İBB eski Başkanı Ekrem İmamoğlu ve 414 sanıklı dava, birinci gününde olduğu gibi, 31. gününde de olaylı devam etti ve tabiatıyla ertelendi… Sanık ve avukatları her fırsatta mahkeme heyetinin sinir uçlarıyla oynuyor!..
“Komutan bey, komutan bey! Ben buradayım. Gel beni indir. Komutan bey, komutan bey! Ben buradayım yaka paça beni indir. Tamam mı? Aileler varsa var…” Bu sözler, İstanbul 40. Ağır Ceza mahkemesi duruşma salonunda, sanık Ekrem İmamoğlu’nun jandarma personeline yönelik lafları. Mahkeme Başkanının, salonun boşaltılmasına dair talimatını uygulayan Jandarma personeli; sanıklara zorluk çıkarmadan alanı boşaltmaları uyarısında bulunurken, İmamoğlu yukarıda bir kısmını aktardığımız cümleleri sarf ediyor. Burada İmamoğlu, kendince bir algı oluşturuyor ve ilk gündeki gibi yine tribünlere oynuyor… İmamoğlu’nun ‘suç örgütü yöneticisi’ olarak yargılandığı 414 sanıklı dava, mahiyeti icabı sıkıntılı başlamıştı. Bu kadar kalabalık sanık ve davayı siyasileştirme çabaları birbirine eklenince, yargılamanın normal seyrinde yürümesi zorlaşıyor. Davanın birinci gününde olduğu gibi, 31. günkü duruşma da olaylı başladı ve tabiatıyla yargılama yarına ertelendi… Mahkeme salonu elbette eylem alanı değildir!.. Şüpheli veya sanıklar, yargılama usul hükümleri çerçevesinde mahkeme heyetiyle diyaloga girebilir. İtiraz ve savuma mahiyetinde düşüncelerini ifade eder. Ama bunu yapmayıp, doğrudan mahkeme heyetinin sinir uçlarıyla oynama yoluna gidilirse, orada intizamlı bir yargılamadan bahsetmek zorlaşır. Haberlerde aktarılan bilgilere bakılırsa, daha duruşmanın başında, sanki bazı sanık avukatları olay çıkarmak için hazırlıklı gelmişler… Tutukluluk incelemesi yapılması için sözlü talepte bulunan avukatlar, Mahkeme Başkanının “Talebinizi yazılı olarak veriniz…” cevabı karşısında, işi başka bir mecraya döküyor. Sanık Fatih Keleş’in avukatı doğrudan Mahkeme Başkanına şunu söylüyor: “Talimatla mı iş yapıyorsunuz?” Hani derler ya; “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı…” Mahkeme Başkanına bu ithamda bulunan avukat, belli ki çok farklı maksatlara binaen hareket ediyor...
Evet, bahse konu dava, ilk gününden beri çeşitli provokasyonlara sahne oluyor. Kimi zaman sanıklar, kimi zaman sanık yakınları, kimi zaman da avukatlar ve siyasetçiler rol üstleniyor… Hatırlayınız, Ekrem İmamoğlu mahkemeye çıkarıldığı ilk gün ne istemişti? Salona yönelik bir selamlama konuşması yapma talebinde bulunmuştu!.. Mahkeme salonunun ne manaya geldiğini İmamoğlu bilmeyecek kadar cahil olamaz! Çünkü en gabi vatandaş dahi, mahkemede nasıl davranılacağını üç aşağı beş yukarı bilir… Fakat meselenin derin tarafı var. Kendisine yönelik adli bir sürecin muhakkak vuku bulacağını bildiği için, el çabukluğuyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olma payesine uzanmıştı. Dikkat buyurunuz; cumhurbaşkanı adayı olmanın bir prosedürü, bir zaman ve zemini vardır. En azından seçim takviminin belli olduğu ve bütün partilerin aday belirleme noktasında faaliyete geçtiği bir zaman zarfı vardır… Seçimlere üç yıldan fazla bir vakit varken, bu pürtelaş aday gösterme teşebbüsünün altında neler yatıyordu acaba? İşte o adaylığın temelinde yatan saikler, daha ilk duruşmada açığa çıktı. Mahkeme salonunda, kendi taraftarlarına dönük nutuk atma talebi!
İmamoğlu başından beri bir hedef kovalıyor… Dünkü duruşmada da bu hedefin kovalanması söz konusu. Mahkeme salonuna girerken içerideki diğer sanıkların ayağa kalkması vs. hep aynı oyunun parçası. Avukatlar da mahkeme heyetiyle normal olmayan bir diyaloğa girişiyor. Mahkeme başkanı heyete yapılan saygısızlığı karşılıksız bırakmamak için salonu boşaltma talimatı veriyor. “Suç örgütü lideri” olarak yargılanan İmamoğlu hemen öne atılıyor. Önce beni yaka paça indirin diyor. Bunu söylemeden evvel başka şeyler de söylüyor. Mesela mahkeme heyetine şunları söylüyor: “Biz pinpon topu muyuz ki götürüp getiriyorsunuz… Ben bir yere gitmiyorum. Önce yaka paça beni indirin. Haydi kullanınız yetkinizi.” Bütün bu çıkışların asıl sebebini yukarıda belirttik. İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu da mahkemenin çalışma düzenine müdahale noktasında rol alıyor… Şunları söylüyor mesela: “Nereyi boşaltıyorsunuz ya, nereyi? Hepimizi kolumuzdan tutun atın o zaman…”
Bütün bunlar bir şeyi net olarak ortaya koyuyor. Mahkemeye karşı organize bir tavır var. Yani her seferinde duruşmanın seyrini akamete uğratmak… Bunun için her türlü disiplinsizlik ve taşkınlığı yapıyorlar. Fatih Keleş’in avukatı mahkeme başkanına doğrudan saygısız ifadeler kullanıp duruşmayı sabote etmeye çalışıyor. Hâkim de tabii olarak şu karşılığı veriyor: “Bu üslupla size söz hakkı vermem. Talepte de bulundurmam…” Taşkınlık sona ermeyince mahkeme başkanı duruşmayı bir sonraki güne erteliyor. Hâl böyle iken, Ekrem İmamoğlu kendince ithamlarda bulunuyor. Şunu diyor: “Ne yazık ki, yargı heyeti yargılama yapmak istemiyor. Bugün yaptığı şey yargılama yapmak istememektir. Mahkeme algı yönetmek istiyor. Biz mücadelemize devam ediyoruz. Hepinizi çok seviyorum…” Tribünlere oynamak daha başka nasıl olabilir? Mahkeme heyeti, tutukluluk durumu incelemesi için, yapılan talebi yazılı olarak istiyor. Sanık sayısı kalabalık olduğu için, sözlü taleple sağlıklı şekilde ilerlemenin mümkün olmadığını belirtiyor. Ancak avukatlar aynı şeyi istemekte ısrarlı. Bunun üzerine hâkim; “Ne yapmak istediğinizi biliyorum ve buna müsaade etmeyeceğim…” diyor. Evet, yukarıda da dile getirdiğimiz üzere, mahkeme salonu eylem alanı değil. Ve “Usul esasa takaddüm eder” kaidesi icabı, yargılama usulü davanın kendisinden önce gelir. Yani İmamoğlu’nun “Yargı heyeti yargılama yapmak istemiyor…” şeklindeki iddiası havada kalıyor...
Adaletin tecellisini bekleyenler, her şeyden önce mahkemenin işleyiş kurallarına saygı göstermelidir. Nokta!

