Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Trafik, tarım, market… Netameli mevzulardaki vazif...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Geçen sene gerek Kurban Bayramı yoğunluğundaki ceza uygulamaları, gerek hazırlanan yeni trafik kanunu ile ilgili çok şey konuştuk, yazdık.

Desteklediğimiz ve sıkıntılı bulduğumuz noktalara, hem vatandaşımıza, hem ülkemizi yönetenlere karşı sorumluluğumuz gereği açık yüreklilikle dikkat çektik.

Gazetecinin işi bu… Bazen görülmeyeni görmek ve göstermek, bazen vatandaşın sitemini anlayıp kamuoyunun gündemine getirmek, bazen de üzerinde tekrar düşünülmesini sağlayarak hata yapılmasının önüne geçmek.

Nitekim ne oldu?

Geliş-gidişli iki şerit yolda 90’la gidebiliyorken, üç şeritli yolda 30 kilometre hızla gitmemizi buyuran tabelalar gözden geçirildi.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin verdiği son bilgilere göre, bugüne kadar eleştirilere konu olan 102 bin 476 tabela kaldırıldı.

Kafa karışıklığını gidermek için de 20 bin 805 yeni işaret levhası ilave edildi.

Çalışma devam ediyorsa eminim bu sayı daha da artacaktır.

***

Sadece bu mu oldu? Hayır.

İstanbul’da üç şeritli otoyollarda hız sınırı 90’a çıkarıldı mesela.

Yıllardır şikâyet konusu olan Çorum Osmancık başta olmak üzere, yerleşim alanları dışında trafiği gereksiz yavaşlatan elektronik radarlar da kaldırıldı.

Bakan Çiftçi, “Kesinlikle tuzaklama radar denetimi yapmayacağız. Mutlaka uyarı levhalarımız olacak” dedi.

Yazılarımızı okuyanlar hatırlar…

Demiştik ki; “Araçtan inip kavga edene, ters şeritten gidene, kırmızı ışıkta geçip milletin canıyla oynayana, gece yarısı son ses müzik açıp egzoz patlatana istediğiniz cezayı kesin, size kimse bir şey demez. Lakin gerek hız aşımı sınırının düşürülmesi, gerek bunu aşanlara getirilen ağır cezalar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.”

Hatta Türkiye’de düşük hızda seyreden vasıtaların en sol şeridi sabit olarak işgal etmesinin en büyük dertlerden biri olduğuna ve bunu yapanlara hiçbir cezai müeyyide uygulanmamasına, kanuni hız sınırları içerisinde giden sürücülerin bile bu araçları sağından geçerek yoluna devam etmek zorunda kaldığına, bunun da trafikte nasıl bir tehlike oluşturduğuna defalarca dikkat çekmiştik.

Bu, hâlen otoyollardaki en ağır kronik problemimiz… Türkiye’de en boş şerit en sağdaki; ağır vasıtalar bile ya ortada, yahut en solda.

Yeni düzenlemede aslında eskiden olduğu gibi buna da ceza var, ancak en büyük problemimiz, uygulama.

***

Önceki İçişleri Bakanı döneminde hazırlanan yeni trafik düzenlemeleri Resmî Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girdikten sonra olanları gördük.

Arabadan inip başkalarına saldıran magandalara kesilen cezalara tepki duyuyor musunuz hiç? Aksine memnuniyet var.

Yahut onlarca araç şeridinde beklerken gidip en önden sapan uyanıklara… Duymazsınız!

Fakat, geçen sene konuşulan maddeler arasında bulunmayan ve sonradan kanuna eklendiği anlaşılan APP plakaya, cama yapıştırılan telefon tutucu yahut sonradan takılan multimedya ekrana ceza bakın toplumdan nasıl tepki aldı.

Yeni çıkarılan kanun, şimdi Cumhurbaşkanımızın verdiği talimatla tekrar gözden geçirilecek, gereksiz yere vatandaşı zora sokan bazı cezalar uygulanmayacak.

Benzer bir durumu, henüz teklif aşamasında bulunan tarım alanlarına yapılan inşaatların yıkımını öngören düzenlemede gördük.

