Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Kardeşim Ahmet Ekinci’yi uğurlarken…
0:00 0:00
1x
a- | +A

Geçtiğimiz hafta cumartesi. Öğlen saatleri. Pazar günü sizlerle beni buluşturan yazımı tam da yazmak üzere oturduğum vakitler.

Babamdan gelen bir mesajla sarsıldım. Yazım yarım kaldı. 32 yaşındaki bir gencin hikâyesi yarım kaldı. Bir annenin, bir babanın, üç ağabeyin evin en küçüğüne dair hayalleri yarım kaldı.

Her şey insan için. Allah’tan geldi, ona döndü. Kardeşim Ahmet’i 32 yaşında ebedî âleme uğurladık.

* * *

İnsanı ölüme ölümler hazırlarmış. Yakın çevremden ilk kaybım oldu. Hem de bu kayıp elime doğmuş, elimde büyümüş, okula kayıt olmaya, veli toplantısına, alışverişini yapmaya elinden tutup götürdüğüm en küçük kardeşim oldu.

Kardeş diye, anne diye, baba diye sarıldığımız o bedenin aslında sadece bir elbise olduğunu yakının ölümü öğretiyor.

Ölümün de bu odadan yan odaya geçmek kadar farksız olduğunu. Ne kadar öğrendik, zaman gösterecek.

* * *

Nicedir düşünürdüm, ailemden biri bir gün vefat ettiğinde ne yapılması gerektiğini, hele de o acılı hâlde nasıl bileceğiz diye. Meğerse hiçbir şey bilmenize gerek yokmuş. Gerçekten de devletimiz kurumlarıyla, yerel yönetimleriyle kusursuz işletiyor süreci. Tek zor olan şey yakın bir mezar yeri bulmak. Onun dışında cenaze hizmetlerinde. Hem devlet kurumlarımıza, hem İstanbul Büyükşehir Belediyesine hem de Başakşehir Belediyesine teşekkür ediyorum.

* * *

Türk insanının zor zamanda birbirinin nasıl yanında olduğunu gördüm bu süreçte. Mesela geçmişte benim YouTube videolarımı hazırlayan iki kardeş var Ahmet Kasım ve Said Yıldız kardeşler. Belki bir yıldır hiç görüşememiştik.
Defin işlemini yaparken dikkatimi çekti, ellerinde kürek ve keserle iki genç kan ter içinde çalışıyor. Bir de baktım iki kardeş. Sanki öz kardeşleri gibi, üstleri başları çamur içinde kalmış. Birinin bembeyaz, yeni spor ayakkabısı kahverengiye dönmüş.

Şimdi gel de bu iki kardeşe ve gelen diğer binlerce insana kardeşim deme. Gel de şimdi “biz dört kardeştik, şimdi üç kardeş kaldık” de. Diyebilir misin?

* * *

Gazetemizin haber müdürü ve yazarı Fatih Selek cenazeevine kaç defa geldi, sayamadım. Gazetemizin okurlarından kaç kişi aradı, mesaj yazdı, sayamadım. Gazetemin kıymetini daha da iyi anladım.

* * *

Başta ülkemizi yöneten Sayın Cumhurbaşkanı’mız ve değerli bakanları, özellikle Sayın Fatih Kacır, Sayın Ömer Bolat bakanlarımız, akabinde siyasi parti genel başkanları ve yöneticileri, çok kıymetli valilerimiz, belediye başkanlarımız yanımızda oldular. Anahtar Parti Genel Başkanı Sayın Yavuz Ağıralioğlu ilk dakikadan itibaren yanımızda oldu, cenazede genel sekreteri, genel başkan yardımcıları, neredeyse tüm ilçe başkanları yanımızdaydı. Anahtar Parti Başakşehir’in genç teşkilatı bir parti teşkilatı gibi değil âdeta evin oğulları gibiydi. Yine Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan Bey daha önceden hiçbir tanışıklığımız olmamasına rağmen derdimize ortak, yaramıza merhem oldu. TİKA Başkanı Sn. Abdullah Eren, Sıfır Atık Vakfı Başkanı Sn. Samed Ağırbaş gibi kardeş bellediğim dostlar, seyahatlerini erteleyip geldi. Ne diyebilirim. Allah hepsinden razı olsun.

