İsrail’in Küresel Sumud Filosu’na Yunanistan yakınlarında müdahalesi, sıradan bir güvenlik operasyonu olarak görülemez. Bu olay, Gazze’ye insani yardım ulaştırmak isteyen sivil gemilere karşı, İsrail’in kendi egemenlik alanının çok uzağında güç kullanması anlamına gelmektedir. Haber kaynaklarına göre müdahale Girit açıklarında, uluslararası sularda gerçekleşmiş; İsrail donanması filoya ait bazı gemileri durdurmuş, ele geçirmiş ve bazı gönüllüleri alıkoyarak bilinmeyen bir yere götürmüştür. Bu bile tek başına meselenin vahametini göstermeye yeter; çünkü burada karşımızda bir devletin savunma hakkını kullanmasından ziyade, uluslararası denizlerde fiilî bir zorbalık ve küresel ölçekte bir hukuk tanımazlık vardır.
İsrail uzun zamandır Gazze’ye yönelik ablukasını yalnızca askerî bir tedbir gibi sunmaya çalışıyor. Oysa Gazze’de yaşanan insani felaket, ablukanın sadece güvenlik gerekçeleriyle açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Açlıkla, ilaçsızlıkla, temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılmayla karşı karşıya olan bir topluma yardım götürmek isteyen sivil gemilere saldırmak, insani hukukun ruhuna da lafzına da aykırıdır. İnsani yardımın kriminalize edilmesi, modern dünyanın vicdanını çürüten en ağır gelişmelerden biridir.
Bu saldırının özellikle Yunanistan yakınlarında gerçekleşmiş olması ayrıca önemlidir. İsrail’in Akdeniz’in ortasında, Gazze’den yüzlerce kilometre uzakta sivil bir filoya müdahale edebilmesi, yalnızca İsrail’in cüretkârlığıyla açıklanamaz. Böyle bir eylemin Yunanistan’ın bilgisi, sessizliği veya yetersiz tepkisi olmadan gerçekleşmesi zordur. Yunanistan burada en azından siyasi ve ahlaki bir sorumluluk altındadır. Eğer bu müdahaleye fiilen izin verdiyse daha ağır bir sorumluluk söz konusudur; eğer izin vermediyse, kendi yakın deniz alanında gerçekleşen bu hukuk dışı müdahaleye karşı açık ve güçlü bir tavır almakla yükümlüdür. Sessizlik, bu tür olaylarda tarafsızlık değil, çoğu zaman zımni ortaklık anlamına gelir. Bu yüzden bu saldırıdan Yunanistan da belli ölçüler içinde sorumludur.
İsrail’in davranışı bu terör devletinin hukuk karşısındaki umursamaz tavrını tekrar açıkça ortaya koymuştur. Bu alçakça saldırı bir kere daha göstermiştir ki uluslararası hukuk, güçlü devletler ve onların himayesindeki aktörler söz konusu olduğunda çoğu zaman askıya alınmaktadır. Bugün dünya düzeni açısından en büyük tehditlerden biri Amerika Birleşik Devletleri’nin sınırsız güç kullanma alışkanlığı ve bu alışkanlığı müttefiklerine de bulaştırma çabasıdır. İsrail de bu dokunulmazlık atmosferinden cesaret almakta; insan hakları hukukunu, savaş hukukunu ve deniz hukukunu kendi siyasi hedefleri karşısında önemsiz saymaktadır.
Küresel Sumud Filosu’na yapılan müdahale bu yüzden yalnızca Filistin meselesinin bir parçası değildir. Bu hadise, uluslararası düzenin ahlaki iflasının yeni bir işaretidir. Sivil gemilere, gönüllülere ve insani yardım taşıyan konvoylara uluslararası sularda müdahale edilebiliyorsa, yarın hiçbir sivil girişim, hiçbir yardım faaliyeti, hiçbir vicdani dayanışma hareketi güvende olmayacaktır.
Bu nedenle, Gazze halkı, dünyanın selameti ve barışın geleceği için İsrail’in bu saldırısı açıkça “kem küm etmeden” kınanmalıdır. Yunanistan’ın vakadaki rolü de soruşturulmalıdır. Ne Akdeniz ne de başka herhangi bir yer devletlerin keyfî güç gösterisi yapabileceği, uluslararası hukuku-kuralları tanımayacağı ve keyfine göre çiğneyebileceği bir alan değildir. İnsani yardım korsanlıkla bastırılamaz. Bunu yapmak bütün insanlığa zarar vermek anlamına gelir. Hukuk, sadece zayıflara hatırlatılan ve işine gelmeyen güçlerce kolayca çiğnenen bir kurallar heyeti değilse, ortak insani hayatta bir yeri ve değeri varsa, İsrail’in bu saldırısı karşılıksız kalmamalıdır.

