“Sizden Apo’nun kellesini istiyorum. Apo’yu imha edeceksiniz.”
Tırnak içindeki bu iki cümle, 1995 yılının sonunda devrin Başbakanı Tansu Çiller tarafından, dönemin Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Sönmez Köksal’a terör örgütü PKK’nın Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik suikastın talimatını verirken sarf edildi. Sonuç negatifti, suikast neticeye ulaşmadı; yani Öcalan ‘ex’ olmadı.
Bugün aynı Öcalan, 'Terörsüz Türkiye' sürecinin saha altyapısını yürütmeye çalışıyor. Ülkeye yakın geçmişteki ihanetinin bedelini bu dünyada ödemesi mümkün değil, ancak yakın ve uzak geleceğin değişmesinde rol oynayabilir.
İlk paragraftan başlayarak bu yazıda geçecek her bilgi cümlesinin belgesi var sevgili okur. Pek çoğu 2000 senesinden bu yana, yani çeyrek asrı aşkın süredir bende mevcut.
Bunun yanı sıra okuduğunuz metinde 1978-2026 yılları arasında terörle mücadelenin geçirdiği evrimi de analizle ortaya koymaya çalışacağım. Aradan geçen 48 seneyi size 750 kelimede özetlemeyi başarabildiğim ölçüde… Şimdi; ‘Vira Bismillah’ deyip 1996-2026 arası hızlı bir zaman yolculuğuna çıkalım:
MİT YÖNETİCİSİNDEN DİNLEDİĞİM ÖCALAN SUİKASTI
Yazının manşetinden sonra spotunu da ilk ara başlıkta vereyim: 1996 senesinin mayıs ayının altıncı günü terör örgütü PKK’nın Lideri Abdullah Öcalan’a 'Mercedes' adı verilen bir suikast operasyonu düzenleyen MİT, 2026 mayıs ayında terörle mücadelenin son aşamasında da başaktör. Son aşamadan kastım, malum 'Terörsüz Türkiye' süreci…
6 Mayıs 1996 ile bugünün tarihi, yani 13 Mayıs 2026 arasında tam 30 sene var. Tarihi, ‘öz bütünlüğü’ içinde doğru yorumlamak açısından kendi tanıklığımla anlatmaya devam edeyim:
Mercedes Operasyonu adı verilen bu suikast operasyonunun bilinmeyenlerini, ilk olarak Kasım 2000’de Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia eyaletinin Fairfax kentinde röportaj yaptığım MİT eski Kontr-Terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür’den dinlemiştim. Eymür, Tansu Çiller’in siyasi talimatı ve Sönmez Köksal’ın direktifi doğrultusunda 'Mercedes Operasyonu’nu başlatan ve yöneten isimdi.
Operasyonun ön hazırlıklarının tamamlanmasından sonra suikastın gerçekleştirilmesi için dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, talimatı veren dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın onayı beklendi.
MİT, multivizyon gösterisi eşliğinde sunulacak detaylı bir dosya hazırladı ve Çankaya Köşkü’ne çıktı. Brifingde operasyon için -bomba yüklü minibüs de dâhil olmak üzere- her şeyin hazır olduğu bildirilerek onay istendi. Köşk'ten beklenen onay çıktı ve düğmeye basıldı.
6 Mayıs 1996’da tam bir ton C-4 patlayıcının yüklü olduğu Mazda minibüsün Öcalan’ın Şam’daki ikametgâhının yakınlarında patlatılmasıyla gerçekleştirilen suikast girişimi; sonuç vermese de orta, hatta kısa vadede Öcalan’ın Orta Doğu’daki konforunu bozan bir operasyon oldu. Çünkü bundan iki yıl sonra Öcalan, 1980’den beri yuvalandığı Suriye’yi terk etti. Zaten bir sene sonra da, 1999’da yakalandı.
PEKİ, OPERASYONUN ADI NEDEN 'MERCEDES’Tİ?
Hazırlık evreleri son derece başarılı olan, ama minibüs uzağa park edildiği için sonuç alınamayan bu suikast operasyonunda; bir ton C-4 patlayıcı ile yüklenip Şanlıurfa Viranşehir’den Suriye’ye gizlice geçirilen bir Mazda minibüs uzaktan kumandayla patlatıldı, ancak Öcalan suikast girişiminden sağ kurtuldu. Bu arada MİT, operasyonda kullanılmak üzere Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan bir ton C-4 patlayıcı aldı. Bu teslimat, 30 Kasım 1995’te tutanak karşılığında yapıldı.
Suikast günü Mazda minibüs kullanılmasına rağmen Öcalan, Suriye ile Lübnan arasındaki seyahatlerinde Mercedes araç kullandığı için operasyona 'Mercedes' ismi verilmişti. Operasyon öncesinde çekilen takip-tarassut fotoğraflarına göre, Öcalan’ın kullandığı otomobil zırhlı Mercedes’ti ve plakası 66-1500 idi. Öcalan, dönemin en lüks araçlarından biri olan bu otomobilin yanı sıra 14-0097 plakalı bir Mercedes 300 ve 14-28079 plakalı bir Chevrolet Blazer cip de kullanıyordu.
Toplam altı kişilik MİT timinin (zaten ‘tim’in palindromu, yani tersi de mit) saha şefliğini; ‘alanında tecrübeli’ iyi tanıdığım bir istihbaratçının yaptığı operasyonun ekibinde 3 Kasım 1996’daki Susurluk kazasından sonra adı duyulan meşhur 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım da vardı. (Bu arada Yeşil’in MİT’teki kod adı 'Kırmızı’dır. O kısım pazar günü, yazının ikinci bölümünde…)
Öcalan; bu suikast girişiminden iki yıl sonra, Türkiye’nin Suriye’ye istihbari ve siyasi baskısının etkisiyle 1998’de, yaklaşık 20 yıllık terör karargâhı Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı ve nihayetinde -tarih kasten mi seçildi bilmiyorum ama bir ‘Sevgililer Günü’- 14 Şubat 1999’da Kenya’nın başkenti Nairobi’de Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) destekli bir operasyonla yakalanıp MİT tarafından Türkiye’ye getirildi.
TERÖRLE MÜCADELENİN ALTI EVRELİ TEKÂMÜLÜ
İşin bilgi, belge kısmı bu. Analiz kısmına gelince… Türkiye’de terörle mücadele, PKK’nın 1978’in kasım ayının 27’sinde Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Fis köyünde kurulmasından bu yana altı evreli bir tekâmül geçirmiştir. Bu evreler şunlardır:
İnkâr, Komplo, Müdahale, Suikast, ‘Müzakere’, Savaş ve Sonuç.
Günümüzde siyasal önderlik, istihbari strateji, askerî koordinasyon ve ayrıca teknolojik imkânların geliştirilmesinin etkisiyle terör örgütüyle mücadelede bugüne kadar hiç alınmadık başarılı sonuçlar alınmıştır. 2019’dan, Pençe Kilit’ten bu tarafa…
Örgüt şimdi silah bırakma aşamasındadır. Son MİT raporları, örgütün henüz tamamen silah bırakmadığını oranlarıyla birlikte göstermektedir. Süreç devletin istihbarat teşkilatınca doğal olarak yakından izlenmektedir. Son paragraf şu olsun:
Benim ömrümün neredeyse tekmiline tekabül eden bu terör musibetinden, mücadelenin altıncı ve son aşaması ile yani silah bırakmanın tamamlanmasıyla inşallah kurtuluruz. İlgi çekici ve önemli bir konu bu. O yüzden devamı var. İkinci bölüm, pazara...

