Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Kuzgun
0:00 0:00
1x
a- | +A

SUMUD uluslararası yardım filosu, insanlığın vicdanı, Sumud aktivistleri, dünyanın yüz akıdır. Bir kısım Müslümanlar bile Siyonistlerin Gazze’de yaptığı soykırım, dehşet ve vahşeti ekranlardan seyrederken değişik ülkelere mensup bu merhamet ve cesaret temsilcileri, 2025 Temmuz’unda olduğu gibi 2026 Nisan’ında da yardımın akla gelebilen her çeşidine muhtaç Gazzeli bebek, çocuk, kadın, yaşlı, dul, kimsesizlere destek için gemilerle filo teşkil edip Filistin’e doğru Akdeniz’in sularına açıldılar…

Bir hukukçu olarak şu hukukî durumu bilhassa ifade etmeliyiz:

-BM’ye üye olan devlet sayısı 193’tür.

-Filistin, 157 devlet tarafından tanınmaktadır.

-Filistin Devleti, Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın faaliyetlerinde Gözlemci Üye sıfatıyla yer almaktadır…

Şu hâlde Filistin, müstakil bir devlettir. Nüfusu, toprağı, bayrağı, başkenti, marşı, Hükûmet ve Meclisi mevcuttur.

Ne var ki işgalci İsrail, Filistin’in ülke bütünlüğünü bir kuzgun gibi kemire kemire delik-deşik etmiştir. Bu yüzden Gazze, ana gövdeden uzaktadır. Buna rağmen Filistin mücahidleri, bir asırdır vatanları için dur-durak bilmeden mücadele içindeler. Bu şanlı mücadele son senelerde daha da bilenmiş olarak devam ediyor.

Dünyanın şahid olduğu son Filistin-İsrail Savaşı 7 Ekim 2023’te patlak verdi ve devam ediyor. Çünkü ortada sahte bir ateşkes var. İsrail, Gazze ve Batı Şeria’ya öteden beri zulmediyor. Kassam Tugayları, 7 Ekim akşamı düşman tarafında bir boşluk yakalayınca bu fırsatı kaçırmayarak Siyonistlere taarruz ettiler. Böylece, MOSSAD efsanesi, Demir Kubbe kurgusu, İsrail’in yenilemeyeceği yalanı çökertildi.

7 Ekim 2023, İlk Filistin-İsrail Harbi değildir. 1917’den, 1948’den, 1967’den, 1987’den, 2000’den, 2008’den beri süren bir savaşlar silsilesinin devamıdır.

Bilindiği üzre İsrail’le Filistin arasında kıyas kabul etmez bir kuvvet farkı vardır. Neredeyse bütün haçlı âlemi, İsrail’in arkasındadır. Dünya Yahudi sermayesi, İsrail’in arkasındadır. Evanjelistler, İsrail’in arkasındadır. Hatta bâzı sözde İslam ülkeleri de İsrail’in arkasındadır. İsrail, savaş sanayiinde teknolojik gelişmişliğine sahiptir. Filistin Millî Kuvvetleri ise gönüllülerin desteği ile varoluş mücadelesi vermekteler. Bu aşırı kuvvet ve destek farkından dolayıdır İsrail, daha evvelki çatışmalarda yaptığı mezalimi katbekat çoğaltarak Gazze’yi bombalarla yıkıp enkaza döndürdü, 100 bin insanı katletti, 100 bin insanı sakat bıraktı. Bu arada dünyanın, Gazze soykırımına yönelmiş dikkatini başka taraflara çevirmek için ABD’yi zorlayarak İran’a saldırı düzenledikleri gibi, "Lübnan’ı da Gazze yapacağım!" diyerek bu sahipsiz memlekete de bombalar yağdırmaya başladı. Bazı Lübnan şehirleri de enkaz yığını oldu. Dünya basını ve kanaat önderleri, şimdi artık İran ve Lübnan’ı konuşuyorlardı. Gazze, sanki unutulmuştu!

Son SUMUD sivil toplum eylemi, işte bu sebeple tertiplendi. Gazze aynı yalnızlık, kimsesizlik, imkânsızlık ve açlık içindeydi. Barınacak ev yoktu, doyulacak imâret yoktu, eğitim alınacak mektep yoktu, tedâvi olunacak hastane yoktu, ibâdet edilecek câmi yoktu, alışveriş yapılacak çarşı yoktu, ihtiyacı karşılayacak para yoktu… Gazze, tarlaya dönüşüyordu.

