Yarım asırlık fikir, kalem ve kelâm hayatımızda ele aldığımız olmazsa olmaz 10 temel mes’elemiz varsa onların en mühimlerinden biri de ailedir.
Çocuğa, gence, eğitim süresine, aileye, evliliğe, millî harsa, Türkçeye, büyük ve şahsiyetli devlet hedefine, din, millet, adalet, yerli hukuk, tarih, irfan… idrak ve şuuruna kadar yarım asır içinde kaleme aldığımız tahlil, tenkid ve tekliflerimizin şahidi şu sütunlar ve konuştuğumuz ekran, video ve mikrofonlardır. Bunların ve daha nicesinin her birine dair verdiğimiz fikir mahsulleri, ayrı ayrı kitap hacmindedir. İlgili Bakanlığa, Hükûmete ve Devlete gönüllü müşavirlik sayılması mümkün bu kafa ve gönül yormalarımızın arşivlerde keşfi beklemeleri, şüphesiz ki düşünce hayatımız için zaman kaybıdır. Bu noktada fakültelerimize de büyük mes’uliyet düşmektedir. Fikirlerimize dair başlayan doktora çalışmalarının çoğalması milletimize, dahası insanlığa hizmet olacaktır…
Daha ’90’ların başında vesilesi olduğu için eğitimde süre meselesini yazıyorduk.
Şunu demiştik:
-Bugünkü eğitimde insanın yarıya yakın ömrü tahsille geçmekte… Hâlbuki, insan ömrü bin yıl değildir ki 30-35 yılı eğitime adansın… Tahsil hayatının kısalması şarttır.
Çâre olarak şunu teklif ediyorduk:
-İlkokullar, 4 yıl olabilir. Ortaokul ve liseler de birleştirilerek 4 yıl yapılabilir. Üniversitelerde fakültelerin hiçbiri de 4 yıldan fazla olmadığı takdirde bir gence, bir fakülte hayatı kadar zaman kazandırılır…
O aralar zorunlu olan, 5 yıllık ilkokul eğitimiydi. Bir süre sonra bu sürenin 8 yıla çıkarılarak ortaokulun da mecburiyete dâhil edilmesi öne sürülmeye başlandı. Ardından 11 yıl teklifi geldi. Sürenin uzamasını sosyal demokrat hükûmetler gündeme taşımıştı. Muhafazakâr hükûmetler, 11 yılı tercih ve müdafaa ettiler. Yetki sahibi olunca da sonra 12 yıl yaptılar...
Bugün varılan noktada mevcut sistemden çıkışın çâreleri aranmakta. Sosyal demokrat politikanın mecburi eğitimi, 5 yıldan 8 yıla çıkarma ısrarındaki sebep kız çocuklarıydı. Bazı aileler, ilkokuldan sonra kızlarını kendileri yetiştiriyorlardı. Yapılacak düzenlemeyle bunun yolu kesilecekti. Oysa ABD’de aile, Eğitim Bakanlığına müracaat ederek evladlarına resmî eğitim aldırmayacağını beyan edip devletin öğretilmesini istediği müfredatı kendisinin vereceğini taahhüt edebilmekte. Devlet, bu beyanı kabul ediyor. Çocuk, eğitim sonunda imtihana alınarak soruları yapabildiği takdirde sınıf geçip nihâyetinde mezun olmaktadır. Bu bir bakıma bizdeki açık öğretim gibidir. Eğitimde uzun mecburi süre yoluna girilmesi Tek Parti Zihniyetinin dayatmacı ideolojisinden olmuştu. Öyle bir başlangıç, bugünkü içinden çıkılmaz yapıya yol açtı...
Keza geçmiş yıllardaki yazılarımızda, ekran konuşmalarımızda aileye dair birçok tezimizin yanı sıra gençlerin evlenmeye özendirilmeleri, onlara evlilik yardımı yapılmasını da teklif etmiştik.
