Sık sık Türkiye’deki reformist ekibin işlediği ve işlemek istediği şeni fiillerden bahsediyoruz. Bu ekibe çeyrek asırdır Ali Bardakoğlu, Mehmet Görmez ve Ankara Okulu denilen grup öncülük ediyor. Artık İlahiyat Fakültelerinde de iyice kök salmış durumdalar...
Diyanet İşleri Başkanı oldukları dönemde Diyanet’i FETÖ’nün misyonuna doğru çeken bu ikili, çalışmalarına bugün de tam gaz devam ediyor. Ali Bardakoğlu KURAMER’in, Mehmet Görmez de kendi kurmuş olduğu İDE ile Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin başında faaliyetlerini hummalı bir şekilde devam ettiriyor. Elbette bunların İslamiyet adına söylemiş ve yazmış olduklarını ve faaliyetlerini bizler de değerlendirmeye ve hakkı söylemeye devam edeceğiz...
Geçen hafta “Çıkmaz Sokak” başlıklı yazımızda Bardakoğlu’nun “Geçmiş asırlarda yazılmış herhangi bir kitaptaki dindarlık çizgisi bizim için model ve aynen alınması gereken örnek değil, belki fikir verici bir tarihsel tecrübe niteliğindedir” ifadeleri okuyucularımızda “nereye gidiyoruz, bunlar ne yapmak istiyorlar” şeklinde büyük endişelere sebep oldu. Tabii bu endişeler yoğun bir tepkiyi de beraberinde getirdi.
Evet bu çalışmalar ve çabalar neyi hedefliyor, söz konusu ekip KURAMER denen kuruluşta neler yapmak istiyor? Bunları takip etmek gerekir. Sadece bizim değil milletimizin, dinî hassasiyeti olan idarecilerimizin, bizzat Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet mensuplarının da takip etmesi gerekir. Zira bu gidiş, gençlerimize deizmin yolunu sonuna kadar açmaktan başka bir işe yaramayacaktır! Zaten fazlasıyla da açmış durumdadır.
Yine geçen hafta Bardakoğlu’nun KURAMER’de çıkan ve Diyanet Yayınevlerinde başköşede satılan bir kitabını değerlendirmeye alacağımızı belirtmiştik. Kitabın adı “İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz?” Şu sual tarzındaki başlıktan İslam’ı bugüne kadar anlayamadığımızı ve artık yepyeni bir İslam ile karşılaşabileceğimizi tahmin edersiniz! Evet tahmininizde yanılmıyorsunuz. Zira bu kafa bize hemen her asırda "yepyeni bir İslam" sunmaya namzet bir kafadır!..
Atalarımız, “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” demişler. Bana etkilendiğin hocalarını ve severek okuduğun kitapları söyle senin nasıl bir düşünce yapısına, din anlayışına sahip olduğunu da belirteyim...
Nitekim Bardakoğlu’nun gündeme taşımaya çalıştığı ve bize örnek olarak sunduğu kişiler de kendisinin nasıl bir zihnî yapıda olduğunu bütün netliğiyle ortaya koyuyor. “İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz?” kitabında üflediği isimlere bakar mısınız: Cemalettin Efgani, Muhammed Abduh, Mehmet Akif, Muhammed İkbal, Muhammed Hamidullah, Ali Şeriati, Fazlurrahman… (s.156) Dikkat ederseniz hepsinin ortak vasfı "reformist" olmalarıdır...
