Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Moleküler damak tadımızı neredeyse unuttuk
0:00 0:00
1x
a- | +A

"Feridun Ağabey, yıllar önce bir gazetede bir vitamin reklamında görmüştüm. Nefis bir üzüm salkımı vardı. Üzümün faydaları ve üzümdeki vitaminler mineraller anlatılıyordu. Ama hemen alt kısımda bu özelliklerin içinde olduğu yazılan bir vitamin hapının reklamı yapılıyordu. Ne güzel değil mi? Üzüm böyle faydalı şöyle yararlı. Tamam o zaman niye üzümü yemeyelim? Madem üzüm bu kadar faydalı ise niye üzümü gösterip vitamin hapını bize yutturuyorsun ki? Bir de demişti ki bir arkadaşım. “Bir vitamini alabilmek için bir kasa portakal yemen lazım” Yani? Bir kasa portakal yersen ancak o zaman bu vitamindeki belirtilen miktar vitamin elde edebilirsin. Bir insan bir günde bir kasa portakal yiyemeyeceğine göre, o zaman bunun vitaminini almalısın.” Çok yakın arkadaştı. Titri de vardı. Ayıp olmasın diye sormadım ama içimden şöyle düşündüm. “Peki güzel kardeşim, o vitamindeki değere ulaşabilmek için bir kasa portakal gerekiyorsa ve bir insan bir günde bir kasa portakal tüketemezse -ki tüketemez ve elbette ki tüketmemelidir.- O hâlde sen bir kasa tüketilerek elde edilebilecek depo vitamini bir hap ile vücuda ne diye yüklüyorsun? Bu da vücuda zarar vermez mi?

Diyeceğim o ki yapılan uzun araştırmalar sonrası görülmüş ki tabiattaki her şey insan ve beslenmesi ile uyumlu. Bir insana bir portakal yetiyor bir günde ve mevsiminde. Portakal karpuz kadar büyük olması gerekseydi belki öyle olurdu. Ama esas üzüldüğüm nokta insanların doğal yoldan beslenmeye yönlendirilmemesi. Aynı örnekten devam edeyim. “Portakal ye iyi gelir” demiyorlar da portakallı diye vitamin veriyorlar... “Çilek ile yoğurdu birlikte yersen faydası artar” demiyorlar da “çilekli yoğurt” diyerek kendi yaptıkları ürünü öneriyorlar. Tamam ticarettir, elbette para kazanmak için böyle katma değeri yüksek gıdalar ve hatta vitaminler yapılmalıdır insanlara sunulmalıdır. Ama günümüzde nice insanın moleküler damak tadında artık birçok doğal tat yok... Örnek olarak havuç yok, fındık yok, ceviz yok, fasulye, mercimek yok; bakliyat yok... Meyve yok sebze yok... Sulu yemek yok... Varsa yoksa reklamlarda sunulan bir sürü lezzet ve endüstriyel envaiçeşit ürün var... İnsanları firmalar elbette ticari amaçla kendi ürünlerine yönlendirirken ilgili kurumlarımız, bakanlıklarımız, sivil toplum örgütlerimiz de özellikle çocuklarımıza doğal beslenmeden doğal ürünlerden, sebzeden meyveden ve geleneksel tatlarımızdan bahsetmeli ve gençliğin bunlara yönelmeleri de sağlanmalı diye düşünüyorum. Gençliğin moleküler damak tadı da gelişsin. Saygılarımla."

İsmail Dedeoğlu- Konya

***

Şikâyet ettiğimiz günlük dertlerimiz arttıkça

Yaşadığımız asırda gerçekten mutlu olanların sayısı çok azaldı ve neredeyse herkes bir “mutluluk formülü” arayışı içinde. “Nasıl mutlu olunur?” sualinin cevabını birçoğumuz bildiğini zannetse de gerçekten mutlu olmak artık sizce de o kadar kolay mı?..

Bir düğününüz olsa; yakınlarınızdan ya da tanıdıklarınızdan davetinize herkesin mi gelmesini istersiniz, yoksa sadece “sevdikleriniz ve sizi sevenlerin” gelmesini mi? Böyle bir soru sorulsa ne cevap verirdiniz?

Etrafınızdaki kalabalığın, sevenlerinizin ve sizinle keyifli vakitler geçirmek isteyenlerin kemiyetinin çok olduğu anlamına geldiğini düşünüyorsanız, muhtemelen kendinizi kandırıyorsunuzdur.

Birlikte paylaşılacak, sohbet konusu olacak kadar, hayatımızdan şikâyet ettiğimiz günlük dertlerimiz arttıkça birbirimize yakınlaşmamız da bir o kadar artıyor. Görüştüğünüz kişilerin sayısının artması sizi yanıltmasın. Bu tıpkı aynı doktorun kapısında, aynı dertten muzdarip hastaların muayene sırasını beklerken yakınlaşması gibi. Aynı havayı soluyor, benzer gıdaları alıyor, aynı gökyüzü çatısı altında mesut bir hayat yaşıyor zannedebilirsiniz.

Sarhoşluk gibi anlık ve geçici mutluluklarla geçirdiğiniz zamanları kastetmiyoruz. Yaşadığınız bu beraberlikler, iç huzurunuzu artırmadığını, içinizdeki derin boşluğu doldurmadığını geç de olsa fark ettiriyorsa şanslısınız. Aksine yaşama gayenizi, hedefsiz bir hayatın mutsuzluğunu anlamanıza yardımcı olmuyorsa başınız sürekli ağrıyacak demektir. Böyle beraberlikler içinde mutlu görünen ama gerçekte yalnız, hüzünlü ve kayıp zamanlar yaşıyorsunuz demektir. Kuru kalabalıkların size hiç faydası yok demektir.

Neden biliyor musunuz?

Bir araya gelmenize sebep olan tek şey; kendi istekleriniz, bunu sağlayacak ortak menfaatleriniz ile arzularınızın buluşturduğu, sadece bedenlerinizin yan yana geldiği ortamlardır.

Oysa “mühim olan bedenlerimizin bir araya gelmesi değil, kalplerimizin gidip gelmesidir” Kendini mutlu etmek için uğraşanların, mutlu olma şansı hiç yoktur. Başkalarını mutlu etmek için çalışanların ise mutsuz olma lüksü yoktur.

Âcizane size tavsiyem, kendinizi mutlu ve huzurlu hissedeceğiniz, size ulvi bir hayat gayesi veren, insanları seâdeti dareyne kavuşturacak bir amaca hizmet edenlerin olduğu bir kemiyette, varoluş keyfiyetinizi yaşayın.

Madenci- İzmir

Anlat Derdini Feridun Ağabey'de önceki yazılar...