Gördünüz değil mi SAHA’ya çıkanları…
Tüm Türkiye, gözümüzü diktik, yıllardır Türkiye Motor Sanayii’nin (TUSAŞ) Kaan’a üreteceği motoru bekliyoruz.
“2032’den önce biter mi, biterse kaç yıl önce biter, Allah korusun bir savaşa falan girmeden yetişir de Kaan’ları uçurur muyuz?” diye elimiz yüreğimizde duruyoruz…
Sadece biz değil, neredeyse bütün dünyanın gözü Faruk Akşit hocanın başında bulunduğu TEI’nin (TUSAŞ Engine Industries) üzerinde, ‘ha yetişti, ha yetişecek’ haberleri yapıyoruz.
Yerli motor takılana kadar, ilk Kaan’lar için Amerika’dan istediğimiz F-16 motorları gündem oluyor, “Alabilecek miyiz, alamayacak mıyız? Alırsak, bunları monte ettiğimiz Kaan’ları satmamıza izin verecekler mi?” diye tartışıyoruz.
Sonra, SAHA-2026 Fuarı’na gidiyoruz; bir de ne görelim?
Sürpriiiiiz!
***
Meğer TEI dışında, Millî Savunma Bakanlığı AR-GE merkezi de uzun yıllardır bu proje üzerinde çalışıyormuş…
Bu kurumun başında da Nilüfer Kuzulu isimli, kimsenin bugüne kadar adını şanını duymadığı bir hanımefendi varmış…
Bakanlık bünyesinde sessizce çalışan kurum GÜÇHAN ismini bile verdiği turbo-fan jet motorunu çoktan üretmiş…
Hatta TEI’den beklediğimiz Kaan motoru 35000 itki gücüne sahip olacakken, Savunma Bakanlığı tesislerinde üretilen motor 42000 itki gücüne sahipmiş…
Türk mühendislerin yerli imkânlarla geliştirdiği özgün özelliklere sahip motor, tek kristal teknolojisi sayesinde yüksek sıcaklık ve yoğun çalışma şartlarına dayanıklı hâle getirilmiş…
Üstelik bu motordan bugüne kadar bir değil, tam altı adet üretilmiş…
Hatta kasım ayında da test ve kalibrasyon süreçlerinden geçirilecekmiş.
Bırakın dünyayı, biz bunu yeni öğreniyoruz!
***
Buradan çıkan sonuç, asla TEI’nin çabasını küçümsemek değil… Bu iş, zaman meselesi.
Dünyanın 25-30 senede gerçekleştirdiği süpersonik jet motorlarını bizim TEI’miz insanüstü bir gayretle yarı zamanda ülkemize kazandırıyor.
Nitekim Türkiye’nin ilk yerli turbofan jet motoru TEI-TF6000, bunun bir üst versiyonu TEI-TF10000 bu kurumumuzun yaşattığı gurur.
İHA ve SİHA’lar, yerli helikopterler, Hürkuş ve Hürjet’ten sonra ilk insansız savaş uçağımız Kızılelma ve ANKA-3 de yakında TEI’nin millî motorlarıyla süzülecek gökyüzüne.
3-4 ülkenin üretebildiği süpersonik jet motoru TEI-TF35000 ise inşallah 2030’a kalmadan tamamlanacak ve beşinci nesil pilotlu millî muharip uçağımız Kaan’larda kullanılmaya başlanacak.
İşte bu süreçte biz TEI’ye bakarken, belli ki Millî Savunma AR-GE zaten yıllardır jet motoru için çalışıyormuş, -ki zaten bunu da açıkladı bakanlık.
“Uzun yıllar” dedikleri kaç yıldır, bunu ancak kendileri bilir.
***
Güzel olan şu…
Bütün dikkatler başka kurumların üzerindeyken, MSB AR-GE, ülkemizin acil ihtiyaç duyduğu teknolojik ürünleri geliştirmek için 27 fabrika ve dört büyük tersanede harıl harıl çalışıyormuş.
Bu kurumun diğerlerinden farkı; ticari endişe ve beklentilerinin olmaması. Tek amaçları, ihtiyacı gidermek.
