Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Barnabas İncili Komplosu/Bölüm-1
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bu yazıda tekmil efsane ve gerçekleriyle özetini okuyacağınız hikâyenin başlangıcı 1982 senesine dayanıyor. Mahreç Hakkâri… Zamanda ilerleyip 2016’ya gelince Hristiyanlık için çok önemli bir şehir olan Tarsus’a geçeceğiz.

Barnabas İncili Komplosu başlığını verdiğim bu hikâyemiz de, tıpkı Mercedes Operasyonu’ndan Terörsüz Türkiye başlıklı yazı gibi çok yönlü ve derinlemesine incelenmesi gereken girift olaylardan müteşekkil olduğu için yazıyı iki bölüme ayırmak zorunda kaldım.

Zira sevgili okur; bu enteresan ve gerçek hikâyenin spotunda defineciler, tarihî eser kaçakçıları (ikisi ayrı sınıf!), misyonerler, ajan profesörler, yabancı istihbarat servisleri ve dolayısıyla elbette ülkemizin istihbarat teşkilatı MİT ve hatta Genelkurmay, Kültür Bakanlığı, hatta Vatikan kelimelerini bir çırpıda sarf edebiliriz. Böyle bir hikâye…

Komplo ile hakikatin, efsane ile gerçeğin bulunması ve gelecek nesillere aktarılmasının zorunlu olduğu enteresan hikâyelerden biri. Hikâyenin çok yönlülüğü, bizim kuşağa bu aktarım misyonunu dayatıyor.

ARKEOLOJİ, BARNABAS EFSANESİNİ YALANLIYOR

Bu olaya ilişkin ilk araştırmalarımın başladığı yıl 2000 senesidir. Ama efsane ve gerçekleri ayıran bilgi, belge ve tanıklara ancak 2010 senesinde ulaşabildim. Ulaştığım bulgulardan en önemlisi, 1982’de Hakkâri'de bulunan ve Barnabas İncili olduğu iddia edilen İncil’in; Hazreti İsa’nın konuştuğu dilde, yani Aramice değil de Strangelio harfleriyle, dolayısıyla Süryanice kaleme alınmış olmasıydı. İncil’in kaleme alınma dönemi, muhtemelen 6. ya da 7. yüzyıldı. Bu da mezkûr kitabın Milattan Sonra 45’te Kıbrıs Adası’nda yaşanmış ve öldürülmüş Yahudi kökenli, Hazreti İsa takipçisi Aziz Barnabas tarafından (eğer bir zaman makinesi yoksa!) yazılmadığını gösteriyordu.

Bu arada spotta geçen Vatikan, neden bu gizemli kitap ile ilgileniyordu sorusuna da odaklanalım. Ve onun cevabını içeriden alalım. Barbanas İncili yüzünden kaçırıldığı ileri sürülen, ancak kendisi bunu yalanlayan Mardin Mor Yakup Manastırı Rahibi Daniel Savcı, 1982’de Hakkâri’de bulunan kitapla ilgili şunu söylemişti:

“Elbette Vatikan da biliyor bu kitabın doğru olmadığını. Hıristiyanlığa aykırı bir şeyi kabul etmezler. O olduğu ortaya çıkarsa bence müzede sergilensin.”

Rahip Daniel Savcı’nın 2010’daki bu sözlerine şimdi şu eklemeyi gönül rahatlığıyla yapabiliriz:

“Ama o değil. O kitap, Barnabas İncili değil. Barnabas İncili vardı ise bile, Milattan Sonra 325 senesinde yine bizim topraklarımızın içinde, İznik’te toplanan İznik Konsili’nde yakıldı.”

Yine de Vatikan şayialara istinaden, 1982’de Hakkâri Uludere’de bulunan kitabın Barbanas İncili olup olmadığını bizim Kültür Bakanlığı’na sordu. Kültür Bakanlığı’na Ankara Büyükelçiliği aracılığıyla bir yazı yazan Vatikan’a, “Barbanas İncili bizde yok” cevabı verildi.

MİT’İN GÖZETTİĞİ GİZEMLİ KAZININ KÖKENİ

Barnabas İncili komplosu, Millî İstihbarat Teşkilatı’nın gözetiminde yürütülen gizemli Tarsus kazısıyla da ilişkilendirildi. Bu konu da bir efsaneye dönüştürüldü. Neler söylenmedi ki… Kazı yapılan evde Hristiyanlığı bitirecek kitap olan Barnabas İncili bulunmuş söylentisinden, orada bir zaman ya da paralel evren kapısı bulunmuş komplosuna kadar… Komplonun ucu bucağı yok ki. Hayal gücüne endeksli bir şey çünkü, onun da matematiksel sınırları çok geniştir.

Bu tür ‘eksantrik’, ama doğru olmayan bilgileri yayarak, hatta evin adresini defalarca sanal medyada yazarak orayı, Amerika Birleşik Devletleri’nin Las Vegas’ındaki 51. Bölge’ye çevireceklerdi neredeyse!

Tarsus kazısına başlanmasına vesile olan cinayetle ilgili ilk yazıyı da bendeniz, 3 Mayıs 2015’te Sabah gazetesinde kaleme almıştım. Bahse konu cinayete uzanan süreç, 24 Ekim 2011’de Tarsus Emniyeti Kaçakçılık Büro Amirliği’nin, ilçede kaçak kazı yapan ve Roma dönemine ait kalıntılar içeren bir lahit bulan 10 defineciyi gözaltına almasıyla başladı. Gözaltına alınan zanlılardan 7’si mahkemece tutuklandı. Bu olaydan sonra defineciler, polis memuru Mithat Erdal’ı ihanetle suçlamaya başladılar. Bu operasyonun üzerinden daha üç ay geçmişken Mithat Erdal, 28 Ocak 2012’de Tarsus’ta kuytu bir yerde kendi beylik tabancasıyla vurulmuş olarak bulundu. İntihar süsü verilmeye çalışıldı, ancak cinayet davası açıldı.

