Türkiye son günlerde çok üzücü iki vaka yaşadı. Salı günü Siverek’te eski bir öğrencinin okuluna silahlı saldırı düzenlemesi sonucu 16 kişi yaralandı; evvelki gün de Kahramanmaraş’ta bir ortaokula yönelik benzer bir saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti, birçok kişi yaralandı. Bu olaylar büyük bir sorunu gündemimize sokuyor: Türkiye’de çocuklar ve gençler arasında şiddet neden bu kadar hızlı biçimde yükselmekte?
Tekil olaylardan toplu bir “çöküş” hikâyesi çıkarmak doğru olmaz. Ne var ki, eldeki bilgiler de bizi rehavete davet etmiyor. Anadolu Ajansı’nın TÜİK verileri üzerinden aktardığına göre, suça sürüklenen çocuk sayısı 2022’de 176 bin 128, 2023’te 177 bin 174 oldu; 2024’te 188 bin 926’ya çıktı ve 2025’te 186 bin 256 olarak kaydedildi. Aynı derlemeye göre son on yılda suça sürüklenen çocuk sayısında yüzde 17,47 artış var. En sık görülen suçlar arasında kasten yaralama, hırsızlık, hakaret ve tehdit bulunuyor. Zaman zaman cinayetler ve son olaylarda olduğu gibi katliamlar da karşımıza çıkıyor. Tablo, meselenin münferit birkaç vakadan ibaret olmadığını gösteriyor. Bu, problem üzerinde sloganlarla değil, serinkanlı biçimde düşünmeyi gerektiriyor.
Çocukların korunması esastır; bunu hiç kimse inkâr edemez. Ancak, korunma ile fiilî cezasızlık arasında da ince bir çizgi var. Çocuğu yetişkin gibi cezalandırmak ne kadar yanlışsa, ağır şiddet ihtiva eden davranışların yeterince caydırılmaması da o kadar tehlikelidir. Türkiye bu dengeyi yeniden düşünmek zorunda. Çocuk suçluluğu alanında yalnızca “neden suç işlendi” sorusu değil, “neden bu noktaya gelindi ve bu gidişat nasıl durdurulur” sorusu da ciddiyetle ele alınmalıdır.
Silaha erişim bir başka mühim meseledir. Bu konuda başka ülkelerin tecrübelerinden alınacak çok ders var. ABD’deki Centers for Disease Control and Prevention (CDC) (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri), güvenli silah saklamanın çocukların ve yetkisiz kişilerin silaha erişimini önlemeye yardımcı olduğunu açıkça söylüyor. Yine CDC’nin okul bağlantılı gençlik cinayetleri üzerindeki çalışmaları, okul saldırılarında gençler tarafından kullanılan silahların çoğunun evden, arkadaşlardan ya da akrabalardan geldiğini; bu yüzden çocukların denetimsiz silah erişimini sınırlamanın önemli olduğunu vurguluyor.
Üçüncü mesele, organize suç çevreleri ve mafya kültürüdür. Çocuğa silah veren, onu “mahalle gücü” veya “örgüt elemanı” gibi kullanan yapıların çocuk suçluluğunu büyüttüğü açıktır. UNICEF’in çocukların silahlı şiddetini engelleme araç seti çeteleşme, organize suç, adalet sistemi, ruh sağlığı desteği ve okul-toplum koordinasyonunun birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor. Demek ki mesele yalnız polisiye tedbirlerle ilgili değildir; aynı zamanda sosyal hizmet, okul rehberliği, aile desteği ve yerel toplum kapasitesi meselesidir.
Son olarak dijital kültür üzerinde durmak icap etmekte. Burada dikkatli olmak gerekir: “Oyunlar suç üretir” gibi zorunlu bir nedensellik kurmak kolay ama eksik olur. Ne var ki, şiddeti özendiren muhteva, okul saldırılarını romantikleştiren çevrimiçi kültür ve sosyal medya üzerinden yayılan tehdit dili de bütünüyle göz ardı edilemez. ABD Gizli Servisi’nin okul güvenliği rehberleri, hedefe yönelik okul şiddeti vakalarında tehdit işaretlerinin önceden fark edilmesi, öğrenciler arası ihbar mekanizmaları, okul iklimi ve tehdit edici davranışların değerlendirmesi gibi araçların önemini gösteriyor. Bu yüzden dijital alanı okulun ve ailenin dışında sayarak kenara itemeyiz.
Bu tür olayları sıfıra indirmek hemen hemen imkânsız, ama azaltmak mümkün. Bunun için çocuk adalet sistemini, okul güvenliğini, psikososyal desteği, aile sorumluluğunu, silah denetimini ve dijital kültürü birlikte düşünmek şart. Türkiye’nin ihtiyacı, bir gün öfkeyle konuşup ertesi gün unutmak değil; çocuk suçluluğunu büyümeden durduracak ciddi, çok katmanlı ve sürekli bir kamu politikası geliştirmektir.

