Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Etkili iletişim için altı öneri
0:00 0:00
1x
a- | +A

Otellerde her müşteriye bir kart verilir. Bir de master anahtar diye bir kart vardır. O kart her kapıyı açar. İşte doğru iletişim de tam olarak bu master anahtarıdır. İletişimin açamayacağı kapı yok. Bu yüzden de bugünkü yazımı doğru iletişime ayırdım.

Hem işim gereği, hem eğitimler, hem medya hem siyaset, hem de aile. Nerede bir eksiklik görsem içinde mutlaka ya kötü yapılmış bir iletişim ya da iletişimi iyi yapılamaması durumu var.

İletişim krizlerinden şirketler batıyor, teşkilatlar çöküyor, aileler kopuyor. Yuvalar dağılıyor, dostluklar bitiyor.

Size kitaplarda yazan ya da yapay zekâya sorulduğunda cevap verdiği şekliyle değil, Ömer’ce bir iletişim yazısı yazmak istedim. İletişimle ilgili sırlarımı paylaşmak istiyorum.

Etkili iletişim=net iletişim. Cümleler uzadıkça, eğilip büküldükçe karşınızdaki hem sizi anlamaz hâle gelir, hem de eğip bükmenizden dolayı bambaşka anlamlar yükler.

1. Sonuç: Net olun, lafı karşınızdakinin gözlerinin içine bakarak çok açık ve net söyleyin.

Başka referanslar katmayın, bu kendinize ve fikrinize güvenmediğinizi gösterir. İşin özünü ortaya koyun. “Zaten o da böyle düşünüyor”, “Zaten geçen yıl da böyle yapmıştın”lara hiç gerek yok. Tartışmayı alevlendirmekten başka bir şeye yaramaz.

2. Sonuç: Detaylarda boğmayın, boğulmayın. Detaylara girildikçe ana fikre çıkmak zorlaşıyor.

Asla tek bir tarafı dinleyerek hüküm verilmemeli. Birisi bir başkası hakkında size bir şeyler anlatmaya başladığında “Dur onu da bekleyelim, onu da arayalım, ona da söz hakkı verelim” denmeli.

3. Sonuç: Kimse kendini anlattığı kadar haklı, başkasının anlattığı kadar haksız değildir.

Hiç tanımadığım biriyle ilgili, çok iyi tanıdığım biri bir yorum yaptığında bile o kişiye bir şekilde ulaşıp bunu soruyorum. Bunun o kadar faydasını gördüm ki inanamazsınız.

Bunu sorduğum kişilerden biri uzun yıllar bakanlık yapmış çok tartışmalı bir isimdi. Görüşüp her şeyi açık açık yüzüne sorduğumda “Bana bunları yüzüme sadece iki kişi sordu, biri siz, diğeri de benim başbakanımdı. Bakan arkadaşlarım bile bana olayın aslını sormadılar” demişti.

Bir diğeri tüm Türkiye’nin tanıdığı bir sivil toplum lideriydi. Kimin söylediğini bile hatırlamıyorum, birisi o kişi için “Milyarları götürdü” gibi bir ifade kullandı. Yarım yamalak duyduğum bu ifade benim o kişiye yönelik içimde bir garip bariyer oluşturunca o kişiyi tanıyan birinden rica ettim. “Bu kişi için milyarlar götürdü diyorlar, beni kendisiyle görüştür, bunu yüzüne sormak istiyorum” diye. Birkaç gün geçmedi, tek bir odada ikimiz bir aradaydık. Sordum. Cevapladı. Anlattı, izah etti. Bunları da bana gazete yazarıyım diye anlatmadı, yazılabilecek bir iddia değildi her şeyden önce.

