Uzun yıllardır köşemde, zaman zaman Rusya’daki değerler sistemi üzerine notlar paylaşıyorum. “Bizi ilgilendiren tarafı nedir?” diye sorulursa cevabım nettir: Benzerliklerimiz...
Son günlerde ortaya saçılan Epstein belgeleri ve içerdikleri ürkütücü gerçekler; toplumları ayakta tutan temel unsurun “değerler sistemi” olduğunu bir kez daha hatırlattı. Çöküşün ve kokuşmuşluğun geldiği noktayı gördükçe, bu konuyu daha sık ve daha derin konuşmamız gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.
Rusya’nın tezleri…
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, aile kavramını ve aile politikalarını devletin temel öncelikleri arasında görüyor. Ailenin korunması, Rus toplum düzeninin ana başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Putin’in 2024 yılını “Aile Yılı” ilan etmesi, sadece sembolik bir karar değil; aynı zamanda modern dünyada yükselen ve insanlığın uçuruma sürüklediğini düşündüğü akımlara karşı ideolojik bir duruştur.
Putin’in çocukların korunmasını aile bağıyla birlikte ele alan yaklaşımı, yalnızca kişisel bir görüş değil; Rusya’daki geniş bir toplumsal kesimin ortak düşüncesini yansıtıyor. Ülkenin ana orta katmanı diyebileceğimiz bu damar, Rusya’nın yönünü ve geleceğini belirleyen önemli bir güç olarak öne çıkıyor.
2025’in “Anavatanı Koruma Yılı” ilan edilmesi ise bu yaklaşımın devamı niteliğinde. Ortada bir silsile ve bütünlük taşıyan bir siyaset dili var:
Aile toplumun ana damarıdır, ana vatan ise o damarın vazgeçilmezidir.
Bu başlıklarla toplum ortak bir ideal etrafında konsolide ediliyor. Aile, ana vatan, millî kimlik, dinî değerler gibi kavramların içini boşaltmaya dönük küresel kültürel senaryoların ise uzun süredir devrede olduğu görülüyor.
Benzerlikler ve ayrışmalar
Rusya’ya bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye ile benzer bir refleks göze çarpıyor: Batı merkezli değer dönüşümlerine karşı direnç... Putin’in Batı medyasında sürekli şeytanlaştırılması da çoğu zaman bu ideolojik karşı duruşla bağlantılı ilerliyor.
Rusya’da aile politikaları yalnızca söylem düzeyinde değil, teşvikler ve sosyal desteklerle de güçlendiriliyor. Çocuk sayısını artırmaya yönelik uygulamalar, aileyi korumaya dönük düzenlemeler ve kültürel vurgular bu çerçevede şekilleniyor.
Bu değerlendirmeler bazı çevreleri rahatsız edebilir. Hızla “güzelleme” yaftası yapıştıranlar çıkabilir. Ancak hakikati tartışmak, birilerinin hoşuna gitmeyecek diye susulacak bir mesele değildir.
Batı meselesi
Bu yaklaşım, kategorik bir Batı karşıtlığı anlamına gelmiyor. Batı düşüncesinin insanlığa kazandırdığı pek çok değer ve fikir elbette önemlidir. Ancak bu durum, Batı’dan gelen her yaklaşımın sorgusuz doğru kabul edilmesini gerektirmez.
Batı’yı tarihsel derinliği içinde okuyunca, bugün gelinen noktada insanlığa sunduğu modelin ciddi bir kriz yaşadığı görülüyor. Güç politikaları, vekâlet savaşları ve jeopolitik projeler bunun somut örnekleri arasında.
İsrail merkezli güvenlik ve güç mimarisinin son yüzyıldaki işlevi de bu tartışmanın önemli başlıklarından biri olarak ortada duruyor.
Rusya’nın söylemi
Rusya, Ukrayna savaşının başından beri bunun yalnızca iki ülke arasında bir savaş olmadığını savunuyor. Batılı devletlerin fiilî ve stratejik müdahil olduğunu açıkça dile getiriyor. Bu tezler uzun süre küresel kamuoyunda bastırıldı, farklı okuma yapanlar ise çoğunlukla görmezden gelindi.
Moskova’nın temel söylemi ise şu eksende şekilleniyor: Değerler sistemi, aile, millî kimlik ve dinî hassasiyetler.
Putin yönetimi, dinî değerlere hakareti hukuken suç sayan bir yaklaşım benimsiyor. İslam’a ve Hazreti Muhammed’e yönelik hakaretler de bu kapsamda cezai karşılık buluyor.
Cinsiyet değişimi ve çocukların erken yaşta bu tür yönlendirmelere maruz kalması konularında da Rusya, yasaklayıcı ve korumacı bir tutum sergiliyor. Putin’in sıkça tekrarladığı ifade bu yaklaşımı özetliyor:
“Bir çocuğun annesi kadındır, babası erkektir. Bizim ülkemizde başka türlüsü mümkün değildir.”
Ortak değer kodları
Değerler sistemi kodları üzerinden bakıldığında Rusya ile Türkiye arasında belirgin ortak başlıklar bulunuyor: Aile, din, millî kimlik, bayrak, toprak ve vatan fikri... Batı’nın tahayyül ettiği Rusya profili ise bu değer merkezli yapıdan oldukça farklı.
Bu nedenle yürütülen ideolojik ve kültürel mücadele yalnızca Rusya’yı değil, değer temelli toplum yapısını savunan tüm ülkeleri yakından ilgilendiriyor.
2026’nın Rusya’da “Halkların Dostluğu Yılı” olarak planlanması da iç birlik ve toplumsal bütünlük vurgusunun devamı niteliğinde. Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefiyle yürüttüğü iç konsolidasyon arayışıyla benzer bir motivasyon taşıdığı söylenebilir.
Sonuç olarak mesele, yüzeyde görünen politik başlıklardan ibaret değil. Asıl soru şu: Hangi kanallar üzerinden, hangi değerler hedef alınıyor?
Rusya’yı ezberler üzerinden okumak kolaydır ve popülerdir. Nedenler üzerinden okumak ise daha zordur, eleştiriye açıktır ama hakikate daha çok yaklaştırır.

