Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Asırlar ötesinden bugüne sesleniş!
0:00 0:00
1x
a- | +A

Ahir zaman ümmetleri, dünya fani bilmezler

Gidenleri görürler de ondan ibret almazlar

Erenlerin kıldığını görüp rağbet etmezler

Arslan babam sözlerini dinleyiniz teberrük

Ahir zaman ümmetleri süslerler evlerini;

Nefs ü hevaya uyup bozarlar huylarını;

Şan ve şefkatler ile dik tutar boylarını;

Arslan babam sözlerini dinleyiniz teberrük

Bu ifadeler 1.200 yıl öncesinden, Türklerin ilk büyük mutasavvıflarından Ahmed-i Yesevi’ye aittir. Öyle ki bugünün manevi hastalıklarını görür gibi yazılmıştır. İfadeler zinde ve canlıdır. Çağlar ötesini gören ve ona göre seslenen bu büyük veli Orta Asya Türklerinin dinî-tasavvufi hayatında geniş tesirler icra etmiştir. Bu itibarla “Pîr-i Türkistan” diye anılmıştır.

Ahmed-i Yesevi Batı Türkistan’daki Çimkent şehrinin doğusunda bulunan ve Tarım Irmağı’na dökülen Şâhyâr Nehri’nin küçük bir kolu olan Karasu üzerindeki Sayram kasabasında doğdu. Bazı kaynaklara göre ise onun günümüzde Kazakistan sınırları içinde bulunan Yesi (bugünkü adıyla Türkistan) şehrinde doğduğunu kaydetmektedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte XI. yüzyılın ikinci yarısında (1080-1090 arası) dünyaya geldiğini söylemek mümkündür.

Babası Sayram’ın tanınmış şahsiyetlerinden olup ilmi, fazileti ve ke­rametleriyle şöhret bulan Şeyh İbrahim adlı bir zattır. Annesi ise Şeyh İbrahim’in halifelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur.

Küçük yaşta iken önce annesini sonra babasını kaybeden Ahmed’in bakımı ve terbiyesi ile ablası Gevher Şehnaz ilgilenmiştir. Şehnaz Hanım ve kardeşi bir müddet sonra Yesi’ye yerleşmiştir. Ahmed-i Yesevî ilk tahsiline burada başlamış ardından Yesi’de büyük bir şöhreti olan Arslan Baba (Arslan Bâb)’ya intisap etmiştir.

Ahmed-i Yesevi, Arslan Baba’nın yakın ilgisi ve irşadıyla kısa zamanda olgunlaşmıştır. Ahmed-i Yesevi, hikmetlerinde Arslan Baba’dan çok söz eder. Buna göre Arslan Baba’nın Arap asıllı ve eshabın ulularından olduğu, dünya rahatına ve nimetlerine değer vermedi­ği, küçük bir kulübede ömür geçirdiği, Peygamber efendimizin takdir ve teveccühüne mazhar olduğu belirtilir.

Ahmed-i Yesevî, Arslan Baba’nın vefatından bir müddet sonra zamanın önemli İslam merkezlerinden biri olan Buhara’ya gider. Bu şehirde devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yûsuf-ı Hemedânî’ye intisap ederek onun irşad ve terbiyesi altına girer. Yusuf-ı Hemedânî’nin vefatı üzerine irşat mevkiine önce Hâce Abdullah-ı Berki, onun vefatıyla Şeyh Hasan-ı Endeki geçer.

1160 yılında Hasan-ı Endeki’nin de vefatı üzerine Ahmed-i Yesevî irşat postuna oturur. Bir müddet sonra, vaktiyle şeyhi Yûsuf-ı Hemedânî’nin vermiş olduğu bir işaret üzerine irşad makamını Şeyh Abdülhâliḳ-ı Gocduvânî’ye bırakarak Yesi’ye döner ve vefatına (562/1166) kadar burada irşada devam eder.