Bugün Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduh’un 33. dereceden mason ve İngiliz ajanı oldukları neredeyse bütün tarihçilerce ittifaklıdır!.. İtikadi konularda onlarca yanlışı olan bu adamları hâlâ savunmak ve numune göstermek nasıl bir mantıktır? Ali Şeriati’nin Cenab-ı Hakk’ı cisimlendirme konusundaki fikirleri aşikâr iken ve Ehl-i sünnete tamamen muhalif olduğu bilindiği hâlde nasıl tavsiye edilir? Muhammed Hamidullah’ın Sevgili Peygamber Efendimize iftiraları ve hezeyanları yazılıp çizildiği hâlde bunları hâlâ görmezden gelmek nedir? Pakistan’da Ehl-i sünnet âlimlerin ittifakla "mürted" olduğunu beyan ettikleri Fazlurrahman ne zamana kadar bunların üstadı olmaya devam edecektir? Nihayet, Âkif ve İkbal’in ne dinî tedrisatı vardır ki İslam’ı onlardan öğreneceğiz? Bu isimlerin İslamiyet’e tamamen zıt fikirlerini tenkit eden Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek “o şair” deyip geçiştirilirken, üstad kabul ettikleri Âkif ve İkbal’in dinî tedrisat görüp görmediğiyle zerrece ilgilenmiyorlar!..
Yorumu nerede yapmalı imiş!
Aslında Bardakoğlu ve avanesinin o isimleri neden mehaz aldıkları ve "önder" kabul ettiklerini anlamak zor değildir.
Nitekim Fazlurrahman, 1965 yılında basılan “Islamic Methodology in History” adlı eserinde hadis, sünnet ve fıkıh alanında yeni anlayışlarla içtihat yapmanın önemini vurguluyordu! Yine “Islam” adlı eserinde ise asırlardır İslam akaidini ortaya koyan Ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’ân-ı kerim ve hadis-i şeriflerden aktardıkları söz ve yazılarını tenkit ederek artık bu fikirlerin değişmesi gerektiğini savunuyordu.
Onun bu fikrinin Bardakoğlu’nda da aynen devam ettirildiği görülmektedir. Nitekim Mecelle’de ifade edilen fevkalade mühim bir konu hakkındaki görüşünü kitabından aynen nakledelim:
“Mevrid-i nasda ictihada mesağ yokdur, deyip nassın anlamını da içtihadın nerede ve kim tarafından yapılabileceğini de önceden kestirip atarsak, o zaman ne yoruma ne ilme ne de ecdadımızın dinin metinlerini anlama usulü üzerine yazdığı o zengin mirasa ihtiyacımız kalır. Mecelle’nin bu kuralını anlama tarzımız yanlıştır; asıl içtihad ve yorum, nassın yani metnin olduğu yerde başlar.” (s. 141)
Önce Mecelle’nin kaidesini tam anlayalım! “Mevrid-i nasda içtihada mesağ yokdur” ifadesi Mecelle’nin 14. kaidesidir. Yani hakkında âyet, hadis, yani nas bulunan konularda içtihad yapılamaz demektir. Çünkü Allahü teâlâ veya Hazreti Peygamber o konuyu zaten düzenlemiştir.
Mesela, namazın, orucun rükünleri, vakitleri vb. hakkında artık içtihad yapılamaz. Çünkü bu gibi ana konuların esasları açık naslarla belirtilmiştir. Aynı şekilde faiz, âyet ve hadislerle yasaklanmıştır. Artık bir içtihad yapıp, faizin serbest (helal) olduğu iddia ve ispat edilemez, böyle bir neticeye ihtiyaç yoktur. Çünkü hakkında nas vardır.
İmam Ebû Hanife, “Kıyas (akıl), nassa (nakle) tercih edilseydi, unutarak oruç yemeyi, hataen yemeye kıyas eder ve orucun bozulacağını söylerdim. Ne var ki hakkında hadis vârid olmuştur. Binâenaleyh nass (nakl), kıyasa (akla) tercih edilir ve unutarak yemekle oruç bozulmuş olmaz” demiştir.
Peki âyet-i kerime ve hadis-i şerif olduğunda bütün müctehidlerin sustuğu bir konuda sabık Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ne demektedir:
“Asıl içtihad ve yorum, nassın yani metnin olduğu yerde başlar.” Aman Allahım! Bu nasıl bir cürettir! Açıkçası şu ifadeler, Allahü teâlânın emri Resulullahın kavli olduğu konularda siz akıl yürütün, düşünün, yorumlayın yani kafanıza göre takılın demek değil midir? Bunlar bu ifadeleriyle yetiştirdikleri talebelere, Kur’ân-ı kerim ve hadis-i şeriflere saldırınız emrini vermiş olmaktadır!..
