“Feridun Ağabey, bende hayli bir halsizlik vardı birkaç zamandan beri... Bir arkadaşım 'su içiyor musun?' dedi, doğrusu su içmek pek aklıma gelmiyor. Dedi ki: 'Su içmeyi aman ihmal etme!' O dedikten sonra biraz su içmeye başladım. Lakin bugün yıllardır görmediğim bir arkadaşımı gördüm. Halsiz bitkin bir hâldeydi. Yirmi iki kilo vermiş. Kansermiş. Onu öyle görünce de iyice moralim bozuldu. Yaşlanmak ayrı bir dert, kapıya konulmasını istemesek de kapımızı çalan hastalıklar ayrı bir dert. 'Hani anlat derdini' deniliyor ya, benim derdim de eskisi kadar güçlü ve dirençli olamamak, bitkinlik denilen şu illetten kurtulabilir miyim? Meğer gençlik ne büyük bir nimetmiş” diyen değerli dost, bir kere şu kadarını bilmeliyiz ki bunu yıllar değil asırlar öncesinde Kanuni Sultan Süleyman söylemiş... “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi” demiş ve eklemiş; “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...”
Sağlığın kıymetini elden gidince anlıyoruz ama kıymetini anlasak da anlamasak da sağlık ilelebet kimseyle kalmıyor... Size önerimiz yıllardır görmediğiniz arkadaşınızı görünce kendinizde de böyle bir hâl mi var diye tedirgin olmanız. Çünkü atalarımız derler ki koyun koyun bacağından keçi keçi bacağından. Yani herkes kendine özeldir. Hekimler de der ki: “Her insan ayrı bir dünyadır, hastalık yoktur hasta vardır.” Yani herkes ayrı ve kendi başına değerlendirilmelidir. Arkadaşınızın bol su içmelisin sözünü tercihinize bırakıyoruz ama bu konuda uygun bir zamanda aile hekiminize müracaat etmeniz daha sağlıklı olacaktır. Moral bozmak yok ama hastalık var ise ondan korkmak da yok. Kendinden kaçmak da yok... Eskilerin dediği gibi hastalığı eskitmek hele hiç yok... Aksine şuurlu ve tedbirli yaşamak var... F.A.
Çekirdek aileye dönmemiz gerekiyor ama dönebilecek miyiz?
Herkesin sorduğu gibi bir defa daha soruyorum biz nereye gidiyoruz veya daha vahimi bu çocuklara ne oluyor? Bunların bu hâle gelmesinden kim veya kimler sorumlu? Başta aile olmak üzere bütün toplum, sen, ben, sokaklar, okullar sosyal medya, internet, çevre, herkes sorumlu. Son yıllarda ailede başlayan çözümler bütün toplumda özellikle de çocuklarda çok büyük bir bozulmaya yol açtı. Yıllardır süren kadın cinayetleri, sokak kavgaları, trafikteki maganda çatışmaları, son zamanlarda artan akran zorbalığı vb. hep ailenin çözülmesiyle başlamıştır. Ailede sevgi görmeyen çocuk şiddeti öğreniyor ve bunu bir şekilde göstermeye çalışıyor. Çocukların birbirine karşı uyguladığı fiziksel şiddetin bu kadar artması sevgi ve ilgi eksikliğinin ne kadar derinleştiğini gösteriyor.
“Her şey ailede başlıyor ailede bitiyor” demiştik. Eğer biz ailemizi kurtarır eski durumuna getirirsek hem çocuklarımızı hem de geleceğimizi kurtarmış oluruz. Eğer çocuk ailede daha küçük yaşta yeterli ve gerekli eğitim ve terbiyeyi alamazsa sonradan okulda veya başka yerde bunu tamamlamak zor oluyor. Atalarımız ne demişler ağaç yaşken eğilir. İlle de aile. Yine eskisi gibi dede, nine, anne, baba ve çocukların bir arada yaşadığı çekirdek aileye dönmemiz gerekiyor. Ama ne yazık ki günümüzde evlerde dede, nine istenmiyor ya sokağa ya huzurevine atılıyor, birçok evde artık kedi köpek beslenmeye başlanılıyor.
Evde anne baba, telefonu elden bırakmayıp çocuğun yüzüne bakmayınca çocuklar da internette, ekranlarda onlarca yıldır karizmatik biçimde yönetilen birçok dizideki sahte sanal rolleri hayatına örnek almaya başlayabiliyorlar.
Çare yine çekirdek aileye dönerek anne baba otoritesini tesis ederek, dedelerimizin terbiye kültürünü yeniden inşa etmeliyiz. Çocuklarımızı yetiştirirken mümkün olduğunca onlara şu duyguları hissettirmeliyiz:
1- Helal rızık kazanmayı. 2- Merhemet ve sevgiyi. 3- Yalan söylememeyi. 4- Paylaşmak ve yardımlaşmayı. 5- Empati yapmak başkasını düşünmeyi. 6- Anne baba büyüklere ve öğretmene saygıyı. 7- Akrabayı aramak ve sılayı rahim yapmayı. 8- Allah ve Peygamberi sevmeyi. 9- Haramlardan ve yasaklardan kaçınmayı. 10- Çalışkan olmayı. 11- İyi arkadaş ve iyi bir çevre edinmeyi. 12- Vatan millet ve bayrak sevgisini kazandırmalıyız. Sağlık ve esenlik dileklerimle...
Emekli Sağlıkçı/Yazar-Akçay

