“İstanbul’da trafik güvenliğinin sağlanması için trafik polislerine yardımcı olmak amacıyla denetim görevi üstlenen sayıları 3 bin 600 olan Fahri Trafik Müfettişi (FTM) var.
Megakentte görevli trafik polisi sayısı yetersiz olduğundan dolayı usulsüz çakar lamba takan araç sürücülerine yönelik etkin bir denetim yapılamaması sonucu araçlarına usulsüz çakar lamba takarak trafik geçiş üstünlüğü sağlamak isteyen sürücülere son yıllarda fahri müfettişler çok rastlamaktadır.
Trafik güvenliğinin kesintisiz sağlanmasına katkı amacıyla, trafikte araçlarına usulsüz çakar lamba takan sürücülerin eskiden olduğu gibi fahri müfettişlerce de tespit edilerek kural ihlali tespit tutanağı düzenleme yetkisi verilmesini istiyoruz.
Derneğimize üyelerimiz tarafından iletilen bu talebin Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Trafik Başkanlığı'nca değerlendirilerek gereğinin yapılmasını talep ediyoruz. Saygılarımızla...”
Halis Kahraman/Fahri Trafik Müfettişleri (FTM) Derneği Basın Sözcüsü-İstanbul
“Kimseler karnenin sağ tarafına önem vermedi”
İnanç öz kültür, ananemize göre yetişen, ama birkaç üniversite bitirmeyen hatta kimilerince “cahil köylü” denilen nice insanımız öyle nesiller yetiştirdiler ki bunlar edepli ve ilim irfan sahibi oldular. Nice çobanın, çiftçinin, sanatkârın; esnafın çocukları ilim irfan sahibi olarak doktor mühendis subay profesör vb. oldular.
Her zaman söylüyorum, yazıyorum; iman güzel ahlak ve edep insanda olmadan bilginin çok faydası olmaz, hatta topluma zararı olur. Mesela kimya bilgisiyle ilaç üreteceğine zararlı şeyler imal eder, insan neslini iflasa götürür... Tıp bilgisiyle insana sağlık hizmeti vereceğine insanların sağlığı adı altında başka menfaatlere yönelik istismarlara niyetlenir. Bunların örneklerini haberlerde izledik okudur... Bu tarz örnekleri çoğaltabiliriz ama maksat kötü örnek vermek değil...
Evet eskiden insanlar fakirdi okuma yazmaları azdı ama onlar çok çocuklu ailelerde nineli dedeli, halalı teyzeli, yengeli amcalı dayılı ve bunların çocuklarıyla büyüyordu... Şu sosyal çevreye bakar mısınız? Eskiden bir genç kız annesine söylemediği bir sırrını teyzesine halasına açabilir ve o da onun sıkıntısına çözüm üretebilirdi. Yanlış yapmaması için ona doğru yolu gösterirdi. Ekmeği simidi bölüşür paylaşmayı sabrı empatiyi öğrenirdi. Annesine babasına içini açamayan bir erkek çocuğu amca oğluna, amcasına veya teyzesine bir şekilde gidip içini dökebilirdi. Günümüz gençlerinin neredeyse böyle aile büyükleri kalmadı... Soracak danışacak yön gösterecek insan bulmak zorlaştı.
Bir başka yönümüz de nice zaman toplum çocukların gençlerin karnelerinin hep sol tarafına baktılar... Türkçe matematik fen yabancı dil vb. notları yüksekse takdir ettiler. Takdirnameler yazdılar. Ama kimse tenezzül edip de karnenin sağ tarafına bakmadı. Bakan dikkat eden hele önem veren pek olmadı. İnançlı edepli ahlaklı saygılı, düzenli sosyal olmayı hep yok saydık, hatta böyle insanları tahfif ettik, mütevazılığı pısırıklık saydık elimizin tersiyle öteledik...
İnsanlık neyi çok revaçta görse o iş gelişir çoğalır... Oysa eğitim, test çözüp fen derslerinde birinci olmaktan ibaret değildi. İman ahlak fen teknoloji birlikte olursa o zaman kamil insan olunurdu. Nasıl ki kuşlar tek kanatla uçmaz çift kanat gerekir ise insan da maddi ve manevi kanatları sağlam ve birbirine uygun olduğunda hem kendine hem topluma faydalı hâle gelir...
Öncelerde çocuklara ailede akrabalarda komşularda ve mahallede bizim şimdi göremediğimiz bir terbiye edep ve eğitim verilirdi. Çocuklar bu terbiyeyi hem sözlü hem de uygulamalı olarak öğrenirdi. Küçüklere sevgiyle büyüklere saygıyla hayvan ve nebatata mehabetle muamele etmeyi öğrenirlerdi.
Şimdi öyle mi ya... Çocuk evde bilgisayar tablet ve telefondan başını kaldırmıyor, bu oynadıkları bütün oyunlar da çoğunlukla şiddet savaş, başkalarını öldürmek onları alt emek kendisinin kazanması üzere kurulmuş oyunlar.
Akşam televizyon seyrediyor dizilerde kavga mafya ihanet ve daha toplumun temelini dinamitleyecek ne kadar kanunsuz yasal olmayan toplum umdelerine ters hâl ve hareket varsa hemen hepsi bu dizilerin çoğunda maalesef mevcut...
Haberlere gelince onlar da genel olarak felaket tellalı sanki!.. İnsanları sakinleştirecek, ümit verecek, moral verecek haberler yerine insanları korkuya, endişeye sevk edecek ümitsizlik verecek haberleri sanki daha çok kimse bu hâle gelsin der gibi sabah akşam tekrar tekrar veriyorlar. Kimi dedikodu tarzı programları, yarışma programları vs. derken öyle bir tablo oluşturuluyor ki sanki artık dünyada hiç iyi güzel insanı rahatlatacak örnek alınabilecek bir şey kalmamış. Hani derler ya “bir kişiye kırk gün delisin desen kırk birinci gün deli olur.” Vesselam...
Orhan Yavuz Ejder/Akhisar-Manisa

