Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Polis
0:00 0:00
1x
a- | +A

Tokat otobüsündeydim. İstanbul’dan Tokat’a yani…
10 numaralı koltukta ve koridor tarafında oturuyordum. Yanıma düşen yolcu ise hırpani görünümlü bir gariban, lise çağında bir gençti. Cam kenarındaydı.
Akşamüzeri 18.30 civarına Fatih Köprüsünü geçmiştik.

***
Yolculuk uzun olunca, yanınıza dünyanın en nefret edilen ismi Netanyahu bile düşse, mecburen tanışıp konuşuyorsunuz.
- Tokatlı mısın, diye sordum.
- Evet... Annem orada… Bakayım, bulabilirsem onu görmek istiyorum.
- Bulabilirsem ne demek? Adresi belli değil mi?
Sağ elini boşlukta salladı:
- Boş ver, uzun hikâye.
***
Hayatımda tek bir şeyle övünebilirim. Öğrencilerimin beni çok sevmesi ile...
Yanımdaki Cihan da öğrenci olduğu için, onu çözmek zor olmadı.
Anne ile baba ayrılınca, daha çocukken âdeta ortada kalmış. Baba başka yere tayin olmuş, anne oğlunu bırakmak istememiş. Bir süre fakirliğe direnmişler, anne geçici işlerde çalışmış ama... Bu ağır hayat, kadını evlenmeye zorlamış.
Gerisi bildik hikâye... Çocuk üvey baba ile sık sık tartışır olmuş.
***

Polis
Başlık ResmiPolis


- Annem beni yetiştirme yurduna verdi. Büyüdükçe İstanbul’a gitme arzum arttı. Bir gün kurumun avukatına sordum. Bir nakil genelgesinden bahsetti. Okul ve sağlık durumları sebebiyle nakil yapılabiliyormuş. (09 Nisan 2001 tarih ve 2001/10 sıra nolu genelgeden bahsediyor.) Gerçekten de okul nakli ile İstanbul’a geldim. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı Fatih Çocuk Esirgeme Kurumuna yerleştim. Orada büyüdüm. Kısmetse bir buçuk senem kaldı hocam.
- On sekiz yaşına kadar mı kalabiliyorsun yurtta?
- O yaşa kadar mecburi ama aslında eğitim hayatı devam edenler için ortaöğretimde 20, yükseköğretimde 25 yaşına kadar izin var. Ama ben on sekizden sonra kendi hayatımı kuracağım hocam.
***
Hendek’e yaklaşırken gece olmuştu.
Otobüs hemen şehrin girişinde durdu. Uyumayanlar merakla kafasını sağa sola çevirdi. Çay ve ihtiyaç molası olmalıydı.
Hayır, öyle değilmiş. Bir polis ön kapıdan otobüse girdi.
Polis kardeşlerimize minnet borçluyuz ama insan karşısında pat diye polis görünce biraz tedirgin oluyor, yalan yok.
- Kimlikleri çıkaralım, buyurdu.
Herkes düzensiz bir şekilde hareketlendi. Kimi üst bagaja uzandı, kimi ceketinin cebinde kimlik aradı.
Polis ön sıradan başlayarak arkaya doğru ilerledi.
Bizim hizamıza gelince elimdeki kimliği uzattım, bir cihaza tarattı, geri verdi.
Yanımdaki çocuk kimlik yerine bir izin kâğıdı uzattı polise.
Polis çatık kaşla onu da taradı. Çocuğa ürkütücü bir ciddiyetle bir süre baktı. Sonra:
- Sen gel benimle aşağı, dedi.
- Tamam, dedi çocuk korku ile.
Polis bir iki adım atıp tekrar döndü:
- Eşyalarını da al.
Merakla ayağa kalktım. Önde polis, arkada Cihan, otobüsten aşağı indi. Polis başını sağ omzundan geri çevirdi, şoföre:
- Sen devam et, dedi.
Resmen ödüm koptu. Gece yarısı nereye götürüyordu gariban çocuğu?
***
İyi ki Cihan’ın telefon numarasını almıştım.
Tokat’ta annemin evinden varır varmaz aradım.
“Alo” diye telefonu açmasına sevindim. Şöyle dedi:
- Hocam, babamın polis olduğunu hayal meyal hatırlıyordum ama Hendek’te çalıştığını bilmiyordum.