Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Yeşil sahada kardeşliğin inşası
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türkiye, tarihsel bir eşikte dururken, siyasetin en üst perdesinden yükselen kardeşlik çağrıları toplumsal bir yankı buluyor. MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin, Amedspor’un Süper Lig’e yükselişini kutlayan ve bu başarıyı "Türkiye’nin huzur, birlik ve dayanışma iklimine katkı" olarak niteleyen açıklaması, sadece bir tebrik mesajı değildir. Bu, sporun birleştirici rolünü gören, terörsüz bir Türkiye idealinin sahadaki karşılığını okuyan çok boyutlu bir vizyondur.

Futbol, hiçbir zaman sadece futbol değildir. O meşin yuvarlak, bazen binlerce konferansın, yüzlerce diplomatik girişimin yapamadığını yapar; kırgınlıkları onarır, mesafeleri siler ve kalpleri aynı ritimde çarptırır.

Türk spor tarihine baktığımızda, sporun toplumsal yaraları sarmadaki rolü binlerce yıl öncesine dayanır. Onuncu yüzyılda, bozkırın ortasında Hun Türkleri, büyük kayıplar yaşadıklarında veya toplumsal bir yas süreci geçirdiklerinde dev güreş müsabakaları düzenlerlerdi. Bu, ilk bakışta sadece bir eğlence gibi görünse de aslında derin bir toplumsal bütünleşme tesis ediyordu.

Amaç; toplumun üzerindeki yılgınlığı atmak, yasın oluşturduğu durağanlığı fiziksel bir enerjiyle dağıtmak ve biz buradayız, ayaktayız mesajını kolektif bilinçaltına kazımaktı. Yani spor, kadim Türk geleneğinde toplumun öz güvenini tazelemek için kullanılan en etkili rehabilitasyon aracıydı.

Aynı ruhu Antik Yunan’da da görürüz. Oyunlar süresince o coğrafyada barış oluyor ve bu barışa elini her şeyden uzak tutmak anlamında olan Ekecheiria deniyordu. İnsanoğlu, şiddeti ve rekabeti sahanın içine hapsederek, dışarıda barışı tesis etmeyi binlerce yıl önce keşfetmişti... Bugün Diyarbakır ve Amedspor üzerinden konuşulan mesele, işte bu kadim modern bir izdüşümüdür...

Kabul etmek gerekir ki; terör ve onun sinsi siyaseti, yıllarca bölgedeki vatandaşlarımızı, özellikle de gençlerimizi belirli bir ideolojik darboğaza mobilize etmeye çalıştı.

Terör, doğası gereği durağanlık, korku ve karanlık ister. Spor ise dinamizmdir, ışıktır ve hayata bağlılıktır.

Şunun altını net çizmek gerekir; tarihimizde Türk ve Kürt arasında bir kavga hiç olmamış; sadece terörün, Kürt kimliği üzerinden aramıza nifak sokmaya çalıştığı bir istismar süreci yaşanmıştır...

Terörsüz Türkiye vizyonu, işte bu istismar kapılarını tamamen kapatmayı hedefler. Spor, bu noktada gençliğin enerjisini yanlış mecralardan alıp yeşil sahanın disiplinine kanalize eden en büyük güçtür.

Amedspor’un Süper Lig’deki varlığı, bu kucaklaşmanın bir sembolü olabilir... Fakat bu sembolün toplumsal hafızada kalıcı bir sevgiye dönüşmesi; kulübün, taraftarın ve yönetimin bu yeni dönemi ne kadar güçlü kucaklayacağıyla ilgilidir.

Zira sporun doğasında bölmek değil, birleştirmek; bağırmak değil, ortak bir ritimle şarkı söylemek vardır.

Amedspor’un Süper Lig’deki varlığı, Türkiye’nin zengin kültürel sesinin en gür ve en samimi yankılarından biri olduğu sürece, gerçek değerini bulmaya devam edecektir.

Bu vitrin, geçmişin tüm ön yargılarını bir kenara bırakıp, sadece futbolun zarafeti ve Türkiye’nin ortak geleceği için ter dökme yeridir.

Diyarbakır, sadece surlarıyla, ciğeriyle değil; sanatı ve sporuyla da anılmayı hak eden, bu ülkenin göz bebeği şehirlerimizden biridir...

Futbolun kitleleri mobilize etme gücü, bu kez yıkmak için değil, inşa etmek için devrede... Gençlerin yeşil sahaya ve fair-play ruhuna kanalize etmek; toplumsal birliğin en sağlam temel taşı olacaktır.

Sosyolojik açıdan taraftarlık, bireye biz duygusu verir. Bir gol atıldığında tribünde birbirine sarılan iki yabancı, o an için etnik kökenini, siyasi görüşünü veya geçmişteki kırgınlıklarını unutur.

Bu anlık bütünleşme, zamanla toplumsal bir mutabakat zeminine dönüşebilir. Amedspor’un İstanbul’da, İzmir’de, Trabzon’da veya Ankara’da sahaya çıkması; Türkiye’nin her renginin birbiriyle temas etmesi demektir. Bu temas, ön yargıları yıkar, korkuları bitirir.

Sayın Bahçeli’nin vurguladığı kardeşlik hukuku ve sporcu ahlakı, aslında Türk-Kürt kardeşliğinin en saf, en siyasetüstü hâlidir....

Terörün kirlettiği her alanın, sporun disiplini ve sanatın zarafetiyle temizlenmesi mümkündür. Diyarbakır’ın gençleri artık terörün ideolojik sloganlarla değil, takımlarının marşlarıyla sokakları şenlendirmelidir.

Geçmişte sporun bazı çevrelerce leke sürme veya bölücü söylemlerin aracı kılınmaya çalışıldığı bir gerçektir.

Ancak bugün geldiğimiz noktada, devletin en üst makamlarından gelen bu kucaklayıcı tavır, sporun millî bir çimento olma görevini yeniden hatırlatmıştır.

Terörsüz Türkiye, sadece masalarda imzalanan metinlerle değil; stadyumlardaki alkışlarla, mahalle aralarındaki maçlarla ve o bütünleştirici taraftarlık ruhuyla inşa edilir.

Türkiye’nin huzuru, birliği ve dayanışması için meşin yuvarlağın dönmesi, barışın düdüğünün çalması şarttır.

Nihayetinde Diyarbakır’ın sokaklarında şanlı bayrağımızın altında, terörün gölgesinden uzak, sadece sporun ve kardeşliğin konuşulduğu bir döneme giriyoruz.

Amedspor’un bu yolculuğu, Türk spor tarihinin o kadim rehabilite edici gücüyle birleştiğinde, kazanan sadece bir futbol takımı değil, tüm Türkiye olacaktır.

Yarın sahada unutmayalım her pas kardeşliğe, her gol huzura, her alkış ise terörsüz bir Türkiye idealine gidecektir...

Kalemimiz de, gönlümüz de bu kardeş rekabetten yanadır...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...