Şunu diyorduk:
Uzun tahsil yılları, üstüne master ve doktora çalışmaları, bir genci, orta yaşa kadar meşgul etmektedir. Böylece evlilik, bir hayli gecikiyor. Hâlbuki bugün, devlet olarak şöyle bir tehlikeyle karşı karşıyayız:
-Geç evlenme,
-Erken boşanma,
-Tek çocuk,
İstikbalimiz için tehdit sebebidir. Bu gidişle nüfusumuz geriler. Nüfusu az olan hiçbir millet, büyük devlet olamaz. Endonezya, Brezilya, Hindistan, Çin mevcut nüfuslarıyla her hâlükârda büyük devletlerdir. İsrail ise teknolojide hangi çapta olursa olsun 7-8 milyon nüfusla küçük kalmaya mahkûmdur.
Büyük devlet olmak; büyük aile, büyük nüfus, büyük toprak, güçlü maarif, seçkin fikir insanları ve güçlü maliye ile mümkündür… Osmanlı Devlet varlığımız, bunun isbatıdır!
Biz, yıllar içinde fikir teri olarak tekrar ve tekrar bunları ve daha fazlasını yazdık ama aksi yaşanır oldu. Evlenmenin yerini “düzeyli beraberlik” diye gayrimeşru hayatlar aldı. O geniş ve sağlam aileler, küçüldükçe küçüldü. Varılan dönemde sadece erkek evlatlar değil, kız evlatlar da ailelerinden koparak 1+1’lerinde tek başına yaşar oldular. Bugün çekirdek aile, millet hayatımız için büyük tehlikedir. Bu akımdan ziyan görmeyen aile sayısı giderek azalıyor. Günümüzde aile ya çöküyor veya çözülüyor. Mahkemeler, tıklım tıklım. Tarihimizin hiçbir vaktinde böyle bir boşanma tufanı yaşanmamıştır. İşte buyurunuz laik, çağdaş uygarlık hayatı!
Akrabalıksa giderek tükenmekte. Diğer taraftan mahalle hayatı bitti. Siteler, mahalle değildir. Gençlerdeki isyan tavırlı “kendi ayaklarım üstünde duracağım!” ölçüsüzlüğü, onlara kendi ayağına sıkmaya eş ziyan verdi ve veriyor.
Aile, anne-baba ve bir veya iki çocuk bencilliğinden ibaret değildir. Aile, bunlarla beraber en azından büyük anne, büyük baba, hala, teyze, dayı amcadır. Hakikat asırlardan beri böyledir ama bu manzara, mâzi oldu. Uyuşturucu felaketleri, moda çılgınlıkları bir yana bayramlar, ticarî sömürü vesilesi yapılarak mânevî ikliminden çıkarılarak tatile döndürüldü. Aile büyükleri, artık bayramlarda bile ziyaret edilmiyor. Bugün bâzı yakın akrabalar, sokakta karşılaşsalar birbirlerini tanımayacak kadar yabancılaşmış durumdalar.
Bu saydıklarımız, felâket değilse felâket nedir? Şunu bilhassa ifade etme borcundayız:
-Aileyi kurtarmak, savunma sanayiini inşa etmekten çok daha mühimdir…
Aileyi kurtarmak, çocuğu, genci, kadını, tahsili, akrabalığı, mahalleyi… yerli yerine oturtmakla mümkün olur. Aile, diziler, kadın programları, reklamlar, moda, sosyal medya saldırganlık ve savurganlığının terbiye ve tertip altına alınmasıyla kendi mecraına dönebilir. Geleceğin annesi kızlarımız merkezli olarak her zaman söylediğimizi bir kere daha tekrar edeceğiz:
-Çocuğu yetiştiren annedir!
Anne, kaybedilirse vatan kaybedilir!
…..
Türkiye gazetesi, 2001'den günümüze dek olan yazılarımızı, www.turkiyegazetesi.com.tr web sitesine yüklemiştir. Onlara buradan ulaşılması mümkündür. Tahmin ederiz 1976-2000 arasındaki kalem mahsullerimiz de derlenir.

