Kaydet
a- | +A

“Bir savaşı istediğimiz zaman başlatabilirsiniz, ama siz bitiremezsiniz!”

Ukrayna savaşının beklediği gibi gitmediğini görünce ‘onurlu çıkış’tan söz eden Rusya lideri Putin’den sonra ABD Başkanı Trump da aynı duruma düştü.

Soykırımcı İsrail’in Başbakanı katil Netanyahu’nun tuzağına düşerek başlattığı İran savaşı ikinci haftasını tamamladı.

Niye ‘tuzak’ dediğimi açayım…

27 Şubat’ta, yani savaştan bir gün önce güvenlik birimleri Trump’a sunum yaptı.

Pentagon ve CIA, Trump’a İran’ın ABD’ye bir tehdit oluşturmadığını söyledi.

Ancak Epstein belgeleriyle zaten zor durumda olan Trump, içeriden ve İsrail’den gelen baskılara yenik düştü.

Ve şimdi; “Biz bu savaşa niye girdik?” sorusuna mantıklı bir cevap alamayan ABD’de rahatsızlık had safhada.

***

ABD ile İsrail, İran’a karşı birlikte görünseler de, gerçekte hedefleri aynı değil.

Trump, İran’daki gösterilere bakarak, İsrail’in istediği rejimi yıkma işinin Venezuela’daki kadar kolay olacağını ve neticede İran’ın petrolüne çökebileceğini, finalde Çin’i daha fazla köşeye sıkıştıracağını hesaplıyordu.

İran’ın içinde bir halk ayaklanması olmadığını, hiçbir bölgede kimsenin rejimi yıkmak için harekete geçmediğini, aksine umut bağladıkları muhaliflerin bile ülkesine sahip çıktığını gördü.

Ülkeden göç hareketi şöyle dursun, yurt dışındaki İranlılar bile ülkelerine dönmeye başladı.

Rejimin bu kadar iyi direneceğini de belli ki hesaba katmamışlardı.

Savaş öncesi elinde 5 bine yakın füze olan İran’da henüz bunun üçte biri kullanıldı. Füze rampalarının sayısı yarıya düşmüş olsa da, bunu seyyar hâle getirip sürekli yer değiştirmeleri ABD ve İsrail’in işini zorlaştırdı. Ayrıca, İran’ın elinde füzelerin dışında 40 bin civarında drone var. Savaşı, 25-30 kilogram bomba taşıyabilen bu kamikaze drone’ları kullanarak devam ettirebilirler.

***

İran’ın bir başka kozu, Hürmüz Boğazı üzerinden ekonomi silahı. Dünya petrolünün yüzde 20’si, İran kapattığı için Hürmüz’den çıkamıyor.

G-7 ülkelerinin petrol üretimini arttırma kararı önemli olsa da, piyasalardaki baskı devam edecek.

İşte bunlar Trump’ı adım adım geri çekilmeye zorlayan sahadaki tablo.

İsrail’in hesapları ise çok başka…

Rejim değişikliği İsrail için olmazsa olmaz mesela…

Etnik ayrışmalarla ülkeyi parçalamak, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta tasfiye yoluna soktuğu PKK’yı İran’da oyuna sokmak da buna dâhil.

Ha! Bir de dünyanın gözü İran’dayken fırsattan istifade Lübnan’a çökmek, İran’da bataklığa sürüklediği Trump’ı topal ördeğe dönüştürüp, Gazze’de kurduğu komisyonu bozmak da işin parçası.

Trump şimdi içine düştüğü durumdan çıkmaya çalışıyor.

Bu sebeple “Hedeflerime ulaştım, benim için yeterli. Her an savaşın bittiğini ilan edebilirim” dedi, ancak bunun ‘onurlu çıkış yolu’ olmadığını görünce, geri adım attı.

Yeni plan, Hürmüz Boğazı ve petrolün kontrolünü ele geçirerek çekilmek.

Rejimi düşürmek ise artık ABD’nin hedefi değil, çünkü olmayacağını gördüler.

Hiç değilse Hürmüz ve petrolün kontrolü, Trump için ’onurlu’ çıkış yolu olacak.

Böyle bir netice; Kasımda yapılacak Senato ve Temsilciler Meclisi seçimlerini kaybetmesini önleyecek yegâne formül olabilir.

***

Şu işe bakın!

Trump daha düne kadar İsrail’in soykırım suçlusu Başbakanı Netanyahu’yu Beyaz Saray’da köşeye sıkıştırıyor, Gazze’de çözüme zorlayacak adımlar attırabiliyordu.

Hatta söz dinlemezse Netanyahu’yu alaşağı edebileceği bile konuşuluyordu.

Şimdi aynı ismin tuzağına düştüğü için, kendi gücünü korumaya çalışıyor.

Şayet kısmi Senato ve Temsilciler Meclisi seçiminde çoğunluğu kaybeder, topal ördeğe dönüşürse, Gazze’de varılan mutabakatı, komisyonu falan unutun!

Siyonist sistem, işte böyle bir şey.

***

Peki, Trump, “İstediğimi aldım” deyip savaşı bitirirse ne olur?

İsrail savaşı devam ettirebilir… Askerî ve istihbarat açısından kapasitesi var çünkü.

Ama yine de Trump’ı baskı altında tutuyor.

Çünkü bölgeyi dizayn etmek; istikrarsız, iç krizlerle boğuşan ülkeleri ele geçirmek için ABD desteğine ihtiyacı var.

Bölgede sınır tanımaz bir arzu içinde olan İsrail, sınır çizmek istemiyor. Bölgede küçük 22 ülke var.

