Milliyetçilik çoğu zaman çok güçlü ve sistemli bir ideoloji gibi sunulur. Oysa, yakından bakıldığında, milliyetçiliğin liberalizm, sosyalizm veya muhafazakârlık gibi gelişmiş bir ideoloji olmadığı görülür. Liberalizm özgürlük, hukuk devleti, piyasa, mülkiyet, sınırlı iktidar ve birey hakları üzerine sistemli cevaplar verir. Sosyalizm eşitlik, sınıf, üretim araçları ve bölüşüm etrafında kapsamlı bir dünya görüşü kurar. Muhafazakârlık gelenek, kurumlar, toplum, aile ve tarihî süreklilik hakkında belli bir düşünce çerçevesine sahiptir. Milliyetçilik ise ideolojilerin cevaplaması beklenen bütün sorulara cevap verebilecek güçte değildir. Bu yüzden onu tam bir ideoloji olmaktan çok, bir “ideolojimsi” olarak görmek daha isabetlidir.
Mesela “milliyetçi özgürlük anlayışı nedir?” diye sorduğumuzda açık ve tutarlı bir cevap almak zordur. “Milliyetçi adalet anlayışı nedir?” sorusu da benzer şekilde cevapsız kalır. Bir milliyetçi ekonomik hayatta devletçi de olabilir, piyasacı da. Siyasette otoriter de olabilir, demokratik de. Kültür alanında muhafazakâr da olabilir, modernist de. Bu yüzden milliyetçilik yerine göre sosyalizme, yerine göre liberalizme, yerine göre muhafazakârlığa eklemlenen bir duygu ve siyasal pozisyon olarak ortaya çıkar. Kendi başına kapsamlı bir siyaset felsefesi sunamaz...
Milliyetçilik hakkında yapılan bir başka hata, onun “yerli ve millî” bir fikir zannedilmesidir. Oysa modern milliyetçilik büyük ölçüde Fransız Devrimi sonrasında şekillenmiş ve Avrupa’dan dünyaya yayılmıştır. Çok uluslu, çok etnisiteli, çok dilli ve çok kültürlü imparatorluk geleneklerinde milliyetçiliğin bugünkü anlamıyla fazla karşılığı yoktur. Osmanlı gibi imparatorluklar, farklı dinî, etnik ve kültürel toplulukları aynı siyasî çatı altında tutmaya çalışmıştır. Milliyetçiliğin yükselişi ise bu imparatorlukların çözülmesine ve yeni ulus-devletlerin doğmasına katkıda bulunmuştur...
Milliyetçiliği tanımlamak da zordur. Eğer etnik köken esas alınacaksa, ortak kökenin nerede başlayıp nerede bittiğini ispatlamak kolay değildir. Eğer dil esas alınacaksa, aynı dili konuşan insanların aynı siyasî aidiyette birleşmesi garanti değildir. Aynı etnik kökenden gelen insanlar, ideolojik, mezhebî veya siyasî sebeplerle birbirine düşman olabilir. Aynı dili konuşan toplumlar farklı devletler kurabilir; farklı dilleri konuşan insanlar ise aynı vatana bağlılık hissedebilir. Bu yüzden milliyetçilik, insanları birleştirdiği kadar ayıran ve çatıştıran bir potansiyele de sahiptir...
Burada mesele yalnızca Türk milliyetçiliği değildir. Kürt milliyetçiliği, Arap milliyetçiliği, Alman milliyetçiliği veya başka herhangi bir milliyetçilik de aynı problemlerle maluldür. Her milliyetçilik, “biz” ve “onlar” ayrımını sertleştirme eğilimi taşır. Her milliyetçilik, insanı önce etnik, dilsel veya kültürel bir kategoriye yerleştirir; sonra onun siyasî değerini bu kategori üzerinden okumaya meyleder. Bu da çağdaş, çoğulcu ve medenî toplumlar için sağlıklı bir temel oluşturmaz.
Milliyetçiliğin daha makul alternatifi vatanseverliktir. Vatanseverlik, insanın yaşadığı ülkeyi sevmesi, o ülkenin iyiliğini istemesi ve birlikte yaşadığı insanları vatandaş olarak benimsemesi demektir. Vatansever kişi, aynı ülkede yaşayan insanların etnik kökenine, dinine, mezhebine, diline veya kültürüne bakmadan onların huzur, güvenlik ve refah içinde yaşamasını ister. Vatanı sevmek, vatandaki insanları da sevmeyi gerektirir. Sadece toprağı sevip insanları dışlamak gerçek vatanseverlik değildir.
Vatanseverlik milliyetçiliğe göre daha medenî, daha çağdaş ve daha insani bir yaklaşımdır. Çünkü vatanseverlik, vatandaşlık ortaklığını esas alır. Birlikte yaşama iradesini, ortak hukuku, ortak güvenliği ve ortak iyiliği öne çıkarır. İnsanları kan, soy, etnik köken veya dil üzerinden değil, aynı siyasî toplumun eşit üyeleri olmaları üzerinden değerlendirir.
Bugünün çoğulcu toplumlarında ihtiyaç duyulan şey milliyetçilik değil, vatanseverliktir. Milliyetçilik kimlikleri sertleştirir; vatanseverlik ortak hayatı güçlendirir. Milliyetçilik ayrım üretmeye yatkındır; vatanseverlik birlikte yaşama ahlâkını besler. Bu yüzden daha hür, daha barışçı ve daha medenî bir toplum isteyenlerin milliyetçiliğin dar ufkunu aşarak vatanseverliğin daha kapsayıcı diline yönelmesi gerekir...