Dava, Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanıklar, Mithat Erdal’ı vurduğu söylenen Hüseyin Yasak ile onu azmettirdiği ileri sürülen Ufuk Orhan, Hakan Orhan ve Özkan Yılmaz idi. Kasten adam öldürme ve öldürmeye azmettirme suçundan yargılanan sanıklardan Hüseyin Yasak 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Diğer sanıklarsa beraat etti. Kazının başlamasına vesile olan köken, bu olaydı ve davası da yazdığım gibi sonuçlandı.

TARSUS KAZISINDA EFSANELER VE GERÇEKLER

İmdi… Gelelim Tarsus Kazısı ile ilgili efsaneler ve gerçeklere:

Efsane 1: Kazıda binlerce yıllık tabletler bulundu.

Gerçek: Nerede bu tabletler? Kültür Bakanlığı böylesi bir kültürel varlığı dünyaya açıklamaz mıydı? Beş bin 500 küsur yıllık Ebla ya da varlığı şüpheli 70 bin yıllık Naacal Tabletleri’nin Tarsus’tan çıkacak hâli yoktu, ama inanan inandı işte!

Efsane 2: Milattan Sonra 325’teki İznik Konsili’nde yakılan gizemli Barnabas İncili’nin tek nüshası bulundu.

Gerçek: Hayır! Barnabas İncili olduğu iddia edilen İncil, 1982’de Hakkâri Uludere’de bulunmuştu. Ki o da Barnabas İncili değildi. O kitabın o İncil olduğu iddiasını ortaya atan Hamza Hocagil adlı kişi, bir profesör değildi, ama kendini öyle tanıtıyordu. Aramice bilmiyordu, “Kitabı okudum” diyordu.

Dahası “Kitabı, İsviçre’de karbon testine tabi tuttuk, 2 bin yıllık çıktı” diyor ve nedense hep ölmüş kişileri tanık gösteriyordu. Sonra o ölmüş kişilerin çocukları; kendilerine ulaştığımda onun söylediklerini yalanlıyorlardı.

Efsane 3: Tarsus’taki kazı, dünya dışı yaşam bulgusu için yapıldı. Orada bir paralel evren kapısı, zaman kapısı, hatta uzaylılar var!

Bu sonuncusu en uçuğuydu, dolayısıyla üzerine konuşmaya bile lüzum yok! Ama MİT’in işte bu uçuk komploların önüne geçmek için kazıyı bizzat gözetlemeye başladığını düşünüyorum.

MİSYONER, TARİHÎ ESER KAÇAKÇISI, ÖRGÜTÇÜ, AJAN…

Bu son ara başlıktaki tüm nitelikler Thomas Tofilon adlı bir Amerikalı’ya ait.

Aslında 2016’daki kazı, ilk Tarsus kazısı da değildi. Esrarengiz bir Amerikalı misyonerin, bir ajan misyonerin yürüttüğü bir başka kazı vardı. Sene 2003’tü. Amerikalı, CAMA isimli gizemli bir misyonerlik örgütünün yöneticilerindendi. Sonradan tarihî eser kaçakçılığı ile ilgili davanın görüleceği mahkemenin de teslim edeceği üzere iyi derece Türkçe biliyordu.

Tofilon, ortağı define işinde aldatınca eski ortağı İlker Çınar tarafından gammazlandı ve böylelikle define avcılığının öyküsü mahkemeye taşınmış oldu.

Mahkeme, 1 Şubat 2005’te sanık hakkında iki ayrı hüküm kurdu:

1- SİT alanına izinsiz müdahalede bulunmak.

2- Bu sırada bulunan tarihî eseri devletten gizlemek…

Hükmün cezası ise 1 yıl hapis ve 346 TL para cezası olarak belirlendi. Tofilon bu cezayı bile çekmedi ve Türkiye’yi terk edip sırra kadem bastı. Böylelikle bizler, 2000’li yılların başından beri Barnabas İncili’ne bakarken bir misyoner casus, tarihî eserlerimizi kaçırdı. Daha önemlisi kim bilir burada hangi espiyonaj faaliyetlerini din adamlığı maskesiyle yürüttü? Bunun, tarihte çok örneği var, o yüzden ‘şok edici’ değil.

Neredeyse şok edici derecede şaşırtıcı olan bizim; millet olarak komplolara inanma kapasitemiz. Bilmeyi sevdiğimiz için komployu da seviyoruz. Ama inanın; yarım asırlık hayat, 33 yıllık gazetecilik ve 30 yıllık öykü ve roman yazarlığı; bana, bu ikisinin farklı şeyler olduğunu öğretti.

Pazar günkü ikinci bölümde Barnabas İncili bağlamında bilgi ve komplonun sınırlarını, daha derinlere inerek belirlemeye çalışacağız. Bilgi ile komployu ayırmamız elzem, sevgili okur. Hele de Sanal Medya ve Yapay Zekâ, bütün bilgi alanlarını çoğu zaman komplo lehine işgal etmeye başlamışken…

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...