Ahmed-i Yesevi’nin vefat tarihi olarak genellikle miladî 1166-7 yılı kabul edilmekle beraber, kaç yıl yaşadığı hususunda da çeşitli tahminler ileri sürülmüştür. Bazı araştırıcılar onun hikmetlerinin birinde yer alan bir ifadeye dayanarak yüz yirmi beş yaşından sonraki bir yaşta vefat ettiğini ileri sürmüşlerdir.

Hikmetlerin kaynağı

Ahmed-i Yesevi, mürşidi Şeyh Yusuf-i Hemedânî gibi Hanefi mezhebinde bir âlim ve mutasavvıf idi. Kuvvetli bir medrese tah­sili görmüş̧, din ilimleri yanında tasavvufu da iyice öğrenmişti.

Onun Yesi’de irşada başladığı sıra Türkistan’da, Yedisu havalisinde kuvvetli bir İslamlaşma cereyanı bulunuyordu. Medreselerin yanında kurulan tek­keler tasavvuf cereyanının, dolayısıyla birtakım tarikatların merkezleri durumundaydı.

Yine bu yıllarda Mâverâünnehr’i idaresi altında birleştiren Sultan Sencer vefat etmiş̧ (h.532/m.1157), Hârezmşâhlar kuv­vetli bir devlet hâline gelmeye başlamışlardı.

İlmi, irfanı, ahlakı ve tesirli sözleriyle Ahmed-i Yesevî, Sîr-derya havalisinde, Seyhûn’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan yarı göçebe Türkler arasında kuvvetli bir nüfuz sahibi olmuştu. Etrafında İslamiyet’e bütün samimiyetiyle bağlı olan yerli halk ile göçebe köylüler toplanıyordu.

Ahmed-i Yesevî bu insanlara İslam’ın esaslarını, şeriatın hükümlerini, tasavvufun inceliklerini, kurucusu olduğu Yesevîlik tarikatının âdâb ve erkânını, “Hikmet” adı verilen manzumelerle gönüllere nakşediyordu.

Dervişleri va­sıtasıyla en uzak Türk topluluklarına kadar ulaştırılan bu manzumeler, Türkler arasında İslamiyet’in yerleşmesine ve bir inanç birliğinin teşekkülüne hizmet etmişti.

Ahmed-i Yesevî hazretleri Peygamber efendimizin sünneti seniyyesine çok bağlıydı. Her işini O’na uygun olarak yapmağa çalışırdı. Altmış üç yaşına geldiğinde, yer yüzünde yaşamayı sünne­te aykırı bularak, tekkesinin avlusunda müritlerine bir çilehane kazdırdı. Merdivenle inilen bu küçük hücre şeklindeki çilehaneye çekilerek ömrünün kalan kısmını burada geçirdi.

Ahmed-i Yesevî’­nin kalan ömrünü devamlı ibadet ve riyazetle geçirdiği bu hücrede kaç yıl kaldığı bilinmemektedir. Hikmetlerinde bu çilehane hayatı ayrıntılı şekilde di­le getirilmektedir. Ayrıca hikmetlerde altmış üç yaşına kadar olan hayatı da geniş şekilde anlatılır. Tasavvuf ve tarikat ehli olan bu büyük âlimin hikmetlerinde şeriata aykırı hiçbir ize rastlanmaz.

Onun şeriat ile tarikatı kolayca meczetmesi daha doğrusu tarikatını şeriat esasları üzerine bina etmesi sebebiyle Yesevilik Sünni Türkler arasında süratle yayılma imkânı bulmuştur.

Benim hikmetlerim Huda’nın buyruğudur,

Okuyup anlasan hep Kur’ân’ın manasını açıklar

Yine, benim hikmetlerimin kaynağı Hadistir.

İnsan ondan nasip almasa, bil ki habistir.

Beyitleri onun Ehl-i Sünnet akidesine ne ölçüde bağlı olduğunu açıkça gös­termektedir.

Okuyanın gönül gözü parlar!

Ahmed-i Yesevi’nin hikmetleri çağları aşmakta, insanları dün olduğu gibi bugün de irşat ve terbiye etmektedir. Ne yazık ki biz bunları mekteplerimizde hakkıyla okutmadığımız için gençlerimiz bu kıymetli hazinelerden mahrum kalmaktadır.