KURAMER sorgulanmalı!
Demek ki Bardakoğlu’nun kitabının, soru başlıklı adına gelecek olursak, 1400 yıldır Müslümanlar İslam dinini doğru anlamamışlar, Kur’ân ve Sünnet denince hep baş eğmişler, kabul etmişler oysa asıl içtihadı ve yorumu orada yapmaları gerekiyormuş!
İşte Efgani, Abduh, Hamidullah ve Fazlurrahman ekolü budur. Onların peşinden gidenin sonunda varacağı nokta burasıdır. Bakınız Ankara İlahiyat merkezli oluşan ve “Ankara Okulu” diye bilinen reformcu ekolün yetişmesinde en büyük payı bulunan Mehmed Said Hatiboğlu da bu hususlarda en cüretkâr isimlerden biri idi... Hatiboğlu tarihselliğe dair "İslâmiyât Dergisi"ne yazdığı bir makalesinde, miras ve ceza hukuku ile ilgili âyetlerde belirtilen hükümlerin bugün geçerli olmadığına işaret ederek hezeyanlarını şöyle ifade etmişti:
“Mesela günümüzün aydın, yüksek tahsilli hanımından, Kur’ân’da var diye kendi cahil biraderinin yarısı değerinde şahit sayılmasını bekleyemezsiniz.
Mesela, kızlara erkek kardeşlerinin yarısı kadar hisse tavsiye eden âyete, Müslüman toplumun doktor, mühendis, şirket patronu... olmuş kadınını razı etmeniz mümkün değildir. Onların adalet adına yapılmış bu isyanları acaba Kur’ân’a mı yöneliktir denecek olursa, biz bu kanaatte olmadığımızı söylemek durumundayız. Kur’ân-ı kerimin on dört asır öncesindeki mahallî değerlerini birer tarihî gerçekler olarak saklayıp asıl âlemşümul prensiplerini geçerli hâle getirebilmeliyiz." (Bkz. İslâmiyât, c.VII, sy. 1, s.12)
Bardakoğlu’nun aynı şekilde faiz ve bazı konulardaki söylemlerini haftaya kaleme alacağım...
Ancak şunu ifade edeyim ki bu KURAMER artık sorgulanmalıdır! Ali Bardakoğlu Diyanet’in başından ayrılır ayrılmaz oluşturulan bu kurum neyin peşindedir? Diyanet’e bağlı İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi bünyesinde olacaksınız. Özel kuruluş yönetmeliği ve özel bütçeleriniz olacak. Kafanıza göre bir İslam şekillendireceksiniz. Yayınlarınız Diyanet Kitabevlerinde başköşede olacak ve kimse size dokunamayacak! Hayırdır yoksa siz Diyanet içinde Diyanet, Üniversite içinde Üniversite misiniz? Türkiye’de hemen her kuruluşun başındaki değişir ama sizinki hiç değişmez bu nasıl bir kadrodur!..
Diyanet büyük vebal altındadır. KURAMER, Diyanet’e bağlı ise bunların tapulu malı mıdır? Bunun başına kim nasıl seçilir? Bunlar değişmez diye bir kural mı vardır?
Şu hâliyle KURAMER derhâl kapatılmalı veya Diyanet ve Üniversite ile ilgisi kesilmelidir! Aksi hâlde bütün bu hezeyanları Diyanet adına yaptıkları anlaşılmaktadır ki bu durum gelecek adına en büyük fitne ve tehlikedir!
TEFEKKÜR
Hak teâlâ sözünü, Resûlullah sünnetini
İnanmayan ümmetini ümmet demez Muhammed
Hoca Ahmed Yesevi