* * *

Hep konuşulan bir şey var, cenazeevinde ikram meselesi. Bunu sanki cenaze sahiplerine bir külfet, gelen misafirlerin de karınlarını doyurma isteğiymiş gibi anlatan ve bu âdetler kalksın diyenlerin henüz aileden hiçbir kayıplarının olmadığını düşünüyorum. Allah hepsinin ailelerine hayırlı, sağlıklı ömürler nasip etsin.

Düşünsenize insanlar şehir dışlarından, en iyi ihtimalle İstanbul’un en uzak ilçelerinden gelmiş, oturmuş evladınız için Kur’ân-ı kerim okuyor, dualar ediyor. Onlara hizmet etmek, ikramlarda bulunmak kadar güzel bir şey olabilir mi? Bundan güzel yorgunluk olur mu? Bizim dinimiz ağla, dövün, kendini kaybet mi diyor? Elleriyle ashabına süt ikram eden Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemin ümmetiyiz.

Dün anneme sordum, anne bunca yiyeceği, ikramı kim getirdi diye. Daha henüz bizim aileden, yani annem, babam ve kardeşlerimden gidip bir şey sipariş eden, alan, getiren olmamış. Annem “hiç bilmiyorum” dedi. Her gelen bir şeyler getirmiş meğer.

Kısacası uzaktan bakıp da ahkâm kesmesin kimse. Bizim hem dinimiz güzel, hem de âdetlerimizin büyük çoğunluğu. Âdetler kendiliğinden, üç günde oluşmadı. Bin yıllık bir elekten geçerek bugüne geldi.
Allah getirenden de, ikramlarımızı kabul edip yiyen içenden de, kardeşimizi dualarla uğurlayanlardan da razı olsun.

* * *

Bazıları cenazesi olanı arayamaz. Belki aranızda da vardır. Zordur elbette evladını, eşini, anne, babasını veya kardeşini kaybedeni aramak.

Ama inanın cevaplamak çok zor olsa da o günlerce cenaze sahibi o telefonlara, aramalara ihtiyaç duyuyor.

İlk gün bütün arayanlarla çok zorlanarak konuştum, ikinci gün, üçüncü gün derken artık normal konuşur, kardeşimin iyi ve güzel yanlarıyla yâd eder hâle gelmiştim. Düşünüyorum da o tüm gelen telefonlar, aramalar belki birkaç ayda gelecek bir rahatlamayı, sakinleşmeyi birkaç günde sağlamaya çok katkı sağlamış olmalı.

Elbette bizimkisi çok genç bir ölüm olduğu için neredeyse her arayan nedenini sordu ama belli yaş üstündeki taziyelerde nedenini hiç sormadan, hayır dualarıyla, temennilerle taziye vermek en doğrusudur diye düşünüyorum.

* * *
Kardeşim erken göçtü bu dünyadan. Kalanlara selam olsun. Bu yazıyı buraya kadar okuduysanız başta Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemin ruhuna, cümle geçmişlerimizin ruhuna, Türkiye gazetesi camiasının, başta kurucusu Enver Ören Beyefendi olmak üzere her bir ferdinin kaybettiği her bir yakını ruhuna, bu yazıyı okuyan sizlerin cümle geçmişlerinin ruhuna, soyu kesilmiş olup “Yok mu bize bir Fatiha okuyacak” diye dua bekleyen tüm ümmet-i Muhammed ruhuna ve kardeşim Ahmet Ekinci ruhuna el-Fatiha.

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...