***

Her ne kadar tarım arazilerine yapılan hobi bahçeleri ön plana çıkarılsa da, aslında düzenleme, vatandaşın özellikle pandemi sonrası bağına bahçesine yaptığı evlerin yıkımına da ön açıyordu.

Belediyelere “Bir ay içinde bunları yıkın. Yıkmazsanız biz yıkar, parasını da sizden alır, elektriğini-suyunu bağlayana cezayı keseriz” diyordu.

Biz bu düzenlemeyi hiçbir yorum katmadan dümdüz haber olarak yayınladıktan sonra vatandaştan mail ve mesaj yağdı.

Mesela bir vatandaşımız bana yolladığı mesajda şunu diyordu;

"Merhaba,

Yeni yönetmeliğe göre kendi tapulu bahçelerimize yaptığımız, bizlere nefes alma fırsatı sağlayan, ayağımızın toprağa değmesi ve domatesimizi yetiştirdiğimiz ve tatillerde kullandığımız küçük evlerimizin yıkılması bir ay içinde gerçekleşecek. Bizler şehir hayatından bunalan ama tatile otele gidecek parası olmayan, köylerde de yerleri olmayan kişileriz. Yıllardır zor şartlarda biriktirdiğimiz parayla küçük bir bahçe aldık ve başımızı sokacak küçük bir ev yaptık. Bugüne kadar yapılan bu tarz yapılara bir şekilde izin verildi ve yasal olarak korundu. Ama ne hikmetse yıllardır yapılan bu uygulama iptal edildi ve şimdi çok kısa bir süre içinde evlerimiz yıkılacak ve çok ağır para cezaları ile karşılaşacağız.

Bu durum bizlerde hayal kırıklığı oluşturdu. Bizler kendi tapulu arazilerini kullanan kişileriz, paramız yetse zaten imarlı yer alırdık. Devletin hazine arazisini işgal etmedik, komşunun arazisine rahatsızlık vermedik. Bu durumu bizler ağır bir şekilde cezalandırma olarak algılıyoruz. Bir orta yol bulunabilir. Devlet vatandaşına sırtını dönmemeli.

Bu yönetmeliğin tekrar gözden geçirilmesi ve yapıları yıkılma tehlikesi bulunan vatandaşlarla ilgili bir orta yolda buluşulmalı diyorum.

Bu konunun bir şekilde yetkililere iletilmesi için sizden yardım bekliyorum."

***

Bu okuyucumuz belli ki bazı uyanıkların kaçak yapılaşmayı ticarileştirdiği ve üzerinden büyük paralar kazandığı hobi bahçesinden yer almıştı.

Bunun yanı sıra bir de kendi tarlasına, bahçesine ev yapanlar var.

Herkesin gözleri önünde bu evler, villa siteleri yapılırken kılını kıpırdatmayan yetkililerimiz durmuş durmuş on binlerce ev yapıldıktan sonra bunları yıkmaya karar vermiş.

İyi de kardeşim, insanlar ellerindeki avuçlarındaki bütün parayı buraları yapmak için harcarken niye müdahale etmediniz?

Hem milletin, hem devletin parasına yazık değil mi?

***

Ayrıca belli ki böyle bir ihtiyaç var, hele ki savaş endişesinin oluştuğu bir dönemde.

Nihayetinde bu insanlar pandemiyi yaşadı, 11 ilimizi yıkan depremin sonrasında apartmanda yaşamanın tehlikesini, bahçeli evi olanların avantajını gördü.

Savaşın en şiddetli yaşandığı Tahran’da, imkânı olan siviller kırsala çekildi mesela. Benzer bir tehdidin sürekli dile getirildiği Türkiye’de insanların kırsalda sığınacak bir yer hazırlamaya çabalaması çok mu anormal?

Nitekim 7 Şubat depremlerinin ardından köyünde, bahçesinde müstakil evi olanlar harap olan şehirlerden oralara sığındılar. Olmayanlar ise başka şehirlerdeki akrabalarının yanına göç ederek büyük sıkıntı yaşadı. Deprem riskinin çokça konuşulduğu İstanbul gibi metropollerde yaşayanların “Şayet sağ kalırsak sığınacak bir yerimiz olsun” düşüncesini anlamak çok mu zor?

Amerika’da, Kanada’da, Avrupa’da insanlar bahçeli müstakil evlerde yaşamaya odaklanırken, Türkiye’de halkı apartmana istiflemenin mantığı nedir?

