Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Kimsenin efelenemeyeceği Türkiye
0:00 0:00
1x
a- | +A

10 seneye yakındır Doğu Akdeniz’i yazıyor, 'Arap Baharı’ndan bu tarafa ülkemizde ve etrafımızda olan biten her hadisenin altında Akdeniz’deki zengin enerji kaynakları ile ticaret yolları olduğuna dikkat çekiyoruz.

Biz, Üçüncü Dünya Savaşı’nın bu riskle üzerimize yaklaştığı uyarıları yaparken, kimi hainler ve bunların güdümüne girmiş muhalifler, “Yine mi dıj güçler” diye kafa bulmaya kalkışıyordu ama, plan net biçimde görünür olunca, artık sesleri çıkmıyor.

Bugün kimse İsrail’in Türkiye’ye tehdit oluşturduğunu, etrafımızda dönen hadiselerin tamamında parmağının olduğunu inkâr edemez hâle geldi.

İsrail elbette tek başına bir şey ifade etmez belki ama, ipini salanlar belli!

Sadece o da değil, ittifak kurduğu Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi, dibimizde kapılarını ardına kadar açmış vaziyette katil İsrail’e.

Ha! Bir de Hindistan var, İsrail’in emrinde.

İsrail’in kışkırtmasıyla Pakistan’a açtığı savaşta tokadı yiyince, Türkiye’ye karşı İsrail’le birleşti.

Siz buna bir de Atina’da “Sizi destekleyeceğiz” sözü veren Fransa’yı ekleyin.

***

Olan bitene bakınca, sanki önceki dünya savaşlarında olduğu gibi, yeni ittifaklar şekilleniyor, değil mi?

Bu tabloda tuhaflık oluşturan tek şey; Türkiye’nin Batılı ülkelerle aynı askerî şemsiyenin altında olmasını sağlayan, NATO üyeliği.

Kimi stratejistlere göre; Türkiye’yi hedefe koyan İsrail’in ve onun ipini salanların ilk planı, bu ortaklığı bozmak.

Ya NATO’yu (Trump’ın çıkma tehdidi gibi) toptan bitirecekler, yahut Türkiye’yi NATO’nun dışına atacaklar.

İşte son zamanlarda Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi üzerinden yürüttükleri planın özünde de bu var.

Adanın güneyine yaptıkları askerî yığınak yetmedi, ayrıca bölgeye o kadar çok Yahudi nüfus taşıdılar ki, artık Rumları ele geçirdikleri köylere sokmuyorlar… Filistin’deki gibi!

Bunca yığınak ve hazırlığın Kuzey Kıbrıs’ı işgal amaçlı yapıldığı, Türkiye buna müdahale edince Türk-Yunan savaşı çıkacağı, iki NATO müttefiki savaşınca birinin NATO’dan atılacağı, bunun da Türkiye olacağı yönündeki analizler, hiç de yabana atılır öngörüler değil.

Diyeceksiniz ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump’ın arası iyi değil miydi? O görevdeyken böyle bir savaş çıkabilir mi?

Haklısınız, ama bu savaş çıktığında Trump’ın ABD Başkanı olacağı ne belli?!

***

Trump’a kalsa, düşeceği durumu bilse, İran savaşına da girmezdi… Ama öyle mecbur bıraktılar ki, girdi. Şimdi bu işin içinden nasıl sıyrılacağını düşünüyor.

Muhtemel ki, bir çözüm üretemez, şartlar bu durumda kalırsa 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlerde partisi senatodaki çoğunluğu kaybedecek, kalan başkanlık döneminde topal ördeğe dönüşecek...

ABD kamuoyunda ‘Netanyahu’nun elinde rehin’ görünümü veren Trump’ın tek şansı, İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimler olabilir.

Şayet İran başarısızlığındaki bütün suçu Netanyahu’ya yıkar, Netanyahu da o seçimi kaybederse, belki…

Nitekim, İsrail’in eski Başbakanı Bennet ile ana muhalefet lideri Lapid’in seçime tek çatı altında gireceği, bu oluşumun Netanyahu’ya ihtiyaç kalmadan hükûmet kurabileceği belirtiliyor.

***

Neyse ne!..

Bunlar süre uzatır, vakit kazandırır, önemli olan işin varacağı nokta.

Asıl meselemiz nedir bölgede?

Doğu Akdeniz’deki zenginliğin paylaşımı, ticaret ve enerji yollarına kimin hâkim olacağı.

Yani, ABD’nin Venezuela’ya çökmesi, İran savaşına girmesindeki gibi, ana amaç ortada.

Trump sadece tuzağa düştü, Venezuela’daki gibi işin kolay olacağı kandırmacası neticesinde İran savaşına hesapsız girdi.

İstediğini alsa, gerisi umurunda olmazdı.

***

Bu kadarı onların derdi; bizim için önemli olan önümüze çıkan karanlık planları nasıl savuşturacağımız ve bölgede hakkımız olanı nasıl alacağımız.

Cumhurbaşkanımız işte bundan dolayı senelerdir İkinci Çanakkale Savaşı’ndan, istiklal mücadelesinden bahsetmekte.

Şükür ki, bir asır öncesindeki zaaflarımız yok.

Kim ne derse desin; Erdoğan, asrın lideri ve bugün ülkemizin en büyük şansı.

Onun sayesinde 20 yıldır geceli-gündüzlü çalışan savunma sanayiimizin geldiği noktayı SAHA 2026 Fuarı’nda bir kere daha gördük.

Geçen sene nükleerin bir altı kabul edilen termobarik GAZAP’ı ve 2 bin kilometre menzilli hipersonik CENK’i sahneye çıkaran Türkiye, şimdi de 6 bin kilometre menzilli kıtalar arası YILDIRIMHAN’la sürpriz yaptı.

Yanlış anlaşılmasın, burnumuzun dibindeki Atina ve Hatay’a 350 kilometre mesafedeki Tel Aviv için YILDIRIMHAN’a ihtiyaç yok.

İlk geliştirdiğimiz BORA bile 300 kilometre menzilin üzerinde zaten.

TAYFUN’un ilk versiyonu 800 kilometre üzeri menzile sahipti, ikincisi bin kilometrede başarıyla test edildi. Bugün söylenen rakam, 1500 kilometrenin üzerinde...

Rabbim muhtaç etmesin ama, daha bunlara varana kadar, Türkiye’de yerli ve millî neler var, neler…

YILDIRIMHAN için endişe edecekse, çok uzakta olduğunu düşünüp, İsrail’le burnumuzun dibine girmeye kalkışanlar etsin!

Geçen sene, tam da bu zamanlarda ne demişti Sayın Cumhurbaşkanımız;

“Çok uzun olmayan bir süreçte, hiç ama hiç kimsenin bize efelenemeyeceği bir savunma kapasitesine ulaşacağız.”

Ulaştık mı?

Ulaştık.

Önemli olan işte bu.

İsrail plan yapmış, Yunanistan’la, Hindistan’la ittifak kurmuş, 5 ila 8 yıl içinde Türkiye’ye saldıracakmış…

Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi; Biz hazır olduktan sonra, bunlar teneke tıngırtısı.

Yücel Koç'un önceki yazıları...