4. Sonuç: İdam mahkûmunun bile son sözü sorulur. Kimseyi dinlemeden yargılama.

Babam bundan 30 yıl önce önemli ve etkili bir iş adamından bir şey rica etmiş. İş adamı da hemen ilgilisini aramak üzere telefonuna uzanınca babam “Abi o kadar acil değildi, sonra da arayabilirdiniz” diyerek nezaket göstermek istemiş. Adamın cevabı kulaklara küpe niteliğindeydi.

“Gürbüz’cüğüm, ben senin işinin hamalı mıyım ki onu günlerce sırtımda taşıyayım? Ararım, olursa olur, olmazsa olmaz.”

Biz o zaman bunu anlayamamıştık, ne zaman ki hayat yoğunluğumuz arttı, arayan soran arttı, o beyefendiyi bizim aradığımız gibi bizi insanlar aramaya başladı, o zaman anladık.

5. Sonuç: Kimsenin derdinin hamalı olma.

Sürekli etrafınızda duyarsınız. “Bir şey söyleyeceğim ama kimseye söyleme.” Sonra bir bakarsınız ki herkese bu şekilde söylemiş bunu söyleyen. Artık kendince sizi mi deniyor, yoksa kendine mi hâkim olamıyor, Allah bilir. Ben bunu şöyle çözdüm. Çok özel, çok mahrem konular haricinde “Gizliyse bana söyleme, ben söylerim” diyorum. Artık gerçekten kimsenin duymaması gereken bir şeyse bana söylemiyor yakınlarım. Kafam çok rahat bu konuda.

Aynı şekilde yakınlarım bilir ki bana bir olay anlatırlarsa bunu ertesi gün Twitter hesabımda ya da gazetedeki köşemde isimsiz bir şekilde okuyabilirler. Buna da alıştılar, artık yazılmasını istemedikleri şeyi söylemiyorlar.

Bazıları da “bir şey söyleyeceğim ama kimseye söyleme” sözünü o sözün çok daha hızlı yayılması için taktik olarak kullanıyormuş, bunu da zamanla anladım. İnsan beyni böyle çalışır. “Bu zarfı al ama kesinlikle açma” sözü beyin “Bu zarfı aç” diye algılar önce.

6. Sonuç: Kimsenin sırrının kasası olmayın. Unutursunuz, kötü olursunuz.

Şimdilik bu kadar. İstifade ettiğinizi düşünüyorsanız bana yazın, devam edelim bu konuya.

Kıskanmak

Gece saatlerinde ormanda yürüyorum. Önümde iki beyefendi yürüyor, 30-35 yaşlarında olmalılar. Onların önünde de mahallenin maskotu, kedi ve köpekleriyle bir barakada yaşayan bir adam. Türkü söyleyerek yürüyor. Keyfi yerinde.

Tam iki beyefendinin yanından geçerken şöyle bir şey söylediklerini duydum: “Oh adama bak, adamdaki keyfe bak, şarkılar söylüyor... Bir biz böyle keyifli olamadık bu hayatta.”

Maddiyat bakımından o adamdan yüzlerce kat varlıklı olduklarını ispatlamak için MASAK kayıtlarına gerek yok. Bir kilometre öteden görünüyor.

Ağzım açık kaldı. Birinin Eurovision ödülünü kazanmasını kıskanmıyorlar, en çok satan albüm, en çok dinlenen şarkı rekorunu kıskanmıyorlar, birinin dünyanın en beğenilen şarkısını yazmasını, bir enstrümanı çok iyi icra etmesini de kıskanmıyorlar.

Kıskandıkları şey girişi bedava olan yemyeşil bir ormandan başka gidecek yeri olmayan bir adamın söylemesi bedava olan bir şarkıyı keyifle söylemesi.

Yaşadığı barakada muhtemelen bir saat duramazlar, kıyafetleri yansa çıplak kalmamak için bile giydiği kıyafetleri giymezler eminim. Ama kıskanacak bir şey buldular.

İnsanoğlunun ne denli tehlikeli, ne denli akılla, mantıkla açıklanamayacak bir varlık olduğunun kanıtı gibi.

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...