Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Dünyanın en ahlaksız ordusu!
0:00 0:00
1x
a- | +A

İsrail Başbakanı Netanyahu, İsrail ordusunu övmekte ve “dünyanın en ahlaklı ordusu” olduğunu öne sürmekte. Bu iddia kâğıt üzerinde yıllardır İsrail’in resmî söylemin temel parçalarından biri. İsrail ordusunun kendi değerler metni de “insan hayatı” ve “silahların saflığı” (tohar ha-neshek) gibi ilkelerden, yani “insan hayatına saygı ve silahın ölçülü/sorumlu kullanımı” gibi prensiplerden söz etmekte.

Ancak, hiç kuşku yok ki, bir ordunun ahlaklı olma derecesi, onun kendisi hakkında söylediği sözlerden ziyade fiilleriyle ölçülür. İsrail’in iddiası ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum bütün çıplaklığıyla ortada. Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmaları, Gazze’de İsrail askerî harekâtının “eşi görülmemiş” düzeyde sivil ölümlerine ve ağır insani yıkıma yol açtığını; Batı Şeria’da da artan “hukuka aykırı güç kullanımı”, keyfî gözaltılar ve zorla yerinden etme uygulamalarının arttığını belgelemekte. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’nin 2026 yılı başındaki değerlendirmesi, Gazze’de yapıların büyük bölümünün hasar gördüğünü veya yıkıldığını, neredeyse bütün nüfusun yerinden edildiğini ve sivil hayatın sürdürülemez hâle getirildiğini ortaya koymakta.

Bu tabloya rağmen İsrail ordusuna hâlâ “en ahlaklı ordu” demek, ahlak kavramının içini boşaltmaktır. Ahlak, gücü sınırlaması gereken bir ilkedir. Savaşta bile sivilleri korumayı, şiddeti ölçülü kullanmayı, hukuku bütünüyle askıya almamayı gerektirir. Oysa bugün İsrail’in dünyaya yansıttığı manzara bunun tam tersi. İsrail çocukları, kadınları ve sivilleri kitlesel biçimde ve kasıtlı olarak öldürmekte; hastaneleri, okulları, barınma alanlarını ve gündelik hayatı yok etmeye çalışmaktadır. BM uzmanları bu gidişatı durdurmak için devletlere açık çağrı yapacak kadar ileri gitmiş ve yaşananları ortak insanlık için bir ahlaki eşik olarak tarif etmiştir.

Üstelik mesele sadece İsrail ordusuyla alakalı değil. Bir bütün olarak İsrail devleti ahlaksız. Nitekim gözaltı ve cezaevi rejimi de başlı başına ağır bir utanç alanı hâline geldi. BM uzmanları 2024’te, İsrail gözetimindeki gözaltı merkezlerinde işkence, kötü muamele ve cinsel şiddet iddialarının “buzdağının yalnızca görünen kısmı” olabileceği uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve diğer kuruluşlar da Filistinli çocukların İsrail askerî gözaltı sistemi içinde kötü muamele gördüğünü yıllardır belgelemekte. Bütün bunlar, bir güvenlik devleti refleksinin çok ötesinde, hukuk fikrinin yok edildiğini göstermekte.

Daha vahimi, Mart 2026’da İsrail’in, belirli davalarda, Filistinliler için idam cezasını öngören son derece tartışmalı bir yasayı Meclis’ten geçirmesi oldu. Hukuk devletinin ölçüsü, en öfkeli anlarda bile cezayı intikam aracına dönüştürmemektir. İdamı yeniden siyasal sembol hâline getirmek, hele bunu zaten eşitsiz işleyen bir yargı ve askerî mahkeme düzeni içinde yapmak, adaletin değil sorumsuz ve insan hak ve hürriyetlerine saygı göstermeye niyeti olmayan bir tavrın delilidir.

Bu yüzden, İsrail’in ordusunu nasıl vasıflandırdığının bir önemi ve değeri yok. Saldırıya, işgale ve insan katletmeye odaklanmış kuvvetlere “savunma kuvvetleri” demek gerçeği değiştirmez. Bir ordu ona ahlaklı sıfatını yakıştırmakla “ahlaklı ordu” da olmaz. Medeniyet de, yalnız kendi vatandaşının değil, herkesin hayatını değerli sayabilmektir. İsrail bugün medeniyeti savunduğunu iddia ediyor; fakat uluslararası hukukun, temel hakların ve sivil hayatın üzerine bu kadar hoyratça yürüyen bir siyaset, gerçekte medeniyetin dayandığı zemini tahrip ediyor.

Ancak, önemli olan İsrail’in ne yaptığı ve işgalci, katliamcı, soykırımcı kuvvetlerini nasıl adlandırdığı değil, dünyanın buna ne dediğidir. Eğer bu ölçüde bir yıkım, işgal ve insan katli ve bu ölçüde bir cezasızlık ve insanlık kaybı karşısında hâlâ “en ahlaklı ordu” masalı tekrarlanabiliyorsa, asıl ahlak krizi yalnız Tel Aviv’de değil, bütün dünyadadır.

İsrail ordusu dünyanın en ahlaklı ordusu değildir, tam da tersine, en ahlaksız ordusudur!..

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...