Ürdün de dâhil, yutma motivasyonuyla hareket ediyor.

Şu işe bakın ki, yıllardır yürüttüğü Şii hilali programı ve katliamlarıyla İsrail’e bu zemini hazırlayan da büyük oranda İran!

Tabii biraz da İsrail’in bölgedeki diğer ülkelerle, mesela Gazze ile oyalanması İran’ın işine geliyordu.

Şimdi de Hamas’a baskı yaparak dikkati Gazze’ye çektirecek, İsrail’i meşgul edecek karışıklıklar çıkarmak istiyor olabilirler, ama PKK’nın İsrail’e uyanması gibi, başkaları da İran’a karşı uyanmış görünüyor.

***

Peki, böyle bir ortamda Türkiye’deki durum nedir diye soracak olursanız…

İsrail, Türkiye’yi bu belaya bulaştırma konusunda her türlü tuzağı kuruyor, ama Erdoğan, Trump değil çok şükür.

Yeri gelmişken söyleyeyim; İncirlik ve Türk hava sahası İran savaşında hiçbir şekilde kullanılmadı. Bu da tamamen İran propagandası…

Yani, Türkiye içinde sürekli bunu dillendirenlerin kime hizmet ettiğini açıkça görebilirsiniz.

Ayrıca, attıkları füzelerin Kıbrıs gibi başka yerleri hedeflediği, havada vurulduğu için Türkiye’ye düştüğü de yine aynı kesimin yalanı.

Teknik analizler, füzeyi nereyi hedefleyerek ateşlediklerini gayet net ortaya koyuyor.

Zaten, savaştan önce de Türkiye’de çok sayıda İran ajanı yakalanmamış mıydı?

Bir tarafta İsrail, öbür tarafta bunlar… Her alanda en büyük iki belamız.

Neyse, savaşa dönelim…

***

Türkiye’nin savaşa yönelik istihbari, askerî ve ekonomik anlamda her türlü tedbiri var.

İran’dan bize dönük bir tehdit endişesi yok.

Ancak, İran’ın geleceği ile ilgili endişesi var -ki, ara buluculuk teklif ederken de zaten ana amacı bugünkü durumun yaşanmaması içindi.

Düşünsenize, 1979’daki devrimden sonra Türkiye’nin millî hasılası ile İran’ınki aynıydı.

Şimdi onlarınki 375 milyar dolar iken bizimkisi ise 1,7 trilyon dolar.

Petrol ülkesi İran’ın muhasebe yapmaya; tek derdi -Türkiye de dâhil- bölge ülkelerine Şiilik ihracı yapmak olan rejimin ülke için ne yaptığını sorgulama ihtiyacı yok mu?

Var, ama Şii propagandası buna izin vermez.

Tıpkı bu savaş öncesi görüşmelerin Türkiye’de yapılmasını istemediği gibi.

Oysa, ABD’nin İran içinde konuşabileceği bir aktör olsa, iş bu raddeye gelmeyecekti.

Fakat dinî rejim, İran cumhurbaşkanlarını bile sıfıra indirdiği için işleri hayli zor.

Hele hele böyle bir ortamda, böyle bir muhasebeyi toplumun yapması imkânsıza yakın.

Biz de bile İran’ı azıcık eleştirince nasıl bir baskı yaptıklarını düşünün…

***

Bunlar İranlıların derdi; bizim odaklanmamız gereken yer ise hep vurguladığımız gibi, Doğu Akdeniz.

Türkiye üzerine yapılan bütün planların, hazırlıkların, kavgaların merkezi; burası.

2012’den bu tarafa, Suriye meselesi ve darbeler dâhil, Türkiye’de yahut Türkiye’yi ilgilendiren her ne oluyor ve yaşanıyorsa tamamının merkezindeki konudur Akdeniz.

10 yıl önce biz bunları yazarken, “Ağa babaları da gelecek” derken, sekiz sene evvel III. Dünya Savaşı uyarısı yaparken burun kıvıranlar, hatta ‘dıj minnak’ diye alay edenlerin artık sesleri duyulmaz oldu.

Çünkü onlar da aynı merkezin köpekleriydi.

Şükür ki milletimiz gerçeği gördü, en önemli kararını da 2023’te vererek, bu süreçte mahvolmamızın, en az bir 100 yılı daha kaybetmemizin, yeniden bölünmemizin ve toprak kaybetmemizin yolunu açacak hataların önüne geçti.

Sadece bu kadarla da kalmadı, bugün Suriye’de olduğu gibi, gömleğimizi genişleterek feraha çıkmamızın da yolunu açtı.

Bugünkü riskleri, tehlikeleri, tehditleri bugün görüyor olmanın bir faydası yok.

Bugünün tehdidini yıllar öncesinden görenler kazandı ve Türkiye’ye kazandırdı.

Etrafımız ateş çemberiyken, Türkiye ortada huzur adası gibi kaldıysa, işte bu stratejik devlet aklı, Anadolu irfanı sayesinde oldu.

‘Dıj minnakçı’ hainlerin elinde de, açmaya çalıştıkları ihanet kapısının kolu kaldı.

Bizler ise bu süreçten ‘onurumuzla’ çıktık çok şükür.

Bundan sonrasında, şu kaotik süreçten ülkemizin selametle çıktığını, hatta birilerinin bütün hesaplarını bozmuş küresel bir güç olarak çıktığını ve gerçek anlamda Büyük Türkiye Yüzyılı’nın fiilî olarak ete-kemiğe büründüğünü gördüğümüzde milletçe en büyük onurumuz o olacak inşallah.

Yücel Koç'un önceki yazıları...