Feridun Ağabey, ana dilimiz Türkçe üzerinde sinsi oyunlar, tahribatlar hızla devam ediyor. Manevi ve ahlaki değerlerimizi ifade eden kelimeler kasten değiştiriliyor, yerlerine aynı manaya gelmeyen, anlaşılmayan ifadeler de yerleştiriliyor. Anlatmaya sayfalar yetmez de bunlara birkaç misal verelim:
Sahtekâr: Aldatan, aldatıcı, hile yapan, dolandıran gibi manalar ifade eden bu kelimenin yerine son zamanlarda “sahteci” deniyor. Sahtekâr kelimesinde bir dehşet, ağırlık ve korku hissedilir. “Sahteci” ise sahtekârı yumuşatıyor, hafifletiyor; şekerci, çiçekçi, meyveci gibi bir çağrışım yaptırıyor.
Millî oyunlar: Erzurum barı, Ege zeybeği, Karadeniz horonu, Güneydoğu’nun halayı gibi millî oyunlarımıza şimdi “Halk dansları” deniliyor. Böylece millî kelimesi unutturuluyor; kadın-erkek birlikte oynanan, Fransızca “dans” kelimesi yerleştiriliyor.
Sarhoş: Ülkemizde trafik kazalarının çoğu, alkollü araba kullanmaktan meydana gelmektedir. Bu bakımdan trafik polisleri, ellerinde promil cihazıyla devamlı kontrol yapmaktadır. Kontrol neticesinde alkol derecesi yüksek bulunursa sürücüye ceza kesiliyor. Her gün çeşitli yayın organlarında sıkça duyduğumuz bir ifade de alkollü sürücüdür. Alkollü sürücünün ehliyetine el konuldu, şu kadar promil çıktı… Ancak sarhoş kelimesi hiç kullanılmıyor. Sadece alkollü deniyor, sanki mentollü gibi… Hâlbuki sarhoş kelimesinde bir negatiflik var. Böylece sarhoş ve sarhoşluk kelimeleri unutturuluyor.
Refakat: Refik, arkadaş; refakatçi de yardımcı demektir. Bir hastanede, duvarda “Hasta sahiplerinin dikkatine!” şeklinde bir yazı vardı. Hasta, bir eşya veya mal değildir, insandır. Hasta sahibi demek, hastayı aşağılamak olur. Refakatçi ise, hastanın arkadaşı, yardımcısı, gibi bir mana ifade eder. Ecdadımız, hanımlarına “refikamız, refikamız hanımefendi” derlerdi. Yine eskiden erkeğe zevc, hanıma zevce denirdi. Şimdi ikisine de birden “eş” deniyor. Esasen eş başka amaçlarla da kullanılır. Örnek olarak ayakkabının eşi de denir.
Kumar: Tarihte ve günümüzde insanlığı, aileyi tehdit eden en önemli bağımlılık oyununa “kumar”, kumar oynayana da “kumarbaz” denirdi. Şimdi bu kelimeler de unutuldu. Günümüzde kumara “şans oyunu”, “bahis oyunu” gibi ifadeler kullanarak dinen haram, kanunen yasak olan bu işler âdeta normalleştiriliyor.
Hitabet: Hitabet kültürümüz de bozuldu. Ne yazık ki, günümüzde nice genç spiker, muhabir veya gazeteci, kendinden yaşça çok büyük kimselere dahi arkadaşı gibi ismiyle hitap ediyor. Ecdadımız, hiç kimseye katiyen “sen” diye hitap etmezdi. Osmanlı saray adabında buna son derece dikkat edilirdi. Bu hususa Türkistanlılar da çok önem verirler. Türkistanlı çocuklar henüz ilkokulda iken öğretmenleri koro hâlinde; “Ben demeyin, biz deyin; sen demeyin, siz deyin; bana demeyin, bize deyin; sana demeyin, size deyin.” ifadelerini ezberletirlerdi.
Bugün dahi bütün Türk dünyası ve Türkistan’da bir kimse karşısındakine “sen” diye hitap etmiyor, “siz” diyor. Üzüntüyle belirtelim ki Türkiye’de bu zarafet çoktan unutuldu. Aslen Türkistanlı olan bir akademisyen arkadaşım, yaşlı babasını üniversite hastanesinde tedaviye götürüyor. Muayene yapılırken babasına hep “siz” diye hitap ediyor. Bunu duyan doktor ‘Bu senin baban değil mi?’ diye sorunca, ‘Evet, babam’, ‘O hâlde niçin sen demiyorsun da siz diyorsun.’ diyerek hayret ediyor.
Karşılaşma ve vedalaşma: Şimdi birçok insan birbiri ile karşılaştığında ve ayrılırken “Allah’a ısmarladık, selametle” yerine “görüşürüz, esen kal, kendine iyi bak, bay bay” gibi ifadeler kullanıyor. Bugün Türkçe bilmeyen Boşnaklar bile birbirlerinden ayrılırken “Allah’a emanet” diyorlar.
Numan Aydoğan Ünal
***
Hayırseverlerin yardımlarını talep ediyorum
“Feridun Ağabey, merhaba. 20.150 TL emekli maaşı alıyorum. Gazipaşa gibi küçük ve gelişmemiş bir ilçede 48 metrekare bir eve aylık 12.500 TL kira ödüyorum. Büyük kızım Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu ve İstanbul Teknik Üniversitesinde yüksek lisans yapıyor. Küçük kızım Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde hazırlık sınıfında okuyor. Devlet ve vakıflardan aldıkları burslarla zor da olsa eğitimlerini sürdürüyorlar!.. Markete ve pazara gitmekte, dolayısıyla hayatımı idame etmekte ciddi anlamda zorlanıyorum! Hayırseverlerin yardımlarını bekliyorum!.. Selam ve saygılarımla”
Mustafa Keskin

