Genç dimağların iş hayatına adım atarken kazandıkları uygulamalı meslek tecrübeleri, istikbalimizin en mühim teminatlarından biridir. Ne var ki, çalışma hayatının kanayan bir yarası hâline gelen staj ve çıraklık uygulamaları, adalet terazisinde mukayese kabul etmez bir eşitsizliği bünyesinde barındırmaktadır. Sanayide dövülen sıcak demir ile masa başında tutulan kalemin emeklilik hesabı, ne yazık ki aynı kantarda tartılmamaktadır!..
ALIN TERİ Mİ, KÂĞIT ÜZERİ Mİ?
Halk arasında sıklıkla dile getirilen “Ağaç yaşken eğilir” darbımeseli, mesleki eğitimin ehemmiyetini en veciz şekilde gözler önüne sermektedir. Staj ve çıraklık müessesesi, gençlerin iş piyasasına hazırlanmasında fevkalade ehemmiyete haizdir. Lakin uzun yıllar boyunca bilfiil gerçekleştirdiğim teftişlerde, çırakların sanayide aynen birer işçi gibi en ağır işlerde çalıştıklarına, tezgâh başında ter döktüklerine bizzat muttali oldum.
Yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, birçok işveren tarafından bu evlatlarımız ne yazık ki düşük maliyetli birer iş gücü olarak mütalaa edilmektedir.
Sosyal güvenlik sistemimizdeki en bariz adaletsizlik ise bu çırak ve stajyerlerin emeklilik sigorta kollarından mahrum bırakılarak istihdam edilmeleridir.
Sanayinin çarkları arasında ömür tüketen gençlerin bu çalışmaları, emeklilik başlangıcı sayılmadığı gibi borçlanma imkânından da mahrumdur. Oysa adalet, hak sahibine hakkını teslim etmeyi iktiza eder.
BAZILARINA DOĞAN GÜNEŞ, BAZILARINA KARANLIK GECE!
“Her koyun kendi bacağından asılır” denilse de, aynı gökyüzü altında iki farklı hukuki statünün varlığı vicdanları yaralamaktadır. Sanayideki çırak borçlanma hakkından tamamen mahrumken, masabaşında staj yapan bazı meslek gruplarına kanunen çok geniş imkânlar tanınmıştır. Avukatlar, doktorlar ve hekimler bu hususta en şanslı zümreyi teşkil etmektedir.
Bu sebeple, gazetemize ve sosyal medya hesaplarımıza okuyucularımızdan gelen suallerin başında, stajyerlik dönemlerinin emeklilik hesabına dâhil edilip edilmeyeceği ve ne zaman erken emekli olunacağı hususu yer almaktadır.
Sosyal güvenlik sistemimizin nirengi noktalarından birini oluşturan bu eşitsizlik, her yeni yasal gelişmede vatandaşlarımız tarafından pürdikkat takip edilmektedir. Mevcut tabloda stajyerlerin erken emekliliğe kapı aralaması için iki temel formül bulunmaktadır:
- Staj başlangıcının doğrudan uzun vadeli sigorta kollarına başlangıç sayılması.
- Aynen askerlik borçlanmasında olduğu gibi geçmiş sürelere borçlanma hakkı verilmesi.
Ancak ne yazık ki Ankara nezdinde şu an için çırakları ve genel stajyerleri kapsayan bir yasal düzenleme çalışması bulunmamaktadır.
ALIN TERİNİN TERAZİSİ: BEYAZ YAKAYA HAK, MAVİ YAKAYA YASAK!
Avukatlık mesleğini icra etmek üzere staj yapanlar, sosyal güvenlik açısından âdeta koruma kalkanı altına alınmıştır. Herhangi bir sigortalılığı bulunmaksızın ilk 6 ay mahkemelerde, kalan 6 ay ise bir avukatın yanında olmak üzere toplam 1 yıllık staj süresini tamamlayanlar büyük bir avantaja sahiptir.
Bu kişiler, onaylı baro belgesi ve borçlanma talep dilekçesi ile Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) müracaat ettikleri takdirde, bu süreleri borçlanabilmektedirler… Görüldüğü üzere, masabaşı stajında borçlanma kapısı ardına kadar açıktır.
Eğitim hayatını en üst seviyeye taşıyan bazı sigortalılar için de mevzuatımızda muafiyetler öngörülmüştür. Sigortalıların SGK’ya tabi olmaksızın, gerek yurt içinde gerekse ecnebi memleketlerinde geçirdikleri normal doktora veya tıpta uzmanlık öğrenim süreleri, talepleri hâlinde borçlanma kapsamında hizmetten sayılmaktadır.
Ayrıca tıp dünyasında hizmet vermiş olan hekimlerimize de geçmişteki fahri asistanlık sürelerini borçlanma imkânı tanınmıştır. Hekimler, fahri asistan olarak vazife yaptıkları tarihleri açıkça gösteren üniversite veya hastane belgelerinin aslını dilekçelerine ekleyerek SGK’ya başvurabilmektedir.
Görüldüğü üzere, sistem masabaşındaki belirli mesleklere ihsan kapılarını ardına kadar açmışken tulumuyla sanayide en ağır şartlarda çalışan çıraklara kapıları tamamen kapatmıştır…
MAZERETLER MESNETSİZ: AVUKAT İŞÇİ DEĞİLSE, ÇIRAK NEDEN MAHRUM?
Sanayide, sahada, atölyelerde ağır ve tehlikeli işlerde bilfiil ter dökmüş olan stajyer ve çıraklara da borçlanma hakkının tanınmaması, Anayasa’nın eşitlik ilkesine açıkça muhalefet teşkil etmektedir.
Bürokrasinin “Ama onlar işçi statüsünde değil” şeklindeki mazeretleri yersiz ve mesnetsizdir. Zira yukarıda zikrettiğimiz ve borçlanma hakkından sonuna kadar istifade eden stajyer avukatlar da işçi statüsünde değildir. Eğer avukata, doktora, fahri asistana bu hak tanınıyorsa; tulum giyip motor yağına bulanan, parmakları nasır tutan sanayi çırağına haydi haydi tanınmalıdır. Devletin babalık vasfı, evlatları arasında ayrım yapmamayı icap eder.
HASILIKELAM: Çalışma hayatındaki bu keskin ve derin çatlağın, vicdanları daha fazla kanatmaması adına ivedilikle bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Çırak ve stajyerlerin haklı serzenişleri nihayete erdirilmeli, alın terinin hakkı kâğıt üzerindeki ünvanlara kurban edilmemelidir. Eşitlik bir lütuf değil, anayasal bir haktır.