Hikmetlerin muhtevasını ana hatları ile İslam’ın şartları, ahlak ve Yesevîlik’e ait esaslar oluşturur. Münacat, na’t ve ilk dört halifeye ait övgüler dışında hikmetlerde ele alınan konular şöyle sırala­nabilir: İlahi aşk, Allah’ın birliği, mutlak irade ve kudreti, Hazret-i Peygam­ber sevgisi, şeriat, sünnet, züht ve takvâ, İslam ahlakı, kıyamet, cennet ve cehennem tasvirleri, dünyadan ve sahte şeyhlerden şikâyet, mutasav­vıflara ait kıssalar, zikir ve halvet gibi Yesevîlik adab ve erkânı ile ilgili hususlardır.

Ahmed-i Yesevi’nin her bir beyti sanki güzellikler manzumesidir.

İnsanın kendisini bilmesi Hakk’ı bilmesi demektir. Gafletten uyan­mak, gönül gözünü parlatmak gerekir. Ancak o zaman insan Allah katın­da makbul bir kul ve Şanlı Peygamberimize layık bir ümmet olur.

Kim özünü bildiyse Hakk’ını bildi

Huda’dan korktu ve insafa geldi

Ahmed-i Yesevî bir mutasavvıf olmaktan ziyade bir şeriat adamıdır. O şeriatın hem özüne hem de şekline, Hazret-i Peygamber’in sünnetine sıkıca bağlıdır. Peygamber efendimize sonsuz hürmeti ve sevgisi vardır. Çünkü o, server-i mahlûkat ve mefhar-ı mevcûdat’tır.

On sekiz bin âleme server olan Muhammed

Otuz üç bin eshâba rehber olan Muhammed

Seher vakti uyumaz tilavetli Muhammed

Garip ile yetime mürüvvetli Muhammed

Yoldan çıkmış olana hidayetli Muhammed

Darda kalan ruhlara kifayetli Muhammed

Sevgili Peygamberimize layık ümmet olabilmek için iki esasa uymak gere­kir. Bunlardan biri Allah’ın kelamı, diğeri de Peygamberimizin sünnetidir. Ahmed-i Yesevî için merhameti, üstün ahlakı ve hoşgörüsü ile örnek alınacak insan Sevgili Peygamberimiz’dir.

Hak tealanın sözün Resulullah sünnetin

İnanmayan ümmetin ümmet demez Muhammed

Dünya ve dünyalıklar için üzülmemek, dünya ikbaline güvenmemek, dünyanın fâni ve vefasız olduğunu bilmek, Hak’tan gayrı her şeyi dilden ve gönülden çıkarmak, insanlara karşı haksızlıkta bulunmamak, ölmeden evvel ölmek gerekir.

Dünya için gam yeme, Hak’dan özgeyi deme

Kişi malını yeme Sırat üzre tutara

Ululuk Allah’a mahsustur, kul âcizdir ve aczini bilmek zorundadır. Aslı toprak olan bedenimizin hiçbir değeri yoktur:

Aslım toprak neslim toprak değersiz

Basıp geçsen murdar cismim utanır

İnsan hakikati kendi başına bulamaz, anlayamaz. Onun için bir mürşide bağlanmalıdır. Mürşidin rızasını almak Hakk’ın rızasını almak demektir; gerçek mürşit ise Hazret-i Peygamber’dir. Bir yol ki ona ulaşmaya batıldır.

Pir rızası Hak rızası olur dostlar

Onu kazanan Hak rahmetin alır dostlar

Ahmed-i Yesevi hikmetlerini okuyanların gönül gözü açılır ve parlamaya başlar. İslamiyet’in, doğru itikadın ne olduğunu anlar ve bid’at yoluna asla düşmez.

TEFEKKÜR

Bismillah deyip beyan ederek hikmet söyleyip

Talep edenlere inci, cevher saçtım ben

Ahmed-i Yesevi

Ahmet Şimşirgil'in önceki yazıları...