Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Tekno-bilgi çağında istihbarat
0:00 0:00
1x
a- | +A

“Geçmiş asla ölmüş değildir; geçmiş, geçmiş bile değildir” diyordu Amerikalı romancı William Faulkner. Çocukluğu, 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca pamuk örtüsüyle kaplı olan Mississippi’de geçmiştir. Benim çocukluğumun geçtiği 20. yüzyılın ikinci yarısının karsız, ama kârlı beyaz örtüyle kaplı Adana’sı gibi…

21. yüzyılın ikinci çeyrek asrına adım attığımız şimdilerde, geçmiş-gelecek mazi-istikbal bağını derinlemesine kavrayıp ona göre bir yol haritası belirlememizi gerektirecek üst evreye ulaştığımız kanısındayım.

Tam da bu yüzden geçmiş; birey bazında, aile bazında ve giderek devletler/ülkeler bazında hiç olmadığı kadar önemlidir artık. Gelecek kaygımız, teknolojik evrimin son çeyrek asırda önü alınamaz biçimde hızlanmasına paralel olarak arttığı için geçmişe her zamankinden daha dikkatle bakmalıyız şimdi.

Geçmiş ile gelecek arasında ise tarih boyunca olduğu gibi bugün de en önemli köprü, malum ‘yazı’dır. Bununla birlikte yazının da artık geleneksel medya mecralarından sosyal medya mecralarına doğru derinliği, genişliği artarak ancak bütünlüğü bozularak yayıldığını müşahede ediyoruz. İşte bu noktada belki de konvansiyonel medya kuşağının son yazar ve okur üyeleri olarak bizim nesle, X Kuşağı’na herkesten fazla vazife düşüyor.

‘TEKNO-MEDYA, TEKNO İSTİHBARAT, TEKNO-SANAT’

Teknolojik evrim özellikle üç alanda karşı konulamaz değişimler meydana getirmekte gecikmedi: Bu alanlar medya, istihbarat ve sanattır. Bir ‘tekno-medya, tekno-istihbarat ve tekno-sanat’ çağındayız dersek mübalağa etmiş olmayız.

Geçmiş ile gelecek köprüsünü kuran bu üç alan; çok yönlü bir teknolojik istila; küresel pandemiye dönüşmüş güçlü, yayılmacı bir salgınla karşıyadır. Her üç alanda çalışmış bir yazı insanı olarak bu salgını mümkün olduğunca olay, olgu ve ideoloji bazında incelemeye çalışıyorum.

Medya, değişime en az direnebilen alan oldu. Medya hep var olacak, ancak dönüşerek… İstihbarat ise öncelikle bir devlet aygıtı olduğu için buna uygun bir dijital güvenlik stratejisine yöneldi. İstihbarat da devletler oldukça var olacaktır, olmak da zorundadır. Sanata gelince… Medyaya oranla daha korunaklı bir alanda gibi görünmektedir; ama o da edebiyat, sinema ve müzik alanı başta olmak üzere istila olmasa bile dönüşüm dalgasının basıncı altındadır.

İstihbarat; geçmiş ışığında, bugünün cari istihbari verilerini derleyerek geleceğin muhtemel olay ve olgularının bilgisine ulaşma sanatı olarak mesaisi, yükü artmış alanların başında gelmektedir. Bilgi ile iktidar arasında öteden beri bir bağ vardır. Devletler bazında bakarsak istihbarat, geleceğin muhtemel bilgisi olarak doğrudan politik iktidar dediğimiz olguyla ilişkilidir.

SOSYAL MEDYA, İÇERİĞİ VE BİÇİMİ DEĞİŞTİRİYOR

Medya ise tarih boyunca entelektüel iktidarla dolaysız bağa sahip olmuş bir bilgi/söylem alanıdır ve günümüzde en hızlı değişen alan olmuştur. Geleneksel medya; 400 yılı aşan mazisinde hep genişlettiği entelektüel sahalarını, 2005’te Facebook, 2006’da Twitter ve 2010’da Instagram gibi sosyal medya platformlarının ortaya çıkışı ile kaybetmeye başlamıştır. Bu; geriye döndürülemez teknolojik evrim sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla doğrudan geleceğimizin başat meselesidir.

Elimizdeki cep telefonları; artık her biri birer medya alanı olarak kimisi olumlu, ama hatırı sayılır kısmı olumsuz içerik değişiminin yanı sıra biçimsel dönüşümün de sahasına dönüşmüştür. Bunun geometrik açıklaması bile bizi hayretlere düşürecek ölçüde yenidir:

Hesap edin; 2 bin 500 yıllık mazisi olan tiyatro, 124 yıllık mazisi olan sinema ve 103 yıllık mazisi olan TV’nin aksine artık yatay değil, dikey görüntü kaydırdığımız bir biçimsel aşamaya geçtik. Hâlbuki dünyaya gözlerimizi açar açmaz, ilk algılarımızı oluşturduğumuz andan itibaren dünyaya yatay bakarız. Zira duyusal kalıplarımız, gözümüzün kabiliyetleri doğrultusunda öncelikle dünyayı yatay dikdörtgen olarak görmeye alışkındır.

İş bu keskin dönüşümü; stop ve pause düğmeli teyplerden müzik setlerine, walkman’lerden Ipod’lara ve oradan akıllı telefonlara geçtiğimiz 50 yıl içinde yaşadık. Bugüne kadar gördüklerimiz; önümüzdeki çeyrek asır boyunca, geride bıraktığımız yarım asırdan daha hızlı bir dönüşüm evresine gireceğimizin göstergesidir.

Geçmiş; birey bazında, aile bazında ve giderek devletler bazında geleceğin aynasıdır. Bu yüzden üç temel alanda medya, istihbarat ve sanatta yüzyıllardır olduğu gibi bundan sonra da kılavuz olmaya devam edecektir.

Meslek hayatına ilk 1993’te adım atmış, medya, istihbarat ve sanat alanlarında yoğun mesai harcamış bir kalem işçisi olarak bundan sonraki yazı hayatıma ülkemizin en köklü gazetelerinden Türkiye gazetesinde devam edeceğim için tarifsiz bir heyecan içindeyim. Gerçi burası bana yabancı değil. 2018’den beri TGRT Haber bünyesindeyim.

Gelgelelim yazı, başka bir şey. Türkiye gazetesi, 33 yıllık yazılı basın yolculuğumda dördüncü istasyonum. 55 yaşını henüz doldurmuş Türkiye gazetesi, köklü okurun tabanda kemikleştiği bir mecra olduğu için de gelenek-teknoloji, geçmiş-gelecek ilişkisinde kritik bir yere sahip.

Bundan böyle Türkiye gazetesinin kıymetli okurları için haftada iki gün; gazeteciliğin haber ve yazının analiz işlevini yerine getirmek üzere bu köşede olacağım. Kimi zaman manşet adayı haber bulduğumda karşınıza daha çarpıcı başlık ve spotlarla çıkmaya da niyetlendim. Tekno bilgi çağında, istihbarat ve haberde her pazar, her çarşamba bu köşede buluşmak üzere…