Üç ayda 15 kiloyu nasıl verdim? Böyle bir yazı yazacağım aklıma gelmezdi. Hatta kilo vereceğimi de düşünmezdim. Cevap başlıktaki gibi. Üç ayda 1.800 km yol yürüyerek. Eskiden güreş ve boks yapmış biri olarak insanlar bana kilolu olmayı yakıştırıyordu sanıyordum ama hikâye başkaymış. İnsanlar olumsuzluğu söylemeyi sevmiyorlar.
Her şey oğlumun okulda arkadaşlarıyla teneffüslerde oynadıkları “koşalım mı?” oyununu bana da oynatmaya çalışmasıyla başladı. Her gün gittiğimiz Florya Atatürk Ormanı’nda elimden tuttu ve “Koşalım mı?” dedi.
Yaşım 42. Neden koşamayayım ki diye düşünüp peşine düştüm. Yüz metre koşmadan tıkanıp durmak zorunda kaldım. Benden 210 gün küçük Cristiano Ronaldo hâlâ 90 dakika sahada kalıp rövaşata golü atarken ben yüz metrede neden tıkandım diye kendime kızmaya başladım.
Hani şu meşhur kamu spotundaki gibi “Hadi baba, yapabilirsin” diyen çocuklar gibi gözlerimin içine bakan oğlumun hatırına biraz daha zorladım ama çok ihmal etmiştim kendimi.
Gidip eve tartıya çıktığımda 119,9’u gördüm. “Ben kendime ne yaptım böyle” diye geçirdim içimden.
İş güç için, ticaret için, aile için, eş-dost için, o kırılmasın, bu üzülmesin, şunun lafı yere düşmesin diye hep kendimden harcamışım. Ben yorulayım, başkası üzülmesin demişim.
Düşündüm, benim sermayem nedir diye. Ticarette, siyasette, yazarlıkta, babalıkta, ailemde sermayem nedir. Farkına vardım ki iyi baba olabilmek için de ticarette başarı için de memlekete hizmet için de tek bir sermayem var. O da sağlıklı bir beden ve sağlıklı bir zihin.
Bir de biraz koşunca, ne kadar uzun zamandır koşmadığımı fark ettim. Ve koşmaya karar verdim.
Aslında ilk etapta kilo verme meselesi yoktu. Az az da olsa koşacaktım. 100 metreyi 200 metre, onu da 400 metre yapacaktım.
Akşam saatlerinde oğlum uyuyunca kendimi ormana atmaya başladım. Hani günde 10 bin adım atmak gerekli derler ya. Ben düşündüm, benim yüküm normal insandan fazla. O zaman başkası 10 bin atıyorsa benim 20 bin adım atmam lazım.
Her gün akşam 21.00 - 23.00 aralıklarında ormanda yürümeye başladım. 20 bin adımı kolay geçiyordum. Demek ki benim hedefi daha yükseğe koymam lazım. 25 bin adım yaptım hedefi.
Gün içinde sık sık adımsayara bakmayı alışkanlık hâline getirdim. Öğlen olmuşsa ve hâlâ adımsayar çok düşükse acil durum. Uzun telefon görüşmelerini, Zoom toplantılarının tamamını yürüyüşlerle birleştirdim. Diyelim uzun bir videoyu dikkatlice izlemem lazım. Hemen bir yürüyüş. Biriyle sohbet etmem lazım, gelecek, çay-kahve içeceğiz. Hemen bir yürüyüş. “Haydi gel hem yürüyelim, hem konuşalım”.
Yürümenin bana bu kadar iyi geleceğini düşünmezdim. Güçlendikçe, hamlığı attıkça koşma oranını arttırmaya da başladım. Eskiden gideceğim yere en yakın nereye park ederim diye düşünürken şimdi uzağa park ediyorum, otopark-vale paralarından tasarruf da oldu.
Gelelim yemek konusuna. Akşam yürüyüş ve koşu yapacağımı bildiğimden ve eğer midem doluysa midemin ağzıma geleceğini bildiğimden vücut yavaş yavaş yemeyi reddetmeye başladı. Çünkü eziyetini yine vücut çekiyordu.
Bir de yürüyüş yapmazsam akşamları bir yorgunluk çöküyor üstüme, tatlı yeme isteği baş gösteriyor. Ama yürüyüşe çıkarsam sanki o üstüne uyku çöken ben değilim. Bu kadar fark etmesi beni çok şaşırttı.
Bir süre ormanda yürüdüm. Ormanın son sakini her akşam bendim. Bazı akşamlar sağanak yağmur oldu, yine gitmeyi bırakmadım. Çünkü zinciri bozmamalıydım. Herhâlde başladığımdan beri bu üçüncü spor ayakkabım oldu, ayağımda paralandı ayakkabılar.
41 yıl boyunca hiçbir yıl bir önceki yıldan daha düşük kiloda olmadım. Hep yükselen bir grafik. Artık inancım da yoktu kilo verebileceğime. Ama o yürüyüş ve koşu beni birkaç ayda 15 kilo zayıflattı. Eskiden veremiyordum çünkü çareyi az yemekte arıyorum. Oysa benim sorunum hareketsizlikmiş.
O uzun yürüyüşlerde kendimle baş başa kalıp uzun uzun düşündüm. Fikirler ürettim. Kendimi tarttım. Ufuk açıcı telefon görüşmeleri yaptım.
Mesela yapmam gerekenleri unutuyordum son zamanlarda. Onun çok azaldığını fark ettim. Çünkü kendimle muhakeme yapacak çok zamanım oluyordu ve böylece yapacaklarımı da hatırlıyorum.
Bu yaşta bunu yapmasam ileride çok daha zor olacaktı. Elimdeki en büyük silah sağlığım, o olmayınca ne ticaret, ne siyaset, ne burada sizlerle buluşabilmek, ne gençlere ulaşabilmek ne de oğluma iyi babalık yapabilmek mümkün.
Şimdi planım biraz daha kilo vermek. Sonrasında da yemeyi arttırıp onu yürüyüşle dengelemek.
İğneyle mi kilo verdin?
Bu süreçte en çok karşılaştığım soru bu oldu. İğneyi bırakın aspirin bile almadım. Bedenimi dinledim. Ne spor salonuna, ne bir uzmana, ne bir takviye gıdaya tek kuruş harcamadım.
İğnelere de güvenmiyorum, inşallah yanılırım da onca insan pişman olmaz ama iğnelere ön yargılıyım. İğneyle ya da ameliyatla da kilo verseniz neticede sonrasında boğazınızı tutmanız gerekiyor. O zaman baştan tutmak, üstüne bir de hayatınıza spor katmak daha kolay.
Yanlış anlaşılsın da istemem. Burada diyet önerisinde bulunmuyorum. Sadece yürüyelim. Daha çok yürüyelim, hareket edelim. Allah ayak vermiş, bacak vermiş. Bedenimizin hakkını verelim.

