Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Yıldırımhan füzesi
0:00 0:00
1x
a- | +A

Sınâî inkılâbını vaktinde yakalayamamak bize bir imparatorluğu kaybettirdi. Bu yüzden son iki asrımız, emperyalistlerin vesayet dayatmalarını göğüslemekle geçti. Bugün geldiğimiz noktada savunma ve taarruz sanayiinde şükür secdesine varacak yüksek muvaffakiyetlere imza atmaktayız…

Bu iktidarın maddî kalkınmadaki en yüksek başarısı savunma sanayiidir. Şimdi zirve hizmetimizi, Yıldırımhan Füzemizle vermiş olduk. 6 bin km menzille ilk kıtalar arası balistik füzemizdir. Bu "Şâhî Füze"miz 16 metre uzunluktadır.

Savunma sanayiinde devlet kurumlarımızla şirketlerimiz yarış hâlindeler. Kısa aralıklarla SAHA’ya yeni bir eserimiz çıkmaktadır. İki yıl kadar evvel, o günkü genel müdür Sn. Temel Kotil, bizi TUSAŞ’ta ağırladığında yakından gördüğümüz KAAN ve diğer millî varlıklarımızla göğsümüz kabarmıştı.

Şimdi Yıldırımhan’la daha da ileriye gitmiş olmaktayız. Şüphesiz ki şu kaçınılmaz sualdir:

-Ne oldu ki Türkler, savunma ve savaş sanayiinde böylesi bir kalkınma sür’atini yakaladılar?

Bunun cevabı, gençlerimize hitap ettiğimiz o sözdür:

-Deden yaptı sen de yaparsın!

Bu ülke çocuklarının Tanzimat’tan beri kendilerine yüklenen aşağılık kompleksinden kurtarılarak şahsiyet ve kendine güven duygusuna kavuşturulmaları gerekirdi. Bugünkü iktidarın dile gelmeyen büyük hizmeti budur. Adnan Menderes’le kıpırdayan, Turgut Özal’la esmeye başlayan îmânına dayanma, tarihine yaslanma ve şahsiyetle doğrulma hâli, Recep Tayyip Erdoğan iktidarında güçlü bir rüzgâra dönüştü.

Bu kutlu rüzgâr, "Yıldırımhan"dan itibaren Allah’ın izniyle fırtınaya dönüşecektir. Yıldırım Bayezıd Han, bugün bizlere Niğbolu Kal’ası önünde gecenin karanlığında Kale Kumandanı Doğan Bey’e "yettim bre Doğan!" diye haykırması misali sanki mâverâdan, ötelerden "yettim bre evladlarım! Yettim! Yetti bu mezâlim, silkinin ve ne olduğunuzu hatırlayın!" der gibidir…

Savunma sanayiimiz, 2071 Cihan Devleti Kızılelma aşkımıza azimle devam ettiği içindir ki katil İsrail, Batılı başkentlere dönerek "durdurun şu Türkiye’yi" diye yalvarıyor. Korkunun ecele faydası yoktur. Yiğid, düştüğü yerden ayağa kalkacaktır. Mehmetçik, bir gün Kudüs’e girecek ve ilk halkasını Filistin Cephesinin son halkasını Gazze’nin teşkil ettiği bir buçuk asırlık ihanet ve vahşetin hesabını soracaktır…

Yıldırımhan Kıtalararası Füzemiz, bu denli kıymetlidir. Emeği geçen, alın ve akıl teri döken herkesi en kalbî hislerimizle tebrik ediyoruz. Bu silah, roket, tank ve füzeleri… îmâl edenlerin dedesi Fatih, Şarkî Roma muhasarasında bir taraftan Konstantiniyye’ye yüklenirken bir taraftan yeni silahlar için kafa yoruyordu. Geri tepmesiz toplar, genç Padişahın İstanbul’un fethindeki buluşudur.

Bu makaleyi burada noktalayabiliriz…

Ancak, burada susar ve söylenmesi gerekeni dile getirmez isek yarın Yıldırım Bayezıd Han’ın yüzüne bakamayız. Elimizdeki kaleme kötülük yapmış oluruz. Bahsettiğimiz füze, anlatmaya çalıştığımızdan da kıymetlidir. Bir istiklâl ve istikbâl teminatımızdır:

Ama…

Bu eserde göze batan bir hata gördük. Kim düşündüyse teşekkür ederiz. "Sultanın şefaatine nâil olsun" diye dua ederiz. Yıldırım Bayezıd Han’ın tuğrası, füzemize nakşedilmiş. Ne var ki tuğra, yani Sultanın imzası füzenin en görünen yeri olan kartal burnu tarafına değil, pek de görünür olmayan yan tarafa yazılmış.

Böylesi bir hata olmamalıydı!

Yıldırımhan Füzemizin burun kısmında "Kemal Atatürk" imzası yer alıyor. Bu imzanın bir Ermeni ressamın eseri olması, ismin "kemal" değil "kamal" olduğu gibi konulara temas etmeyeceğiz. Şu var ki ilk reis-i cumhurun adı, birkaç üniversiteye verilmiştir. Ülke sathında yüzlerce cadde ve meydan ismini taşımaktadır. Dünyada en fazla büst ve heykeli yapılan siyâsîlerden biridir. 1943’lerden itibaren TDK Lügatinde "Kemalizm" maddesinin karşısında "Türk’ün dini" yazmaya başladı. 1951’de "Atatürk’ü koruma kanunu" yapıldı. Bu yasayı, DP çıkarttı. Başvekil Adnan Menderes, gelmekte olan bir oyunu bozmak için buna mecbur kalmıştı. Bugün CHP’ye düşen söz konusu yasanın yürürlükten kaldırılması için Meclis’e kanun teklifi vermektir. Çünkü; fanatikleri, "Kamal Atatürk"e ilâhlık yakıştırmaya kadar her mübalağalı bağlılığı göstermiş, bâzı sevmeyenleri de en ağır sözlerle nefretlerini dile getirmişlerdir. O kadar ki 5816 Sayılı Kanun, mer’iyyetten kaldırılsa övenler de sövenler de daha fazla bir söz söyleyemezler. Herkes, diyeceğini demiştir. Bir memlekette bir kimse sadece methedilebiliyor fakat en tarafsız tenkîdler dahi yapılamıyorsa orada fikir hürriyetinden bahsedilemez. Bir insan, "Fatih’in Türbesi olsa olsa 50 m2’dir. Fakat anıtkabrin yalnızca mezar ve ilgili müştemilatı 120 bin m2’dir. Bunun makul bir tarafı olabilir mi?" dese savcı, o vatandaşı, mevzuata göre mahkemeye celp edebilir. Dün yaka-paça derdest ederlerdi:

"e-Devlet" uygulamasına girince insanın karşısına hemen fotoğrafıyla beraber "atam" diye bir kelime gelmekte. Bu bir yanlıştı. Yıldırımhan Füzesindeki aşırılık da aynı şekilde yanlış olmuştur.

Söz, malum ve meşhurdur:

-Bir şey haddini aşarsa; zıddına inkılâb eder!

Bütün samimiyetimizle söylüyoruz:

Bugün, Atatürk’e en büyük zararı müfrit Atatürkçüler vermekteler. Bırakalım tarihî kişileri, namuslu tarihçiler, nabza göre şerbet vermeden, çekinmeden, dürüstçe yazıp konuşsunlar…

Mühür:

Eleştiri, dalkavukluktan yeğdir!

Rahim Er'in önceki yazıları...