Hâlihazırda dünyanın en zor durumdaki ülkelerinin başında hiç şüphesiz Filistin ve Lübnan geliyor… Filistin’de Siyonist İsrail en vahşi soykırım Suçunu işliyor. Lübnan’ı da parça parça işgal ediyor.
ABD ve İsrail-İran savaşı, Gazze’deki vahşeti unutturdu ne yazık ki… Zira bu çatışma küresel ekonomide, bilhassa enerji tedarik ve iletimi meselesinde bütün dünyayı bir büyük krize sürükleme istidadı gösterince dikkatler o bölgeye teksif edildi. Artık ne Siyonist-terörist İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki vahşetleri ne de çaresiz kimsesiz durumdaki Lübnan’ın topraklarına çökme pervasızlığını kimse görmüyor, konuşmuyor… Hoş gördüğü ve konuştuğu zaman da bir şey değişmiyor! Evet, İsrail tıpkı bugüne kadar Filistin topraklarında yaptığı gibi, Lübnan coğrafyasında da parça parça işgal hareketini sürdürüyor. Yani sözde bağımsız ve egemen bir devlet, güya sınırları uluslararası hukuk düzeni icabı koruma altında… Fakat İsrail saldırganlığı karşısında bu statü hiçbir anlam ifade etmiyor. Terörist İsrail istediği zaman Lübnan topraklarına en vahşi saldırıları gayet rahatlıkla yapabiliyor. Hâlihazırda güya bir ateşkes durumu söz konusu. Ama yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, Siyonist İsrail için bu bir şey ifade etmiyor. Alenen ve bütün dünyaya meydan okumak gibi bir küstahlıkla Lübnan topraklarını işgal ettiğini ve daha da edeceklerini hem Netanyahu hem onun savunma bakanı Yisrael Katz tekrar tekrar ilan ediyor. İsrail işgal ordusu 26 sene sonra, tekrar Litani Nehri'nin kuzeyine geçerek stratejik bir tepedeki Sakif Kalesi'ni işgal etti ve terörist ülkenin bayrağını astı… 1975’te başlayan ve on beş sene devam eden iç savaştan bu yana, zaten hiç belini doğrultamamış bir ülke konumundaki Lübnan, tam bir acizlik ve çaresizlik içinde. Lübnan’ın bu hâlini gayet yakından takip eden İsrail, her fırsatta tepesine çöküyor… Yakıyor, yıkıyor, öldürüyor ve en korkuncu da ülke topraklarını işgal ediyor. Ekim ayında ilan edilen ateşkes kararını, Siyonistler şimdiye kadar binlerce defa ihlal etti. Bu ateşkes ihlali sırasında yapılan saldırılarda hayatını kaybeden insan sayısı üç bin sınırını çoktan aştı. En zalim, en vahşi saldırılar sivil insanlara karşı yapılıyor. Piknik alanına yapılan canavarca bir saldırıda elliye yakın kişi hayatını kaybetti. Bütün bu zulüm ve vahşet güya ateşkesin yürürlükte olduğu bir ortamda yapılıyor.
Zavallı Lübnan… Aylardır Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesi havadan bombalanıyor. O bölgede taş taş üstünde kalmadı. Terörist Devlet İsrail o bölgeyi tamamıyla insansız hâle getirmek için bu katliamları yapıyor. Üstelik bunu saklama gereği duymuyor. Tam aksine yoğun propaganda ile Lübnan halkına korku salarak, dehşete düşürmeye çalışıyor. Bu köşede hep yazıp çiziyoruz; dünya düzeni diye bir şey kalmadı! Eskiden iyi kötü varlığı hissedilen düzenin yerine şimdi orman kanunları hüküm sürüyor. Emperyalist devletler, altta kalanın canı çıksın misali, zayıf ülkelerin millî kaynaklarına ve en son topraklarına çökmek suretiyle emperyalist politikalarını icra ediyorlar. İsrail, 1982-2000 yılları arasında işgal altında tuttuğu Lübnan topraklarını istediği gibi sömürdü. Litani Nehri'nin sularını göz göre göre çalmaktan kaçınmadı. Bu konuda Lübnan’ın Birleşmiş Milletlere yaptığı şikâyetlerin de hiçbir faydası olmadı. Bu işgal müddeti içinde, Hizbullah Örgütünün kurulması ve büyüyüp güçlü bir direniş ortaya koyması sebebiyle, İsrail 2000 yılında geri çekilmek zorunda kaldı. Ancak bu defa işgalin kalıcı olması için her şeyi yapıyor. Nasıl olsa karşısında mücadele edecek bir devlet gücü bulunmuyor. Hizbullah bir örgüt olarak bu direnişi sürdürmeye çalışıyor ama örgüt imkânlarıyla devletin güç ve imkânı arasında büyük fark var elbet… İran’ın bariz etkisi altında bulunan ve şimdiye kadar pek çok yanlış taktik ve stratejilerle İsrail’in eline koz veren Hizbullah Örgütü, her şeye rağmen bir direniş sergiliyor. Ancak eski lideri Hasan Nasrallah’ın, İsrail tarafından bir suikastla öldürülmesiyle birlikte hayli zor duruma düştü. Bu arada kendi derdine düşen İran’ın da eskisi kadar Hizbullah ile ilgilenemediği de açıkça görülüyor. Bu sebeple Hizbullah, mücadele için gerekli destekleri yeterince bulamıyor.
İsrail’in soykırım tasallutu altında inim inim inleyen Gazze halkı da Siyonist baskılara karşı kanının son damlasına kadar direnmeye kararlı. Seksen küsur seneden beri, her türlü alçakça saldırı ve zulmü yapan İsrail gaddarlığına rağmen Filistin halkı toprakları için canhıraş bir mücadele veriyor. Kahraman Filistin halkına yapılan zulüm ve baskıyı kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Bu tarifsiz vahşete rağmen, Filistin halkının iradesini alt edemediler, cesaretini kıramadılar. Hamas Örgütü bütün imkânsızlıklara rağmen, İsrail devletinin zulüm ve baskısına hiç boyun eğmedi. Siyonistler Filistin halkının kahramanca direnişi karşısında, başarısızlığa uğradıklarını itiraf ediyorlar. Arkalarındaki küresel siyasi, ekonomik ve haddi hesabı olmayan askerî güç desteğine rağmen, sivil katliam yapıp kan dökmekten başka bir şey yapamıyorlar. İsrail Ordusu dünyanın en vahşi askeri olarak, kalleşçe saldırılarda başı çekiyor… Ama bu katiller sürüsünün önemli bir kısmı ruhi bunalım içinde. İntihar dâhil her türlü tükenmişlik sendromu ile boğuşan Siyonist Devlet, bunca yıl binbir emekle İsrail’e getirdiği Yahudilerin, şimdilerde apar topar ülkeden kaçmasının önüne geçemiyor. İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog, bizzat toplum olarak canavarlaştıklarını itiraf ve dünyaya ilan etti. Bundan daha büyük bir çöküş var mıdır?

