Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Savunma gücü ve geleceğin masası
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türkiye artık savunma alanında yalnızca bir aktör değil, oyun kurucu güç olarak öne çıkıyor. Bugün uluslararası sistemde bu yönüyle karşılık buluyor; söz söyleyen, masa kuran ve o masada yerini alan ülke konumuna yükselmiş durumda...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde hayata geçirilen savunma hamlesi, Türkiye’ye âdeta çağ atlattı. Bu atılım, ülkemizi yeni küresel sistemde edilgen izleyici olmaktan çıkarıp belirleyici taraf hâline getiren en önemli kozlardan biri oldu. Artık Türkiye, yalnızca fuarlara katılan değil; uluslararası savunma, havacılık ve uzay sanayi etkinliklerine ev sahipliği yapan etkin bir çekim merkezi konumuna gelmiştir.

SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı da bunun somut bir göstergesi... Fuar alanını gezerken gördüğüm tablo baş döndürücü: Yeni gelişen savunma şirketleri, ileri teknoloji ürünleri ve yüksek mühendislik kapasitesi… Türkiye’nin bilim insanlarıyla, mühendisleriyle ve bunları hayata geçiren sanayi altyapısıyla ulaştığı seviye; güçlü bir devlet aklının ve stratejik vizyonun ürünüdür.

Bugün hem kamu hem de özel sektörde faaliyet gösteren savunma şirketlerimiz birer yıldız gibi parlıyor. Elbette bu başarı, yalnızca teknik kapasitenin değil; aynı zamanda siyasi irade ve cesaretin bir sonucudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası savunma sistemlerinde hâkim olan güçlere ve tüm engellemelere rağmen Türkiye’yi bu noktaya taşımayı başardı.

Bu süreç kolay olmadı. Yakın siyasi tarihimiz; engellenen projelere, baskılara ve çeşitli müdahalelere defalarca tanıklık etti. Belki bir gün bu mücadeleleri anlatan belgeseller ve filmler de yapılacaktır, hatta yapılmalıdır. Çünkü devletin içine sızan yapıların ve dış bağlantılı unsurların faaliyetleri nedeniyle birçok proje sekteye uğradı, mühendislerimiz baskı gördü, önü kesildi...

Bugün fuar alanında bunu daha net hissediyorum. Dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerin stantlarımıza gösterdiği ilgi, Türkiye’nin ulaştığı seviyeyi açıkça ortaya koyuyor. Her bir temas, her bir iş birliği arayışı; ülkemizin artık küresel ölçekte dikkate alınan bir güç olduğunu gösteriyor...

Son dönemde yaşanan bölgesel çatışmalar da savunma konseptinin nasıl değiştiğini gözler önüne serdi. Özellikle hava gücü ve insansız sistemlerin belirleyici rolü daha net anlaşıldı. Ambargolara rağmen belirli alanlarda ilerleme kaydeden ülkelerin deneyimleri de bu dönüşümü okumak açısından dikkat çekici. Türkiye’nin bu değişimi önceden görerek kapasitesini buna göre şekillendirmesi ise önemli bir stratejik başarıdır.

Bugün Türkiye’nin sahip olduğu savunma kabiliyetleri, yalnızca bir güç unsuru değil; aynı zamanda caydırıcılığın temel dayanağıdır. Bölgesel gerilimler ve uluslararası krizler, bu alandaki yatırımların ne kadar isabetli olduğunu açıkça göstermektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savunma vizyonu ve ortaya koyduğu stratejiler, Türkiye’nin güvenliğini sağlarken aynı zamanda küresel sistemde daha güçlü bir konum elde etmesine katkı sunmuştur. Türkiye artık yeniden küresel güç dengelerinin şekillendiği masalarda yer alma iddiasındadır.

Ancak bu yürüyüş yalnızca dış politikayla sınırlı değildir. İçeride de güçlü bir toplumsal birlikteliğe ihtiyaç vardır. Birbirimize saygı duymak, farklılıklarımıza rağmen ortak bir hedefte buluşmak en az savunma sanayisindeki ilerlemeler kadar kritiktir...

Birbirimizin başarısından rahatsız olmak yerine destek olmak, ayrışmak yerine bütünleşmek zorundayız. Siyasi görüşü ne olursa olsun, kendini bu ülkeye ait hisseden herkesi kapsayan bir anlayış inşa edilmelidir. Çünkü büyük medeniyetler, insanına değer veren toplumların eseridir...

Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat penceresi var. Bu fırsatı değerlendirmek, sahip olduğumuz aklı, birikimi ve iradeyi doğru yönlendirmekle mümkün olacaktır. Daha adil bir dünyanın inşasında Türkiye’nin rolü, ancak bu bütünlükle anlam kazanacaktır...

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…