Düzenlemeyle ilgili ortaya konan gerekçeye bakarsak, tarım alanlarının korunması, mantar gibi çoğalan ‘hobi bahçesi’ adı altında izinsiz yapılaşmanın önüne geçilmesi gibi maddeler var.

Bunda da elbette haklılık payı bulunuyor, fakat “Türkiye’nin hiçbir yerinde bir tek tarım arazisine dokunulmasın” demek ne kadar gerçekçi?

Bu tarım arazilerinin birinci, ikinci, üçüncü derece diye bir ayrımı yok mudur?

Neymiş, 5 bin metrekarenin üzerindeyse 30 metrekarelik ev yapabilirmiş, yoksa yapamazmış.

Türkiye’de herkes toprak ağası mı, zaten olanın da çoğu geçmişte miras sebebiyle ufacık parçalara bölünmüş.

5 bin metrekare tarlanın yüz otuz metrekaresine yapsa ne olur ayrıca, her yeri boşluk bırakmayacak şekilde ekip biçiyoruz da bir tek buradaki 100 metrekareye mi ihtiyaç kaldı?

Türkiye’yi dolaşın, her yerde görürsünüz; kamu kurumları birinci derece tarım arazisine sanayi bölgeleri dikebilirken, vatandaşın kendi tarlasına, bahçesine ev yapamaması, yapabilecekse de 30 metrekarelik kulübede yaşamak zorunda bırakılması doğru bir iş midir?

Yabancı kanallarda izliyoruz, Kanada’da, ABD’de tarla ve ormanlara koca koca malikaneler yapılabilirken, bizde bunu yapanın suç işliyor olması, üzerinde düşünmemiz gereken bir konu değil midir?

***

Yanlış anlaşılmasın, tarım arazilerinin kaçak yapılarla doldurulmasına, birinci derece verimli tarım arazilerine dahi bazı uyanıkların kaçak yapılar dikip yüksek kârlar elde ederek vatandaşa satmasına, buna göz yumulmasına asla sıcak bakmam… Burada savunduğum sadece vatandaşın bireysel olarak kendi bağında bahçesinde doğru düzgün yaşayabileceği şartların oluşturulması...

Şimdiye dek yapılan hobi bahçelerinin de cezası vatandaştan çok, buradan kanunsuz biçimde para kazananlara kesilmeli.

Geçtiğimiz hafta pazar günü “Bu yasa çok can yakacak” başlığıyla verdiğimiz haberin ardından Cumhurbaşkanımız bu meseleye de el attı ve üzerinde yeniden düşünülmesini ve çalışma yapılmasını istedi...

Sonuç ne olur orasını bilemem ama biz, vazifemizi yapıyoruz.

Tıpkı yıllardır dile getirdiğimiz market fiyatlarında olduğu gibi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve gelmesinin ardından halefi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez’in yaptığı açıklamalar, bu meseleye vurulacak neşter konusunda umudumu artırdı.

Çünkü tarlada 5 lira olan ürünü, markette 200 liraya çıkaranlarla belli ki siyaset baş edemedi.

Bunu, hal yasası ile ilgili muhalefetin bile çıtının çıkmamasından anlayabiliyoruz.

Başsavcı, “Tarladan hale, halden markete kadar fiyatın nasıl değiştiğini inceledik. Tespit edilen şüphelileri ve kurumları yakında açıklayacağız” demiş.

İşte yıllardır bildiğimiz, gördüğümüz, ancak bir türlü nasıl çözülemediğini anlayamadığımız meseleye dair umut veren açıklama.

“İnşallah” diyor, yargımıza güveniyoruz.

Yargı dışına gelince…

Kimse kırılmasın, incinmesin. Her meselede hem vatandaşın sesini duyurmaya çalışıyoruz, hem de hata varsa düzeltilmesine gayret ediyoruz ki, testi kırılmadan çözüm bulunsun.

Bu tepkiler dikkate alınmadığında sandıkta neler oluyor, bu defa hangi ‘daha büyük’ belalarla uğraşıyoruz, CHP’li belediyelerde olanlardan görüyorsunuz.

Yücel Koç'un önceki yazıları...