Bu gidişata mâni olmak şarttı. SUMUD filosunu teşkil eden aktivistler, işte bu sebeplerle bir araya gelip denize açıldılar. Gemilerinde de üstlerinde de bir çakı bile taşımıyorlardı. Gayeleri, yokluk-yoksulluk içindeki Gazzelilere çocuk maması gibi zarurî ihtiyaç maddelerini götürmekti. Gerçek bundan ibaretken İsrail, bu defa da SUMUD gemilerine saldırdı. Hâlbuki onlar, beynelmilel sulardaydı. İsrail, korsanlığını, sahillerinden 600 mil ötede icra etmeye başlayarak SUMUD aktivistlerini tâciz edip kaçırdı. 175 aktivistin içinde 90 milyonu temsilen 20 de Türk vatandaşı bulunuyordu. Siyonist Terör Örgütü, geçen senenin aksine el koyduğu yardım gemilerini, kendi limanlarına getirmedi. Girit adasına götürdü. Bu kararın sebebi, Türkiye’dir. Olay üzerine Türkiye, çok sert tepki göstererek vatandaşlarının serbest bırakılmalarını istedi. Haydut taraf, sadece Türk vatandaşlarını serbest bıraksaydı bu durumu diğer ülkelere izah edemeyeceğini düşünerek gemileri, zorla üçüncü bir toprağa götürdü...

İsrail, bu son suçundan dolayı da mutlaka lâyık olduğu cezayı almalıdır. Yalnızca Siyonist İsrail değil, ona yardım eden her devlet ve şahıs da yargılanıp cezalandırılmalıdır.

Şöyle ki:

Yukarıda açıkladığımız gibi Filistin, tanınan bir devlettir. Akdeniz’de karasuları vardır. Gazze, bu devletin bir şehridir. SUMUD filosunun rotası İsrail değildi. Gazze kıyılarına ulaşıp taşıdıkları yardımları teslim edeceklerdi. Engellenen, işte bu hayr, iyilik, vicdan hareketidir. Engellenen, bebeğin biberona, yaşlının ilaca kavuşmasıdır…

Asla unutulmamalı ki İsrail için "Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Krallığı"nı kurmak, kendi eskimiş ve değiştirilmiş şeriatının güyâ ilâhî bir emridir. Aslı, terör örgütü olan bu pervasız yapının, bugünkü yakın hedefleri Filistin ve Lübnan’dır. Orta hedefi Suriye’dir. Esas hedef ise Anadolu’dur. "İsrail en çok hangi devletten korkuyor?" şeklindeki anketlerde Türkiye’nin en sonda gösterilmesi, bir Siyonist taktiğidir. Zalim İsrail, en çok Türkiye’den korkmaktadır. Atalar, boşa konuşmamışlar: "Yılanın başı, küçükken ezilmezse bir gün sokar!"

Türkiye, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’nin yanındadır. Buna rağmen; SUMUD filosundan 20 vatandaşımız kaçırılıp götürüldüyse arzu edilen caydırıcılığı tesis edememişiz demektir. Aklımızdan çıkamaz! İsrail şakîliği, 2026 Ramazan ayında Mescid-i Aksa’yı Müslümanlardan, Ezan ve Kur’ândan; Müslümanları da ilk kıblelerinden mahrum bıraktı!..

O hâlde:

Siyâsi, askerî, istihbarat, diplomatik, ekonomik, ticarî… akla gelebilen her sahada verdiğimiz her ne mücadele varsa onları katbekat çoğaltmamız şarttır.

Dünya, kuzgun siyonistlere dar olmalı!

Devlet, böyle zamanlar için vardır!

AB’yi zorlamalı, NATO’yu sarsmalı, İİT’yi uyandırmalı, Arap Ligini rahatsız etmeli, TDT’yi tabela kuruluş olma tehlikesinden kurtarmalıyız.

Bu kurumlar, bugün bir işe yaramayacaklarsa ne zaman, neye faydaları olacaktır? Siyonist zorbalığa dersi verilmediği takdirde Terörsüz Türkiye gecikir, bölge huzura hasret kalır. Zafer, "ama", "fakat", "lâkin" denmesini sevmez!..

Rahim Er'in önceki yazıları...