayezid Darüşşifası-Sağlık Müzesi
Başlık ResmiSultan Bayezid Darüşşifası-Sağlık Müzesi

Manevi miras

Maliki âlimi İbn Haldun, tıbb-ı nebevînin vahye değil, âdet ve tecrübeye dayandığını söyler. Bunların bereketlenme ve sünnete uyma cihetiyle faydasından bahseder. Zira buna dair sünnet sahih ise, ihlasla riayet eden mutlaka fayda görür.

Ancak bunu rivayet ve tefsir edenin aynı zamanda din âlimi olması icap eder. Kaldı ki tıbb-ı nebevî, sadece çörek otu veya hacamattan ibaret değildir. İman, namaz, abdest, nikâh, zikir, dua, sadaka gibi alakasız görünen tavsiyeler, tıpta daha büyük ehemmiyet taşır. Zira moral, sağlam karakter ve irade, tedavide her şeydir.

Tıbb-ı nebevî, Müslümanlar için ehemmiyetli bir kültürel ve manevi mirastır. Ancak bu sahadaki bilgilerin bir kısmı dinî tavsiye, bir kısmı devrin cemiyetine mahsus pratikler, bir kısmı da umumi hikmet ve numune mahiyeti taşıyan tatbikatlardır. Dolayısıyla bu bilgiler, modern tıbbın yerini alamaz, ama bazı hususlarda onu anlamaya ve tamamlamaya yardım eder.

Tıbb-ı nebevî hep sıhhatli hayatı teşvik eden bir teamüldür. Cenab-ı Peygamber'in tavsiyeleri bir tabip gibi değil, vahyin aydınlattığı bir peygamber ve cemiyete rehber olan bir lider olarak görülür. Bazı hadisler tıbbî bilgi ihtiva ediyor gibi görünse de dinî ve sosyal çerçevede izaha muhtaç olabilir. Modern tıbbı reddedip sadece tıbb-ı nebevîye dayandığını iddia etmek hem risklidir hem de dinî mesuliyet doğurabilir.

İki Osmanlı tabibi eczacıya ilaç tarif ediyor
Başlık Resmiİki Osmanlı tabibi eczacıya ilaç tarif ediyor

Alternatif tıp?

“Salgın hastalık olan yere girmeyin ve çıkmayın” tavsiyesi, yani karantina, modern epidemiyoloji prensipleriyle bire bir örtüşmektedir. Mesela, çörek otu, bal, sirke gibi gıdaların antimikrobiyel ve antioksidan tesirleri ilmen ispatlanmıştır. Hacamat, sıcak memleketlerde kan basıncını azaltmaya yarayıp yüksek tansiyonu önleyebilir, migren ve kas ağrılarını kısa zamanlı geçirebilir veya hafifletebilir.

Aynı zamanda eczacı olan âlim Hüseyin Hilmi Işık Efendi der ki: “Damardan kan aldırmanın faydası vardır. Niyet edilirse hacamat yerine geçer ve sevap hasıl olur. Sıcak memleketlerdeki şartları başka yerde tatbik etmek mecburiyeti yoktur. Bu, ibadet değil, âdettir. İlaçların çoğunun aslı, tıbb-ı nebevîde tavsiye edilmiş maddelerin sentetik hâlidir. Aspirinin her gün yeni bir faydası ortaya çıkmaktadır. Aslı salisilik asittir ki, tıbb-ı nebevîde övülmüş olan sirke ile müşterektir.”

Müslüman bir doktor göz ameliyatı yapıyor
Başlık ResmiMüslüman bir doktor göz ameliyatı yapıyor

Kendisinde bulunan kitaplardan bu ilme dair Derviş Nidaî’nin Menâfiü’n-Nâs’ı bana hediye etmişti. 986/1578 senesine ait 376 sayfalık el yazması bu kitapta mesela diyor ki: “Baş ağrısı deva ile gitmezse, Bakara suresinin (baş ağrısı kelimesinin geçtiği) 196. âyetini, femen’den ev-nüsük’e kadar yazıp başında gezdirse, biiznillah şifa bulur. Başına besmele ve sonuna üskün lillah yazılır.” İbrahim Ezrak’ın Arapça Teshîlü’l-Menâfi kitabını ise Hakikat Kitabevi vasıtasıyla basıp yaymışlardı.

Bugün bazı kişiler, hiçbir ilmî mesned olmadan, sadece tıbb-ı nebevî adına şifa iddialarıyla mamuller pazarlamakta veya "alternatif tıp" adı altında yanıltıcı bilgiler yaymaktadır. Her natürel ya da İslamî etiketli görünen bir şey, doğru sayılamaz. Suiniyetli olmasa bile, tıbb-ı nebevî tavsiyesini, yanlış anlamış veya kafasına göre tefsir etmiş olabilir. Tıbb-ı nebevînin yemek, uyumak, temizlik gibi tavsiyelerini es geçip de başı ağrıdığında hacamata koşmak, beyhudedir.

Hamidiye Etfal Hastanesi
Başlık ResmiHamidiye Etfal Hastanesi

İlacın üç türü

İmam Gazalî hazretleri, Kimya-i Saadet’te diyor ki:

İlaç üç türlüdür: Birinci kısım ilaçların tesiri, faydası katidir, meydandadır. Ekmeğin açlığı, suyun susuzluğu gidermesi böyledir. (Kininin sıtmaya, salisilatların romatizmaya, aşı ve serumların, antibiyotiklerin ve sülfamidlerin de bakterilere karşı tesiri böyledir.) Faydası kati olan ilaçları kullanmak farzdır. Yangını su ile söndürmek gibidir. İkinci kısım ilaçlar ne kati ne de zannidir. Fayda ihtimali vardır. Kullansa da kullanmasa da olur. Üçüncü kısım ilaçların faydası kati değilse de fazla zan olunur. Damardan kan alma, müshil gibidir. Bunları kullanıp kullanmamak hastanın bileceği şeydir.

Nitekim “Ölümden başka her hastalığın ilacı vardır” buyuruldu. Tansiyon artınca kan aldırmak ve tansiyon düşürücü ilaç kullanmak, mikrobik hastalıklarda, antibiyotik, sülfamid ve başka antiseptikler kullanmak, dezenfekte (mikrop imhası) yapmak ile, elbisedeki, yataktaki akrebi, yılanı öldürmek ve yangını söndürmek arasında bir fark yoktur. Çünkü, hepsi insanı öldüren şeydir.

Resulullah Efendimiz, Sad bin Muaz için, fasd (damardan kan aldırma) emir buyurmuştu. Zafiyetten şikâyet eden birine, “Et ye, süt iç!” buyurdu. Hazreti Ali’nin gözü ağrıdığı zaman da taze hurma yememesini, pancar yaprağı ve pişmiş arpa yemesini söyledi. Suheyb Rumi’yi hurma yerken görünce, “Gözün ağrıdığı hâlde hurma yiyorsun” buyurdu. “Ağrı olmayan tarafta çiğniyorum” demiş ve Resulullah bu cevaba gülmüş idi.

Kendisi her gece tedavi için sürme çekerdi. Her ay kan aldırırdı. Vahiy geldiği zaman, başı ağrıdığı için, kına bağlardı. Bir yeri yara olsa, oraya kına kor; bir şey bulunmadığı zaman, temiz toprak tozu ekerdi. Daha nice ilaç kullanmıştır. Yani fennî imkânların sınırlı olduğu bir zamanda ulaşabildiği her sebebe yapışarak numune olmuştur.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci'nin önceki yazıları...