Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Hürmüz yine ısınırsa daha da soğumaz!
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile olan savaşın üç hafta daha uzayabileceğini açıkladı… Konuşan Trump olunca, söylenenlere ne kadar inanılabilir? Sahi Hürmüz Boğazı’nda tam olarak ne oluyor?

Hürmüz Boğazı’nda tam olarak ne olup bittiği konusunda bir netlik yok. Zira herkes kendine göre yontmaya çalışıyor. İran diyor ki, Hürmüz’de geçişler bizim kontrolümüzde… Bizden izinsiz geçiş yok. ABD ise hayır diyor, Hürmüz Boğazı ve çevresi bizim ablukamız altında!.. İlave olarak şunları söylüyor. Donanmamız özgürlük projesi için bayraklı geçiş yapıp tamamladı… İran ise ikazları dinlemeyen ABD gemisini iki füze ile hedef aldıklarını iddia etti. (Hatta bir önceki beyanlarında, gemiyi vurduklarını ileri sürmüşlerdi.) Bunun üzerine ABD cenahından derhâl açıklama geldi. Gemimizin vurulduğu haberleri doğru değil denildi. Donald Trump hızını alamayıp şunları ekledi: İran’ı yeryüzünden sileriz!... Hatırlayınız ateşkesten evvel de şu cümleyi kurmuştu: “Bu gece bir medeniyet (İran) yok olacak…” Konuşan Trump’ın kendisi olunca, insan hangisine inanacağını bilemiyor. Yarım saat arayla, hem bir ülkeyi tümüyle yok edecekleri şeklinde büyük laflar etmek… Beri tarafta da hedef ülke ile çok harika görüşmeler yapıldığını telaffuz edebilmek!.. Hiç şüphesiz, ortada bir yaman çelişki var. Ve bu çelişkinin kaynağı konusunda da ciddi bir kafa karışıklığı söz konusu. Gerçekten bir psikiyatri uzmanı kendine iş edinip, çok değil; 28 Şubat’tan bu tarafa Trump’ın İran savaşı konusunda dillendirdiği bütün lafları toplayıp tahlil etse, kim bilir ABD Başkanı'nın ruh hâli konusunda hangi sonuçlara varır!.. Bugüne kadar Trump sayısız kere, İran’ın tümden yok edildiğini üfürdü. Ne ordu ne donanma, hiçbir şeyinin kalmadığını tekrarlayıp durdu. Fakat diplomasi tarafından söz edince de çok farklı şeyler dillendirdi. Trump’ın bu katmerli çelişkileri hayli zor durumda olduğunu ortaya koyuyor. Herhâlde bu sıkıntılı durumdan kurtulmaya gayret ediyor, ancak istediği sonucu alamıyor. Şartlar giderek daha fazla zorluyor…

Zira beklenenin aksine, İran orta boy bir güç olarak, Süper Güç ABD karşısında, hatırı sayılır bir direnç ortaya koydu. Kırk beş yıldan beri maruz kaldığı ambargolara rağmen, belli oranda geliştirdiği askerî teknolojisini ABD ve İsrail’e karşı etkili biçimde kullandı. Trump’ın zaman bakımından sıkışıklığını da değerlendirerek stratejisini oldukça dikkatli şekilde uyguladı. Buna karşılık Trump Yönetimi, özellikle Hürmüz Boğazı konusunda ciddi bir açmaza düştü. Boğazı açık tutabilmek için tek başına güç yetiremeyince, Hindistan, Güney Kore, Japonya ve hatta Çin’den dahi yardım istedi. Ne var ki, beklediği yardım gelmedi… Buna karşılık İngiltere ve Almanya gibi ülkeler, savaş sonrası dönem için bazı planlar tasarlamaya çalışıyor. Velakin İngiltere’nin “Bu bizim savaşımız değil” çıkışı, ABD Yönetimini fena hâlde hayal kırıklığına uğrattı. Trump bu hayal kırıklığını pek çok kez tekrarladı. Ama netice değişmedi. Fransa ve Almanya da İngiltere gibi, kendilerinin olmayan bir savaşa girmeme noktasında ağız birliği etti… İşler o noktaya geldi ki, dünyanın süper gücü Amerika, belli konularda dikkat çekici sıkıntılara girdi ve caydırıcılığının fena hâlde törpülendiğini saklayamaz hâle geldi. Hatırlayınız Haziran 2025 saldırıları sırasında, Yemen’deki Husi’lerin füzelerinden Abraham Lincoln uçak gemisinin isabet alması tam bir şaşkınlık meydana getirmişti. ABD Yönetimi bu durumu gizlemeye çalıştı. Fakat bahse konu geminin uzun müddet görev dışı kalmasını saklayamadı. Keza bu son saldırılar meyanında, ABD’nin en büyük ve en modern uçak gemisi Gerald Ford’un çamaşırhane kısmında yangın çıktığı yolundaki haberler pek çok spekülasyona yol açtı. Çamaşırhanedeki yangın günlerce söndürülemeyip geminin Yunanistan’daki Suda deniz üssüne çekilmesi, çeşitli söylentilere yol açtı. ABD Donanmasının en büyük gemilerine ne oluyordu? ABD’nin, bariz şekilde küçümsediği İran ve onun vekil güçleri karşısında böyle bir duruma düşmesi nasıl yorumlanabilir?.. Dünyanın en büyük savunma bütçesine ve en güçlü kara, hava ve deniz gücüne sahip olduğu kabul edilen ABD, bu türden problemleri niçin yaşar? Yoksa zaman zaman hazırlanan raporlarda da ifade edildiği üzere, ABD askerî gücünün, özellikle deniz kuvvetlerinin mevcut hâliyle sürdürülebilirliğinin sorgulanması bu türden problemlerin varlığı mı?

İran’ın en zayıf olduğu hava gücü ve hava savunma sisteminin neredeyse yok mesabesinde sayılması, ABD’ye ucuz ve çabuk bir zafer getirmediği gibi, İran’ın Körfez Bölgesindeki bir düzineden fazla Amerikan üssünü tahrip etmesi herhâlde düşündürücü olsa gerek!

İran cephesinde askerî güç eksikliğinden ziyade, içerideki güç unsurlarının ülke yönetimi ve savunma politikaları konusunda birlik içinde olamaması önemli… Hâlihazırda üçü de Devrim Muhafızları yapısından gelen üç isim etkili olarak öne çıkıyor. ABD’nin ismini en fazla dillendirdiği İran Meclis Başkanı M. Bakır Kalibaf, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri M. Bakır Zülkadir (Öldürülen Ali Laricani’nin yerine geldi) ve Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Ahmed Vahidi… Dışişleri Bakanı Arakçi diplomatik müzakerelerde öne çıkıyor. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın sesi pek fazla duyulmuyor… Birleşik Arap Emirliklerine (BAE) ait Fuceyra Limanına yapılan saldırıyı İran üstlenmedi. Ancak Devrim Muhafızları kaynaklarından yapılan bir açıklamaya göre olay, ABD’nin geçişe yasak güzergâhtan yasa dışı biçimde geçiş sağlamak üzere giriştiği bir maceracılığın sonucu…

Görünen o ki, Hürmüz Boğazı yeniden ısınırsa bir daha soğuması mümkün olmaz. Besbelli, ABD Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü, Asya-Pasifik'teki rekabet çerçevesinde, Çin’in aleyhine kullanmaya devam etmek istiyor...

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...