Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Taksim’i yasaklamak mı, yönetmek mi?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türkiye’de 1 Mayıs kutlamaları ile Taksim Meydanı arasındaki ilişki, ilginç bir tartışma konusu. Taksim, sol, sosyalist ve sendikal hareketler açısından sembolik bir anlam taşımakta. Bu anlamın önemli kaynaklarından biri, 1 Mayıs 1977’de yaşanan ve 30’dan fazla insanın hayatını kaybetmesine yol açan facia. O gün Taksim’de meydana gelen olaylarda 34 kişinin öldüğü ve yüzlerce kişinin yaralandığı bilinmekte. Bu tarihî hafıza, meydanı bazılarının gözünde bir kutlama alanı olmaktan öteye taşıdı ve bir tür siyasal -hatta kutsal- bir sembol hâline getirdi. Buna bir de 2013’te vuku bulan ve yaklaşık iki hafta süren Gezi isyanlarının hafızası eklendi...

Hükûmetin Taksim konusunda gösterdiği hassasiyette bu iki olayın tesiri olduğu söylenebilir. 1977’nin kanlı mirası güvenlik endişesini, Gezi isyanları ise Taksim’in kısa sürede geniş çaplı siyasal isyan hareketlerinin merkezi hâline gelebileceği kaygısını beslemekte. Bu bakımdan hükûmetin endişesini bütünüyle anlamsız saymak doğru olmaz.

Ne var ki, endişenin anlaşılır olması, alınan tedbirlerin ille de doğru olduğu anlamına gelmez. Taksim’in her yıl 1 Mayıs kutlamalarına kapatılması, zamanla güvenlik tedbiri olmaktan çıkıp katı bir yasak görüntüsü kazandı. Bu da radikal sol grupların Taksim üzerindeki ısrarını azaltmak yerine artırdı. Bir yere giriş yasaklandıkça, o yerin sembolik değeri daha da büyür. Böylece devlet, engellemek istediği siyasal sembolizmi farkına varmadan güçlendirmiş olur.

Ne var ki, bu yasak sadece gösteri yapmak isteyenleri etkilememekte. Taksim’i kapatmak için İstanbul’un geniş bir bölümünde yollar, meydanlar, toplu taşıma hatları ve yaya geçişleri kısıtlanmakta. Nitekim 2026’da İstanbul Valiliği 1 Mayıs sebebiyle Taksim çevresindeki çok sayıda yolu kapattı. Beyoğlu, Şişli, Fatih ve Beşiktaş gibi ilçelerde geniş güvenlik tedbirleri alındı ve yasaklar getirildi. Bu durum ortalama İstanbulluların günlük hayatını ciddi biçimde etkilemekte. İşine gitmek, gezmek veya sadece şehir içinde serbestçe hareket etmek isteyen insanlar da bu yasak kararlarından dolayı engellerle karşılaşmakta.

Oysa AK Parti’nin hem 1 Mayıs hem de Taksim’de kutlamalar konusunda çok müspet bir sicili de var. 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” adıyla resmî tatil hâline gelmesi AK Parti tarafından 5892 Sayılı Kanunla 2009’da gerçekleştirildi. Ayrıca AK Parti iktidarı döneminde Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açıldığı yıllar da oldu; 2010, 2011 ve 2012 yıllarında Taksim’de geniş katılımlı 1 Mayıs kutlamaları yapıldı. Bu geçmiş, bugünkü katı yasakçı tutumla çelişmekte.

Bu yüzden, mevcut tavır, tabiri caizse, denizden sağ çıkıp derede boğulmaya benzemekte.

1 Mayıs’ı resmî tatil yaparak önemli bir karar alan, Taksim’i bir dönem kutlamalara açarak normalleşme yönünde çok cesur adımlar atan bir iktidarın, bugün aynı konuda aşırı güvenlikçi ve dolayısıyla yasakçı bir çizgiye sıkışması hiç de sağlıklı bir durum değil. Doğru olan, Taksim’i 1 Mayıs gösterilerine bütünüyle kapatmak değil, makul güvenlik tedbirleri alarak kutlamalara izin vermektir. Katılımcı sayısı, güzergâh, konuşma süresi, giriş-çıkış noktaları ve güvenlik düzeni önceden belirlenebilir. Şiddete başvuranlara karşı elbette hukuk işletilir. Fakat barışçı kutlamaların sırf risk ihtimali gerekçe gösterilerek sürekli yasaklanması, hem toplantı ve gösteri hürriyeti bakımından sorunlu hem de şehir hayatına gereksiz yük bindiren bir tutum.

Devletin görevi meydanları vatandaşlardan tecrit etmek değil, onları hukuk içinde kullanılabilir kamusal alanlar hâline getirmektir. Taksim’in, 1 Mayıs’ta gösterilere tamamen kapatılması yerine, kontrollü biçimde açılması hem kamu düzeni hem hürriyetler hem de İstanbul halkının günlük hayatı açısından daha doğru bir uygulama olur.

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...