Kaydet
a- | +A

"Aynı şey! Ha benim, ha babanın bir şeyini müsaadesiz al! Sahibinden habersiz aldın mı? Aldın! İşte onun adı; hırsızlıktır..."

Murat:

- Seviyor mu sevmiyor mu? İnan ki emin değilim Abdullah kardeş ama yüzüme gazete, terlik, kitap eline ne geçerse fırlattığını unutamıyorum!

- İyi ki yemek bıçağı falan fırlatmamış!

- Yok daha ne!? Gerçi ben de cebinden para aşırmıştım!

- Söylediğine bak hele! Buna "hem suçlu hem de güçlü…” ruh hâli denir. Babanın kızmasını hak etmişsin!

- Habersiz almıştım o zaman!

- Kısaca “çalmışım” desene! Onun adı hırsızlık olum!

- Başkasının değil babamın parası!

- Aynı şey! Ha benim, ha babanın bir şeyini müsaadesiz al! Sahibinden habersiz aldın mı? Aldın! İşte onun adı; hırsızlıktır. Sen açıkça eşkıyalık yapmışsın!

- Olur mu ya? Söylediğini kulağın duyuyor mu? Bunun neresi eşkıyalık? İstesem vermez! Koca şehirde parasız mı dolaşsaydım?

- Bütün hırsızların kendilerini müdafaa etme psikolojisi; "Acımdan mı ölseydim?" Ölse daha iyidir bence!

- Zaten beni sevmiyor!

- Sen “beni sevmiyor” saplantısından kurtulman lazım önce! Hiçbir baba haykırarak “canım evladım seni çok seviyorum...” diye çocuklarına aşk ilan etmez.

- Ne söylersen söyle! Benim babam beni sevmiyor!

- Hayır, öfken aklını örtmüş! Sağlıklı düşünemiyorsun! Ben de aksini biliyorum; her baba evladını sever, hem de çok!

- Bundan daha yalan başka hiçbir cümle duymadım!

- Niçin yalan olsun?

- Çünkü aile, ebeveyn ve çocuk münasebeti; tamamen beklentilerden meydana gelen “mutualist” bir münasebet, ilişki…

- O da ne demek?

- Nasıl denir bilmem ama mutualizm; farklı iki canlının mecburen bir mekânda yaşaması. Her iki tarafa da faydalı olabilecek bir hayat tarzı ama…

- Çok manidar bir benzetme!

- Ne sayarsan say! Evlatlarını karşılıksız seven onlarca aile gördüm, çok heveslendim onlara! Beyhude heves benimkisi!

- Böyle olur! İnsanların gözü hep başkalarındadır! Onlara heveslenir, özenir, sahip olamadığı böyle bir aile profiline çok imrenir ama nafile!

- Evet nafile! Benim ailem; hiçbir zaman beklentilerime cevap veremedi, kendi saplantılarından öteye gidemedi! Nasıl para isteyeyim? Aynı lisanı konuşmuyoruz! Diyaloğum yok ki!

- Ne olursa olsun yine de ihtiyaçlarını demelisin!

- Yalan söylemek mecburiyetinde bırakıyorlar bizi! Sonra da suçlu ilân ediyorlar!

- İyice dolmuşsun!

- Hem de ne kadar! Param yok, keyfim yok, hürriyetim yok! Yakında kafayı sıyıracağım! En iyisi onlarla aynı mekânı paylaşmamak!

- Çok yanlış düşünüyorsun!

- Evdekiler de yanlış! İki yanlış bir arada olmuyor işte! Kayıtsız şartsız itaat edemem! Ben de insanım, fikirlerim var, görüşlerim, beklentilerim de... Öyle emirle oturup kalkamam! Benim değil onların istediği okullarda, onların bekledikleri şekilde okumak da istemiyorum!

- Tecrübelerini anlatmasınlar mı? Aynı hataya niçin düşesin?

- Babamın; bildim bileli ota-mota kızmak, yerli-yersiz her şeye karışmak gibi acayip hâlleri, lüzumsuz huyları var! Hâtta çoğu zaman ortak kullandığımız banyoyu teftişe gelir, inceler “ah bir şey bulsam da kükresem” der gibi bir ifadeyle her yeri didik didik eder, dik dik bakar, başını sallar çeker gider. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR