Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İlber Ortaylı’nın ardından
0:00 0:00
1x
a- | +A

İlber Ortaylı 78 yaşında vefat etti. Allah (celle celalühü) rahmetiyle, merhametiyle muamele eylesin. Toplumdaki tarih farkındalığının artmasına katkı sağlamış bir tarihçiydi.

Topluma mal olmuş isimlerin vefatlarından sonra son dönemde ilginç alışkanlıklarımız türedi. İlber Hoca’nın vefatında da benzer alışkanlıkları görünce yazmaya karar verdim.

- Anında birlikte çekilmiş bir fotoğraf bulup o fotoğrafla paylaşmak. Beraber çekilmiş bir fotoğrafın olması bir şeyi değiştirir mi? Bilemiyorum. Muhtemelen bu durum sosyal medyanın tetiklediği etkileşim hastalığımız yüzünden. Öyle olmasaydı cenazelerde göğüse rahmetlinin vesikalık fotoğrafını iğnelemek yerine beraber fotoğrafımızı bastırıp iğnelerdik herhâlde.

- Birisi vefat ettiğinde, hatırasını sayan tazimle anar, saymayan ise edeple susar. Olumsuz anısı olanların hemen o kişinin aslında o kadar iyi biri olmadığını anlatma çabası da üzücü. Bir akademisyen, İlber Ortaylı’nın kendisine tez danışmanı olmamasını anlatıp bunu onun kibrine bağlamış. Daha mevta yerdeyken cenazesi kılınmamışken bu olumsuz hatıraları aktarmanın, çok etkileşim alsa bile rahatsız edici olduğunu düşünmüyoruz. Velev ki dediklerinizde haklısınız, ne değişir? Ya sübjektif anlatıyorsanız, nasıl cevap verecek?

- Bir de bunun olumlu hatıralar kısmı var. “Beni çok severdi, beni oğlu gibi görürdü, hatta derdi ki Ömer sen benim veliahtımsın” gibi gerçeklikten uzak, hakikati eğip büken hareketlere ne gerek var? Cevap hakkı kullanıp “Hayır ben bu kişiyi tanımam etmem” diyebilecek mi? Gerçekten samimi bir anınız vardır, herkesin bilmesi gerektiğini düşündüğünüz, baş göz üstüne. Ama vefat üzerinden kendimizi övmeyelim.

- Bir de meselenin tarihçilik boyutu var. Elbette ki tarihçilerin mesleki anlamda, ilmî anlamda meslektaşlarını ölçme, tartma hakkı vardır. Özetle birbirlerini beğenmeyebilirler. Ama alanı bu olmayan birinin, yani mesela benim bir kişiyi alanıyla ilgili eleştirmem de çok sağlıklı değil.

Bir başka açıdan İlber Ortaylı

TV programı yaptığım dönemde Prof. Dr. Aziz Sancar’ı konuk almıştım. Ömer Ekinci Aziz Sancar diye YouTube’da arama yaparsanız çıkar. Programdan sonra Anadolu’da belki 50 üniversiteden aradılar. “Sizi Aziz Hoca’yla birlikte bizim üniversitemizde de ağırlayalım, burada da program yapın” şeklinde davetler. Ben bu davetleri Aziz Sancar’a iletmedim bile.

Düşünün ki Aziz Sancar bu davetlere hayır demese, her üç günde Anadolu’da farklı bir şehirde konferans verse bir yıl sürer bu konferanslar.

Oysa zaten bir TV programı yapmışız, zaten Türkiye’de senede 2-3 konferans veriyor. Açarsın internetten izlersin, kitaplarını alır okursun, mutlaka canlı canlı görmek istiyorsan da o 2-3 konferansa gider, orada izlersin.

“Ben şehrimden çıkmayayım, kampüsümden çıkmayayım, Aziz Sancar bizim konferans salonuna gelsin bana konuşsun” düşüncesi kimse kusura bakmasın ama sağlıklı değil.

Güzel bir yorum okudum akademisyen Dr. Nurettin Kalkan’ın kaleminden. Diyor ki “İlber Hoca’nın akademik anlamdaki en büyük talihsizliği, Türkiye’de 60'larında şöhret olması ve kendisine kutup payesi atfedilmesiydi. Bu durumun aksine, Halil İnalcık’ın asıl şansı Türkiye’de ancak 85’inden sonra geniş kitleler tarafından tanınmış olmasıydı. Zira İnalcık, akademik rüştünü dünya çapında ispat edip külliyatını neredeyse tamamladıktan sonra popülerleşirken; Ortaylı, entelektüel üretiminin en velut olması gereken dönemi bir popüler kültür ikonu olarak geçirdi.”

İlber Hoca popüler kültüre bu kadar ağırlık vermeyip alanında daha da derinleşmeye odaklansaydı ne olurdu bilemiyoruz, bilemeyeceğiz de.

Kutuplaşmış Türkiye’de İlber Hoca

Toplumsal hafızamızda Kemal Sunal, Barış Manço, Şener Şen gibi bazı isimler var. Tüm Türkiye sever, sayardı. %100 demesek de toplumun ekseriyeti severdi. Çünkü bu isimler siyasi taraf olmazdı, toplumu ayrıştırmazlardı.

İlber Ortaylı da bence bu isimlerden biri. Vefatı toplumun büyük kesimini üzmüştür. Böyle isimler azaldı.

Son dönemde örneğin sporcu Kenan Sofuoğlu vardı, herkesin sevdiği, desteklediği. Sofuoğlu gitti milletvekili oldu, hem doğru düzgün milletvekilliği yapamadı, hem de toplumun bir kısmını kaybetti.
Bir ünlünün, kariyerini planlarken buna dikkat etmesi gerekiyor bana göre. “Taraf olmalıyım” düşüncesi günün birinde pişman edebiliyor.

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...