Çocukluğumuzda çokça konuşulan deprem, 1939 Erzincan zelzelesiydi. Vatan coğrafyamız, önceki asırlarda meydana gelmiş ve can, mal, bina olarak hayli yıkıma yol açmış çok deprem yaşamıştır. 20. Asra damgasını vuransa Erzincan Zelzelesidir. Bu deprem, 27 Aralık 1939 gecesi saat 01.57’de meydana geldi. Erzincan merkezli olan ve 7,9 büyüklüğünde yaşanan afette 32 bin 968 kişi hayatını kaybetti…
Erzincan Zelzelesini, halkın sohbet gündeminden 1999 İzmit Depremi düşürdü. Marmara Depremi de denen bu afet, Gölcük merkezli olarak 17 Ağustos 1999 gecesi saat 03.02’de meydana geldi. 8 ilde hissedildi. 7,4 büyüklüğündeydi. Arzın kükremesi, yalnızca 45 saniye sürdü ama o kısacık zaman, bize asırlar gibi geldi. 8 il toplamında 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti. Bundan böyle Marmara Depremi halkın sohbetindeydi.
6 Şubat Depremine gelince:
Pazarcık ve Elbistan merkezli olarak iki defa yaşandı. İlki saat 04.17’de oldu. 7,8 büyüklüğündeydi. 1 dakika 40 saniye sürdü. İkincisi saat 13.24’te meydana geldi. 45 saniye devam etti. Adı geçen yer kıpraşması, 350 bin km2’yi içine alan 11 şehrimizde yaşandı. Hemen hemen Türkiye’nin yarısı kadar bir saha. Zelzele Mısır’a kadar hissedildi. Bu afette 53 bin 537 kayıp verdik. İç harp hâlindeki Suriye’de ise 5 şehirde yaşandı. Buradaki kaybımız da 8 bin 476 kişidir…
6 Şubat Depreminin ardından afetzede illerimizi ziyarete gittik. Bâzı vilayetlerimiz, kelimenin tam mânâsıyla enkaza dönmüşlerdi. Bir yıl sonra gittiğimizde hayli ilerleme vardı. 2025’teki ziyaretimizde ise yenilenmiş beldeler, güzel eserler, memnun vatandaşlarla karşılaştık.
6 Şubat Afeti, ülkemiz için son asırların en büyük felaketi oldu. Can, mal, mesken kayıp ve yıkımıyla Erzincan ve Marmara afetlerinden fazla ziyan meydana gelmişti.
Marmara Depremi, Erzincan Zelzelesini sohbet gündemlerinden düşürdüğü gibi 6 Şubat Afeti de onların her ikisini arkada bıraktı.
6 Şubat’la TOKİ, rüştünü ispat etti. Önceleri “acaba?” diye bakılan TOKİ Konutlarında çatlama bile olmadığını vatandaş, El Aziz’de gördü. Böylece Devlet ve Millet olarak gözümüzün önündeki bir değeri âdeta yeniden keşfettik. Turgut Özal’ın vatandaşı ev sahibi yapmak maksadıyla Başbakanken başlattığı TOKİ, 6 Şubat Afetine kadar mahcup ve mütevazı bir şekilde sessiz-sedasız işine bakıyor ve fakat çok da rağbet görmüyordu. O’nun değeri bu afetle bilindi. Şimdi en parlak kurumlarımızdan biri. Çok hayrlı işe imza atmakta ve çok dua almakta.
Erzincan Zelzelesinin acılarına dair büyüklerimizden duyduğumuz hatıralar, şimdi bizim için hayli uzaklardalar. Marmara yahut İzmit Depremini Fatih’te bizzat yaşadık. O geceyi anlatmaya çalışmak, felâketi resmetmeye kalkışmak kadar zordur. 1999’un hüzün veren bir tarafı ise şudur. O gece Marmara bölgesi beşik gibi sallanmış, felaket karabasan gibi milletin üstüne çökmüşken Ankara’da Hükûmet; Başbakan, Bakanlar, İstanbul bir tarafa Adapazarı’na kadar bile gelememişlerdi. Telefon irtibatı kurulamıyordu. Gelmemişlerdi, kurulmamıştı demiyoruz. O tarihlerde afete hazırlıklı da dayanıklı da değildik. 1 milyon dolar borç için Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı, Lüksemburg adlı ufacık devletin kapısında beklediği çekingenlik ve muhtaçlık yıllarıydı.
Tarihten bu yana… Erzincan’dan Marmara’dan 6 Şubat’a kadar zelzele, yangın ve her çeşit afette kayıp verdiğimiz din kardeşlerimize rahmetler diliyoruz. Onlar, akidemiz gereği, şehiddir. Marmara ve 6 Şubat Afetlerinin yaralılarına da şifalar dileriz.
Şahısların da ailelerin de milletlerin de başına trafik kazasından, kasırgaya, sele, zelzeleye, yangına, çığa, salgın hastalıklara kadar afetler gelebilir.
Eğer ortada Devlet varsa, Devlette vatandaşa kulak veren sorumlular varsa bu ziyanlar, bir şekilde aşılır. Böylesi hazin vakitlerde afetzedenin “kimsem yok”, “sahipsizim” duygusuna kapılması zelzeleden daha az sarsıcı değildir.
2025’te 6 Şubat afetzedesi olan illerimize gittiğimizde vatandaşlarımızı güler yüzlü ve şükürlü gördük. Bir kısmı evlerine, iş yerlerine kavuşmuşlardı. Diğerleri sıralarını bekliyorlardı. Herkesin ağzında “Allah, Devlete zeval vermesin!” duası tekrarlanıyordu. Devlet adamlarına emeği geçenlere kalbden “Allah, râzı olsun!” diyorlardı.
Üstelik 6 Şubat zelzelesi, 11 Mart 2020’de başlayan ve 102 bin 174 insanın ölmesine sebep olan Covid-19 felaketinin bitme noktasına geldiği 2001 ortalarından kısa sayılacak bir zaman sonra meydana gelmişti. Hâl bu iken, bir koca ülke büyüklüğündeki alanda felakete karşı savaş vermekte idare, yüz ağartıcı bir muvaffakiyet gösterdi.
Şahit olarak naklettiğimiz gibi netice memnuniyet vericidir. Daha kıymetli olansa felaket gelmeden evvel onu önlemektir. Yurdumuzun fay; kırık hatlar bölgesinde olduğu herkesçe bilinir. Buna rağmen bir asırdan bu yana yaşadığımız binaların vaziyeti gözler önündedir:
İstanbul, demek Suriçi yani Fatih demektir. Gelin görün ki sur-içi eciş-bücüş, çürük binalarla dolu. Hemen her apartmanın üstünde kaçak kat veya katlar var.
Bir musibet, bin nasihatten evlâdır:
Yaşanmış musibetlerden ibret alarak yeni binaları buna göre inşa etmeli, dönüşümleri de ahlâkıyla yapmalıdır. Şiddetli bir rüzgârda savrulacak gibi olan bir bina yer sarsıntısında hemen kapaklanır.

