Elbette okul güvenliği önemli.
Nasıl ki oturduğumuz sitelerde güvenlik arıyorsak…
İş yerlerimize kimsenin kontrolsüz girip çıkmasını istemiyorsak…
Binlerce yavrumuzu emanet ettiğimiz okullarımız da ‘güvenli’ olmalı.
Girişte X-Ray de olsun, kapısında mutlaka bir güvenlik personeli de olsun, hatta gerekirse polis nöbet tutsun.
Hele hele okul çevresinde zehir tacirine, ite-kopuğa asla göz yumulmasın, hepsine eyvallah!
Lakin, okullar kışla değil, iş yeri değil, bu da göz ardı edilmesin.
***
Ebeveynleri tarafından “Bak, yemeğini yemezsen polis çağırırım” diye korkutulan çocukların, her sabah okula girerken polisin ya da üniformalı bekçinin üst aramasından geçtiğini düşünün…
Ya kapıdaki bir görevlinin gereksiz fevri hareketi çocuğu okuldan soğutursa!
Bunlar hassasiyet gözetilmesi gereken noktalar, neticesini zamanla gözlemleyeceğiz.
Şahsen, okul içindeki görevlilerin kadın olmasını tavsiye ederim, psikolojik baskıyı azaltacaktır.
Bir iş yaparken kantarın topuzunun kaçmaması da önemli.
“Çocuklar fazla serbestlikle çok şımarmışlardı, artık öğretmenlerini bile dinlemiyorlardı. Biraz korksunlar” diyenler de olacaktır elbet.
Haklılık payları da yok değil.
Ancak, hepsi mi böyleydi? Bahsedilenlerin oranı neydi?
Birkaç serserinin günahını milyonlarca çocuk ödememeli.
***
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki hadiseler nasıl oldu mesela?
İlki, 19 yaşındaki bir serserinin, elinde av tüfeğiyle liseyi basması neticesinde…
Üstelik öncesinden mesaj paylaşmış “Bu okulda birkaç gün sonra saldırı olacak. Hazır olun kunduzlar” demiş, kimse bu işin peşine düşmemiş.
Sonra eline pompalı tüfeği almış, caddelerde-sokaklarda bu silahla yürümüş, yine hiçbir müdahale olmamış.
Tam bir serseri olan, zaten bu hâlinden dolayı -mecburi eğitim sebebiyle- açık liseye geçmek zorunda kalan bu tip, elini kolunu sallaya sallaya okulu basmış.
Burada, okuldaki diğer çocukların bir suçu günahı var mıydı? Asla.
***
Ya hemen ertesi gün Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadise!
“Ben arızayım, katliam yapacağım” diye bas bas bağırmış 14 yaşındaki şizofrenik katil.
Öğretmenleri, okul yönetimi, hatta ailesi durumun farkındaymış; lakin böyle tiplere ne yapılacağı konusunda belli ki bir ‘sistem arızası’ varmış.
Herkes geçiştirmiş, okuldaki diğer çocuklar sadece uzak durarak kendi tedbirini almaya çalışmış.
Aslına bakarsanız, böyle bir arızalı tiple aynı okulda eğitime tabi tutularak, onlara dolaylı psikolojik şiddet uygulandığı bile söylenebilir.
Netice…
Yine olan bu yavrularımıza oldu, 8 masum çocuğumuzu ve bir öğretmenimizi toprağa verdik.
Şimdi bu hadiselerden çıkarılan derslerle okullarda alınan tedbirleri konuşuyoruz.
***
Yanlış anlaşılmasın; madde madde inceledim, İçişleri Bakanlığının yayınladığı genelgeye de, Millî Eğitim Bakanlığının çıkardığı yol haritasına da hiçbir itirazım yok.
Aksine keşke daha önceden bu adımlar atılsaymış.
Yalnız, burada hiç konuşulmayan bir başka tarafa, bu hadiselerden en çok etkilenen öğrencilerin psikolojisine dikkat çekmek istiyorum.
Eminim bugünlerde pek çok çocuk, bilgisayar oyunu bile oynamaya korkuyordur evinde.
Kendilerini potansiyel suçlu gibi hissetmeye başladılar zira.
Başta anne-babalarına, “Bak ben öyle biri değilim. Oyun oynamayı bile bıraktım” mesajı vererek, aslında maruz kaldıkları baskıyı dışa vuruyorlar.
Peki bu tablo doğru mu?
Büyükler ellerindeki telefonu bırakmadı, sosyal medyadan kopmadı, ancak ‘potansiyel suçlu’ çocuklar kendilerinin ‘masum, risk teşkil etmeyen çocuklar olduğunu’ ispatlama çabasına düştü!
Aynı şekilde okula giderken de ‘efendi’ çocuklar olacaklar, bekçi ya da polis amcaları durdurduğunda çantalarını aratacaklar, sınıfta kimseye yan bile bakmayacaklar, ‘riskli’ damgası yememek ve dikkat çekmemek için seslerini bile yükseltmeyecekler, güzel güzel derslerini dinleyip evlerine dönecekler.
Bu yazıyı yazmama sebep soruyu sorayım şimdi;
Böyle olunca mesele çözüldü mü?
En başta eğitimcilere soruyorum bu soruyu.
Cevabını bilsem bu kadar uzatmaz, ‘şak’ diye en başa yazardım ama, benim uzmanlık alanım değil, o yüzden onlar vermeli bunun cevabını.
Şunu da anlatmalarını isterim şahsen;
Bu meselede 12 yıllık zorunlu eğitimin, yani okulu-eğitimi sevmeyen Şanlıurfa zanlısı gibi gençleri zorla okutan sistemin hiç payı yok mu?
Varsa niye seslerini yükseltmiyorlar?
Bir mesleğe yönlendirilip meşgale edinmesini sağlamak varken, zorla eğitime tabi tutulup boşta gezen serseriye dönüşenlere şu alınan tedbirlerin ne yararı olacak?
***
Kahramanmaraş katili gibi şizofren örnekler başka okullarda da vardır illa ki...
Onlara ne yapıldı, ne yapılacak?
Bunlar okula silahla, bıçakla gelemesinler diye kapıya bir güvenlikçi dikmek, meseleyi çözdü mü?
Böyle birkaç öğrenci yüzünden bütün çocukların baskı altına alınması gibi bir sonuç doğdu mu?
Doğdu ise bu doğru mu?
Sorular, sorular…
Problem daha derinlerde, çözüm daha köklü müdahalelerde gibi görünüyor…
Sizce X-Ray bütün problemlerin çözümü olur mu?