TUSAŞ gibi kurumlarımız ise geliştirdiği ürünleri hem bize, hem başka ülkelere satarak, ihracatımızı destekliyor… Kazandığı parayla daha fazla yatırım imkânı da buluyor.
Gözler ASELSAN gibi kimi halka açık bu şirketlerin üzerindeyken, MSB AR-GE çok daha önceden, ülkemizin caydırıcılığını artıracak stratejik projeleri ticari beklentilerin tamamen dışında geliştirme imkânı bulmuş.
Aslında geçen seneki SAHA 2025 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii Fuarı’nda GAZAP’la sürpriz yapmışlardı ama, kimse arkasından 6 bin kilometre üzeri menzile sahip YILDIRIMHAN’ın geleceğini beklemiyordu.
Fuarda bütün gözler, ROKETSAN’ın perdesini açtığı 2 bin kilometre menzilli CENK’e çevrildiği için, termobarik (yani atom bombasının bir altı seviyede) GAZAP füzesi bile çok sonra fark edilmişti.
Bir yıl sonra MSB AR-GE’nin perdesini açtığı hipersonik balistik füze YILDIRIMHAN’ı kimse beklemiyordu.
Çünkü bu, öncekilerden çok farklı bir proje…
Atmosferi aşana dek ses hızının 9-10 katı bir hızla kalkış yapmak için kullanılacak yakıtı geliştirmek bile büyük mesele…
Meğer neymiş?
Bunlara zaten bakanlığın kurduğu ileri teknoloji laboratuvarları ve yüksek hassasiyetli üretim kabiliyetine sahip tesislerde en az 10 senedir çalışılıyormuş…
Roketi uzaya çıkaracak, atmosfer dışında sesin 25 katı hıza ulaştıracak yüksek teknoloji ürünü yakıt da üretilmiş, füze sistemlerinin test süreçleri de tamamlanmış…
Böyle bir füze ile uzay boşluğuna çıktıktan sonra, menzili 6 bin değil, 12 bin olsun desen, bu kadarını yapmaktan daha mı zor?
İşin uzmanları diyor ki; bütün mesele atmosferin dışına çıkmak… Sonrası yer çekiminin dışında olacağı için, bunu ileriye taşımak çok daha kolay.
Şaka değil, hiçbir sistemin durduramadığı YILDIRIMHAN 3 ton harp başlığı taşıyabiliyor.
3 ton GAZAP mühimmatı yüklediğinizi düşünün bakalım, nasıl bir güç oluşturuyor!
***
Bakanlığın basına verdiği brifingde dikkat çektiği başka bir ürün daha var; GÖLGEHAN.
Geniş bir etki ve bant kapatma kapasitesine sahip bir jammer…
Yani sinyal kesici.
YILDIRIMHAN’ın, GÜÇHAN gibi fiziki görselliği olan bir ürün olmadığı için ‘gölge’de kaldı ama, yetkililerin “Siz asıl ona bakın” cümlesinden anlıyoruz ki o da az buz bir şey değil.
Elektronik tehditlere karşı 20 kilometre menziliyle etkin çözümler üreten bir ürünmüş…
Çok teknik detayı var, lakin bizdeki anlama seviyesi buraya kadar.
MSB AR-GE Merkezi’nin yine yerli ve millî imkânlarla geliştirdiği, testlerini tamamlayıp fuarda sergilediği helikopter motorunu saymıyorum bile, şu işe bakın!
Daha düne kadar hayal değil miydi bizim için?
Üstelik bunlar şu ana kadar gördüklerimiz, bildiklerimiz…
Başka neler var, neler geliştiriliyor bilmiyoruz, çünkü henüz bize perde açılmadı.
Şimdi, buradan çıkan derse bakalım…
Elin oğlu alacağı mesajı alıyor zaten…
Fakat içeride bir türlü uslanmayanlar var.
Dünyada 3-4 ülkenin yapabildiği beşinci nesil savaş uçağımız Kaan’la bile dalga geçmeye, YILDIRIMHAN’a “Maket” diye dil uzatmaya kalkışan ey zavallı muhalif zevat!
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a güvenen, “Daha çok silahımız var ama, açıklamıyorlar. Hele biri savaş açsın, görürler” diyen dayılarla alay etmeye kalkışmayın, daha çok üzülürsünüz!

